12 Ağustos 2016 Cuma

Maher Zain - ONE 2016


Yoksa siz hala Maher'le tanışmadınız mı?
Aaa ne ayıp! :)

Lübnan asıllı İsveçli Maher, vakti zamanında gayet ehli dünya bir gençmiş. Ailesi müzisyen olduğu için zaten müzikle iç içe büyümüş. Zamanı geldiğinde dünya starlarının yapımcısından albüm teklifi gelmiş. Kabul edip Amerika'nın yolunu tutmuş. Her gece partiler, Vip eğlenceler.. Fakat Maher mutlu değilmiş. Bir tatilinde İsveç'e dönmüş ve yolu bir camiye düşmüş. Orada birileriyle tanışmış ve hidayet nasip olmuş.

Orada tanıştığı kişiler onu "müzik haramdır bırakmak zorundasın" diyerek korkutmamışlar. Çünkü Maher'in hayatı müzikmiş. Sesi güzel ve yetenekli. Maher düşünmüş, madem benim böyle bir yeteneğim var, bunu avantaja nasıl çevirebilirim?

İşte böylelikle Maher Zain, Maher Zain olmuş. Birbirinden güzel çalışmalara imza atmış. Bir çok dilde, bir çok ülkede albümü var.

Şahsen ben çıkışını yaptığından beri severek dinliyorum. Müzik,  hayatımdan çıkartabildiğim bir şey değil. Dinlediğim şarkılarında en azından iyiyi güzeli öğütleyen, efendimiz (sav) salat selam gönderen içeriklere sahip olması hoşuma gidiyor.Yani en azından bir şeydir :)

Maher'in 2016 albümü "One" a  bayıldım. Hepsini ayrı ayrı sevdim. Fakat "ummati" ayrı bir yere sahip oldu benim için.






Mustafa Ceceli'yle olan düeti zaten malumunuz.Ramazan vesilesiyle duymayan kalmadı.








Kızıyla beraber söylediği "Medina" çok güzel. Çocukların çok ilgisini çekiyor çocuk sesi duyunca :)







Ve en sevdiğim Maher şarkısıyla yazımı noktalıyorum :)





28 Temmuz 2016 Perşembe

Savaş Filmleri - #filmsepetim2


Darbe gecesi sabaha kadar ağladım.
Evim Mit'e çok yakın olduğu için hem uçaklar evimin camlarını titretti hem de gözlerimle uçaktan Mit'in taranışını gördüm.
Çok korktum.
Sadece sesler ve gördüğüm bir kaç dakikalık görüntü pskolojimi bozmaya korkmama yetti.
Darbe gecesi sabaha kadar ağladım çünkü ben koskoca bir kadın olarak sadece uçak sesinden korktum. Her gün bombalanan coğrafyalardaki çocuklar için ağladım.
Bunca günahın bedeli nasıl ödenecek?


Aslında bu filmleri izleyeli çok oldu. Böyle bir yazıyı yazmayı da uzun zamandır düşünüyordum fakat darbe girişiminden sonra yazmam daha yerinde oldu sanırım.
Neden birlik olmalıyız? anlamayan varsa bu filmleri izlesin.
Filler tepişir hep çimenler ezilir.
Olanlar hep masumlara, çocuklara olur.


İlk filmim,İran sinemasından Turtles can fly yada  Kaplumbağalarda Uçar. Bu film öyle bir filmi ki izleyipte etkilenmeyecek, ağlamayacak insan yoktur sanırım. Günlerce kendime gelememiştim.
Bahman Ghobadi'nin savaşın çocuk dünyasındaki yerini tüm gerçekliğiyle ortaya koyduğu son derece yalın ve samimi, acıklı yürek burkan bir film.

2003 te, Abd'nin Irak'ı işgalinde savaşın ne zaman çıkacağını öğrenmeye çalışıp duran aşiret ağalarının uydu kurdurmaya çalıştıkları bir tekno çocuk, bu tekno çocuk liderliğindeki  kamplarda kalan yetim/ öksüz çocukların mayın toplayarak hayatta  kalma mücadelesi. Annesi babası ölmüş, üç kardeş etrafında işleniyor film.

Çok acıklı, çok gerçek.
Vatan olmazsa böyle olur diye haykıran film.

imdb: 8,1



Twice Born, ya da Sen Dünyaya Gelmeden Önce, 2012 yapımı italyan ispanyol ortak yapımı bir film. Bizden de bir oyuncu var, Saadet Işıl Aksoy. Tanıdık simalar var Penelope Cruz gibi.

