4 Kasım 2010 Perşembe

Nietzsche,Faulkner,Tarkovsky üçlemesi

Nietzsche, herkesin dilinde ezber olmuştur aslında.
Ama ben en çok bunalımına yakışmasını severim nietzsche'nin. Varoluşçuluk gereği içindeki boşluğun yarattığı mı yoksa imkansız aşkı Lou Andreas Salome'siz yaşama duyduğu aidiyetsizlik mi onu bu bunalımın baş kahramanı yaptı, bilemiyorum.Hiç bir okula,akıma,ekole dahil edemezsiniz nietzsche'yi. Çünkü o tektir,yalnızdır,durduğu yerde değişik bir halde sağlamdır.Virtüötik,aforizmacı,fragmancı... Nietzsche bunların hepsiyken,ayrı bir yerde durur itinayla.Ona "acıların çocuğu" yakıştırması gülünçtür demeyin,Thomas Mann ona "acılı bir ses,acıma hissi uyandıran bir kehanet" yakıştırması yapıyor. Nietszche,bana büyük ilhamlar yada yollar göstermese de onu okumak ayrıdır. İroniyi onla öğrendik çünkü Nietzsche, Yaşamdan iğrenip,kaderini seviyordu.
Peki ya Faulkner ve Tarkovskyin,tren rayları gibi paralel yöndeki gidişleri..
Eserlerinde zamanı delicesine gerçeğe yakın kullanıp,bilinç akışı tekniğini ustaca konuşturmaları.
Hayranlık duyarım.Faulkner'in sakat kızım dediği "ses ve öfkesi",acımasızca eleştirilen "sivrisinekleri",Güneyli oluşu,güneyden kopamaması ve kendine oluşturduğu ülkesi Yoknapatawpha'sı.. Dehşetli şeyler bunlar.Asla akla hayale gelmeyecek derecede farklı ve herkesin bir kere bulaşması gereken yazılar.
Söylenecek çok söz var,söylenecekleri zaten söylemiş selahattin yusuf,elisabeth-kısaca diyorum siz onu biliyorsunuz- kitabında..
Okumadıysanız elinize geçirin hemen bu kitabı.
İyi okumalar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Birşeyler söyleyesim geldi