27 Haziran 2010 Pazar

Dylan'lı bir ölüm

Silahını bana doğrulttuğunda ağzımı açıp ellerimi kaldırdım.
Kulaklar basınca maruz kaldığında ağzı açmak onları rahatlatır.
Kulaklarımın rahatlamasına gerek varmıydı bilmiyorum,çoğu kez duymak istemediğim şeyleri duyuyordum insanlardan... O zaman sessizlik,en büyük nimetti bana.
En son kardeşimdi bana deli gibi "sessizlik" aratan...
Bir film karesi gibi,slow motion bana bağırırken ben,aslında güzel bir kız olduğunu ona kavganın yakışmadığını düşünüyordum.Sesleri çıkarttığımda o kareden daha çekilebilir bir çirkinliği oluyordu bu karenin.
Kareler demişken geometrinin en sevdiğim konusuydu,kareli gömleğim ve pötü kare -buradaki pötü fransızca küçük demek okuyucu belki sen ona piti diyorsundur,canın nasıl kullanmak istiyorsa öyle kullan,özgürsün ki- pantalonum en sevdiğim ikiliydi,gerçek bir simetriye sahip kare evimiz ve kare odam...yuvarlak bir dünyada kareyi seversen başarılı olamazsın,başarısızdım ve muhtemelen herşeyin sorumlusu karelerdi.
Ve olmadık zamanlarda kafama takılan binlerce detayın sorumlusu da onlardı.
Tuvaletteyken kırgın olduğum insanları,asansördeyken miami'deki lise arkadaşımı,seyretmediğim maçları... Sunum yaptığım anda balığım hayriyi, öss sınavında çaprazımdaki kızın nereli olduğunu... Düğünüm de evet derken neden 'evet'e evet dediğimizi,bebeğimiz doğarken,karımın çığlıklarında aslında onun çocuk doğurmak yerine iyi bir soprano olarak kendine kariyer yapabileceğini düşündüğüm gibi...
Yine aynı şeyin olması içler acısı.
Ben tam olarak şuanda bunları düşünüyorum.
Başkası olsa ağlardı belki,belki yalvarırdı,ardından "nasıl kaçabilirim?" diye düşünürdü.
"Abi çoluğum çocuğum var,yapmayın" derdi belki de...
Fakat etrafta fazla karınca olması,rutubetin olduğunu gösteriyor,rutubete olan alerjim midemi bulandırıyor.
Bu sırada " one more cup of coffee for the road" diye bağırmaya başladı bob dylan.Acaba yeni mi söylemeye başladı yoksa dinlemediğimi farketip bana mı bağırdı bilemiyorum.Birden aklıma ilk aşık olduğum kadın geldi,retro yıllar,bob dylan,herkesin vatkalı ceketleriyle salındığı o cadde...
Uzun boylu esmer ve yeşil gözlü kadın.Kırmızıyı seven,kırmızı oje ve ruj süren.
"one more cup of coffee for i goooo" kendimi kırmızılıya yalvarırken buluyorum.
Bir fincan kahve,kırk yıl hatırsız,sadece bir kere daha görsem seni,çok özledim.. sadece bir fincan kahve daha ben gitmeden? "to the valley below" cehenneme gitmek üzereyim,ellerimden tut!...

Silahını ateşledi ve bir ses duydum,ölmek için güzel bir şarkı değildi bu...
Bunu kim seçti?saçmalık...
"Close your eyes,close your doors,i ll be your bayb tonigh" yine mi sen Bob?
Ben boşluğa süzülürken hem de ölürken bruce wills filmlerinden bile daha afilli,
bu şarkı olmamalı...
"Knock, knock, knockin' on heaven's door" işte bu iyi...
Ben bu şarkıda düşerim kırmızılının kucağına,pötü kare gömleğim kırmızıya bulanmışken,kırmızlının gözleri kırmızıya çalmışken,kırmızı bir gün geceye gebeyken..
Ben işte böyle ölebilirim ancak...

Bob dylan- one more cup of coffee
Bob dylan- i'll be yours baby tonight
Bob dylan-knocking heavens door

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Birşeyler söyleyesim geldi