Oyunculuklar ve müzikler çok güzeldi. Savaş ve aşk   ön plandaydı.Bir de Bosna söz konusuyken benim için daha yürek burkucuydu. İzledikten sonra "Allahım çok acı savaş olmasın" dediğimi hatırlıyorum. Ağlamasanda böyle büyükçe yutkunuyorsun.
İzlemediyseniz mutlaka izleyin.

imdb: 7,4



Empire of the sun yada Güneş İmparatorluğu, 87 yapımı Spielberg filmi.
Christian Bale en fav aktörlerimdendir ve bunun nedenini bu filmi izledikten sonra daha iyi anladım. Adam küçücük bir bebeyken bile o kadar iyi oyuncuymuş ki!. John Malkovich güzelliğini de atlamayalım.

Zengin ailenin biricik oğluyken çıkan savaşta kaybolan ve aylarca kamplarda tek başına yaşam mücadelesi veren bir çocuğun hikayesi Empire of the sun.En son sahneleri hele.. :'(

imdb:7,8



Anime sevgim malum, daha önce yazmıştım ama söz konusu savaş olunca onu anmadan geçmek istemedim. Tabi ki Grave of the fireflies'tan bahsediyorum.Ateş böceklerinin mezarlığını ilk izlediğimde konusuna bakmadan atlamıştım. O kadar çok ağlamıştım ki!
Bir anime bu kadar acıklı olmamalı demiştim o zamanda.
Muhtemelen savaşla alakalı yeryüzündeki en güzel anime.
Hala izlemediyseniz izleyin.
Tabi ki Ghibli'den çıkma, yıl 1988.

imdb: 8,5



Dünya çocukların üzülmediği bir yer olsa Allahım!..
Amin.

14 Temmuz 2016 Perşembe

Another Miss Oh - 2016


               

                         Benim için bu yılın Kore dizisi "Another Miss Oh" oldu.

Hatta SG, Gentleman ve İts ok its love dan oluşan mükemmel serime kendisini de katmış bulunmaktayım. Hayırlı olsun.

Bana kalırsa uzuun zaman Kore dizisi seven, takip eden Korecanların  seveceği türden bir dizi.
Neden diye sorarsanız cevap olarak size   "farklı" derim.
Romantik komedilerde özlediğimiz o farklılık bu dizide var.




Kore senaryo bakımından zaten özgün bir dizi sektörüne sahip, bu dizi de gerçekten değişik bir konuya sahipti. Klişelerden uzaktı bana göre.
Oyuncular, yan karakterler inanılmaz güzel harmanlaşmış, kaliteli oyunculardı.
Başrollerin kimyası harikaydı.
Verilen mesajlar süperdi.
Replikler mükemmeldi.
Dizi boyunca sürekli iki saniye önce güldürürken iki saniye sonra ağlatan geçişler vardı ki çook başarılıydı!
Gerçekten koptuğum çok sahne vardı!
Yönetmen,senarist, dekorlar, çekimler, kostümler başarılıydı!
Ve benim için en en en önemli kriter: en mutlu musmutlu sona sahipti!

Eric Mun faktörünü de ekleyelim lütfen. Kendisi bu diziyle beraber bir çok kızın "oppa" sı olmuş durumda :) Eric'ciğimin sesi kalp ben diyor ve susuyorum :)


Konusuna gelirsek, kısaca özetlemeye çalışırsam ,Başrol kızımız Oh hae Young'un başına gelen bir takım talihsiz olaylar ve bu talihsizlik sonucu yaşadığı muazzam aşk.


Oh hae young, evlenmek üzereyken terkedilmiş bir kadın. Hemde "yemek yemene katlanamıyorum" denilerek. Düğünden bir gün önce terkedilmesi yeterince kötüyken bir de o kahreden sebep... Oh hae young düğünü ben iptal ettim diyerek ortalıklarda dolaşıyor.

Her gece sarhoş, her gece berduş.

Park do kyung,bir sene önce düğününde terkedilmiş bir ses yönetmeni. Ters bir adam.
Bir gün aniden kafasında "oh hae young" u görmeye başlıyor, anı gibi. Onu görüyor ve gördükten sonra Oh hae young'la gördüğü şekilde karşılaşıyor. Kader ağlarını örüyor yani.

Do kyung, neden Oh hae young'u görüp duruyor?..

Sanırım spo vermeden bu şekilde özetleyebilirim. Binlerce senaryo türedi dizi devam ederken. İnsanlar ne olacak diye çatladı gerçekten :) Mutlu son mu mutsuz mu, ha öyle mi böyle mi derken çok cici bağladılar kısacası.

Bu diziyi izleyin. Gerçekten çok güzeldi.





Spolu konuşacak olursam:

İlk bölümler dizi çok sarmadı beni. Anlam veremiyordum çünkü. Kız sürekli sarhoş, huysuz. Bir de kızı güzel bulmamıştım başrol için. Meğerse kızın zaten güzel olmaması gerekiyormuş :)
Ama sonra çok alıştım ve diğer güzel oh hae young tan  güzel buldum :) Ve tabiyki şirin.

Dizi  bana göre ikinci /üçüncü bölümden sonra açıldı. Sonlara doğru iyice güzelleşti.
Fantastik yönlerini çok güzel bir zemine oturttular ve verilen mesajlar çok güzeldi.

O kadar çok fazla sahne var ki! Aiyy.. hangisini yazsam bilemiyorum.

Sanırım en en en favori sahnem;


  •  Oh hae Young'un eski nişanlısına gidip  "Park do kyung'u iflas ettir, süründür umrumda değil ama ona vurma" deyişiydi. Ben o sahnede "nolur işini batırma" diye yalvarmasını bekliyordum ama o sevdiceğime vurma dayanamıyorum para mühim değil dedi.. Ben şok ben iptal :) Bana fazlasıyla romantik ve güzel geldi o sahne.

Diğer favorilerim:



  • Oh hae young'un kola şişesini eve kadar sürükleyip onu dışarda bırakamaması.



  • Başına hep kötü şeyler gelişi, kendini mütemadiyen rezil edişi ama yine de umutla veya takmadan devam edişi,



  • Avukat kanka ve çatlak abla ilişkisinin absürtlüğü, tontişliği ve komikliği,



  • Park Do kyung'un coolluğu, o çizgiyi hiç bozmayışı. Bir yerde oh hae young'un ondan için " bir üst ligin oyuncusu" diye bahsetmişti. Tam öyle bir adamdı .. Üst lig oyuncusu mahalle kızına aşık oldu :)



  • Oh hae young'un annesi kalp ben. Nolursa olsun kızının yanında olup gözyaşını silen anneleri seviyom.



  • Hae young'un nolursa olsun aşkında ısrarcı oluşu,çocuk gibi tutturuşu, kolay kadın olması :) Diğer kore dizilerindeki kızlar gibi ezik takılmayışı aşkına sahip çıkışı 



  • Hae young'un arada kurduğu  "keşke dünyadaki herkes ölse tek kadın ben kalsam, keşke şöyle olsa da böyle olsa" cümleler

  •  En son bölümde Avukat kanka'nın içerde kalıp çiftimizin oynaşmalarına maruz kaldığı sahneler, ne güldüm ya! Gerçekten koptum yani. Şuanda da gülüyorum satırları yazarkene :)

      


             Aklıma şimdilik gelenler bunlar. Ama dizi bunlardan çok daha fazlasıydı.

                                             Umarım keyifle izlersiniz :)

26 Haziran 2016 Pazar

Mustafa Kutlu - Hesap Günü



 Bu kitaptan sonra iyice anladım ki ben Mustafa Kutlu öykülerini seviyorum.

Uzun zaman olmasına rağmen tadı damağımda kalan, bir solukta okuduğum, okurken altını çizmelik satırlar bulduğum, etkileyici bir hikayeydi.

Kundakla musalla taşında bir hayat öyküsü. İki ezan arası insan.

Hikaye, kahramanımızın cenaze töreninde başlıyor. İnsan nasıl yaşarsa öyle ölüyor.

Her şeyini tadıyor diyebilirim şu hayatın. En etkileyici kısmıysa ölmesi.

Başarı, güç, şan, şöhret,aşk, kadınlar, yuva, evlat,başarısızlık, aldatılma, hayal kırıklığı... ve sonunda ölüm.


Gerçekten çok güzeldi ve böyle silkeleyici bir yanı da vardı.

Buracığa  Suavi ağabey'in kitapla alakalı yazısını da iliştiriyorum. O daha güzel anlatmış tabiyki.

Alınacaklar listenize ekleyin, benden tavsiye.


 HESAP GÜNÜ 
MUSTAFA KUTLU






-TANITIM YAZISI-
“Musallada bir tabut, yeşil örtü üstünde, yapayalnız…

İkindi  okunmuş,  namaz  kılanlar  camiye  girmiş,  kılmayan  kalabalık  cami  duvarına  yanaşıp  saçak  altına
sığınmış.  Alafranga bir muhit;  ama gelin durumu izah edin. Erkekler cami duvarında, kadınlar şadırvan
altında. Haliyle haremlik selâmlık olmuş. Böyledir…

Önce  bir  büyücek  naylon  top,  pat-pat  zıplayarak  müezzinin  bahçesine  kadar  gitti,  mısırların  arasında
kayboldu.  Topun  ardından  bir  oğlan  çocuğu  altı,  yedi  yaşlarda; onun  ardından  aynı yaşta  bir kız,  mısır
püskülü sarı saçlarını savurarak koştular.

Hem koşuyor, hem gülüyor, hem cıvıl cıvıl konuşuyorlar. Mısırların arasında kayboldular. Çocuklar böyle
bir rüzgâr estirdiler işte. Gökyüzünün karanlık çarşafı keskin  bir bıçakla yırtıldı. Arasından güneş çıktı,
beyaz bulutlar. Kuşlar ötmeye, çiçekler açmaya başladı. Şadırvan havuzundan su sesi geldi.
Hayat olanca parıltısıyla cami avlusunu ışığa boğdu…






Baskı Sayısı1. Baskı
DilTÜRKÇE
Sayfa Sayısı158
Cilt TipiKarton Kapak
Kağıt CinsiKitap Kağıdı
Boyut13.5 x 19.5 cm


21 Haziran 2016 Salı

Oh My Venüs (2015)




Oh My Venüs, 2015'in favori dizilerindendi benim için. Konu çok kötü bile olsaydı Min ah & Ji sub ikilisinin tatlışkolukları için izlerdim sanırım. Beraber oynadıkları reklamlarda öyle güzel enerjileri vardı ki gerçekten bir dizi yapmalarını bekleyen çok insan vardı.





Konuya gelirsek,  Kang joo eun (Min ah), vakti zamanında Daegu Venüs lakabıyla bilinen, herkesin yoluna güller serdiği güzellikte ve başarılı  yüzücü   bir sevgilisi olan  bir genç iken, 33 yaşında hayli kilo alıp o güzelliğini kaybetmiş ama avukat olmuş bir kadına evrilmiştir.
Liseden beri devam eden o efsanevi aşkı da kaybolan güzelliği gibi kaybolmuş, sevgilisine eskiden şişman ama şimdi taşa dönüşmüş olan joo eun'nın eski bir arkadaşıyla beraber olup boynuzu takarak terketmiştir.

 John Kim yada Kore ismiyle Kim Young Ho ( So ji Sub) , yurt dışında çok ünlü bir kişisel koçtur. Fakat aynı zamanda Kore'nin zengin ailelerinden birinin oğludur. Çocukluğunda bir takım travmatik olaylar yaşadığından yurtdışında John Kim olarak yaşamayı tercih etmiş fakat  ailesi  Kore'ye dönüp şirketin başına geçmesini istediği ve John Kim olarak bir takım skandallarından kaçtığı için bir süreliğine Kore'ye dönmüştür.

Bu süre zarfında kaderin cilvesi olarak Kang joo eun'la yolları kesişir, Joo eun onun John Kim olduğunu keşfeder, zaten boynuzu yemiş olmanın verdiği gazla, john kim'i kendisine koç olması için ikna eder. ( Biraz tehditle :) ) ve böylelikle dizi başlar.


Bundan sonra spoiler,

Bir kere konu beni benden aldı :) Şişman kızların zayıflayıp intikam aldığı filmleri, dizileri çok severim. Hayatı boyunca kilo sorunu yaşamış biri olarak diyebilirim ki bu dizi benim dizim :)

Dizi boyunca kang joo eun'dan 300 kilo gibi bahsedip durdular.


Ki bence kadının bu hali bile çok güzeldi, tatlıydı :)
Konu klasik olsa da işin içinde ji sub olunca o iş tatlılaşıyor. Adamın donuk ama iç ısıtan bir yanı var kesinlikle. 
Rolünü çok yakıştırdım, vucüd yapısı, bakışları, mimikleri sanki gerçekten koçluk yapıyormuş gibiydi. Hoş eminim günde en az iki saat spor salonundan çıkmıyordur :)

Çok sevimli ve komik sahneler vardı.
Favori sahnelerim: 
İlk bölümdeki korse sahnesi ne utanç vericiydi! :) 


İkinci bölümdeki kızı düştüğü yerden şovalye gibi kurtarıp durumu kotarışı kalp ben.



Minah gamzesi diye bir şey var :) Gamzeyi fark ettiği an 


Ben karbonhidrat yemem diye diye dolandığı bu sahneler


Asansör sahnesi!.. Burda ji sub'mın " kızım ne abartıyosun yaa sana evlenme mi teklif ettim sanki" tadında ayar verişi :)


Ji sub tatlılığı kalp ben . İki de bir kollarını açıp sarılmayı beklemesi 



Kang eun joo'mın bir zaman sonra young ho'yu sürekli bu modda görmesi :)




Beraber plank duran çift sevimliliği.


Bu arada bu hareketin kalp yapmak olduğunu yeni anladım! :o Bu nedir arkadaş ya deyip duruyordum kendi kendime :)


Yan karakterlerin şapşikliği!


Bu sahne!



Ve tabii ki efsane evlilik teklifi! Vay be demiştim izlerken!


Aileyi ziyarete gidişleri. Onun öncesinde Venüs'ümüzün halmoni'yle görüşmesine kopmuştum. Hele para hazırlayışı! ahaha..


                                                   

                                           Ve tabi ki son! Eun'nın eski haline dönüşü :)










Mutlu sonları kim sevmez?