29 Ocak 2010 Cuma

Sıradan bir gün



Saat 07:18’i gösteriyordu,elinde süpürgesi her zaman ki gibi sokaklardaydı.Tek tük birileri geçiyordu yanından. Kimse günaydın demiyordu,hoş umurunda da değildi. On üç senedir çöpçüydü.onüç senede onsekizbinbeşyüzellisekiz insan süpürgesinin ucundan geçmişti,hiç birini önemsemediği gibi bu sabah kileride önemsemiyordu. Tek istediği huzurluca işini bir an önce bitirmekti. Yerdeki meticin kekinin kağıdını özenle attı küçük çöp arabasına. Kendi kızı da meticini çok severdi. Ödül olarak meticinleri vardı onların. Akşam eve dönerken meticin alıp kızını mutlu ederdi,aynı oranda mutlu olurdu. Birde ünlü olduğu zamanları düşündü. Yine bir sabah vardiyasında sokağın birinde çöpün yanında boylu boyunca uzanan kızın cesedini o bulmuştu. Kız,tecavüze uğramış ve onsekiz yerinden bıçaklanmıştı.. ses getiren bu trajik olayda tam on sekiz kez haberlerde boy göstermişti.Her defasında aynı şeyleri söyleyen görüntüsü yayınlanmıştı kanallarda.o zamanlar işini yaparken kendi kendine hep acaba beni tanıyan birileri çıkar mı? Diye sorardı. Yoldan geçen bir iki kişiye gülümseyerek bakardı. Evet o benim,o kızı ben buldum,gerçekten yazık dimi? Yanından geçip gidenler gibi yıllarda geçmişti. O kızın vücudu toprak olmuş,haberlerinde boy gösterdiği kanallardan biri kapanmış,mahalleye Katolik bir aile taşınmış,karısı onlara aşure götürmüştü.Yere düşmüş bir yaprak yığınını daha küreğine istifleyip onları da ait oldukları yere gönderdi.

Tam bu esna da saat 5 yönünde siyah bir Chery’e meymenetsiz bir suratla otuzsekiz yaşındaki doktor bindi.

Araba’nın kontağına sarıldığında ebesinden başlayıp ailenin son ferdine kadar içinden sövdü sövdü. Kızgındı,her şeye.Bir tek kendine kızgın değildi.Bütün bu geceler de olan da olacak olanlarda onun suçu değildi. İyi bir evliliği,sevdiği iki çocuğu ve dahası parası, çok parası vardı.yirmisekiz yaşındaki evli bir hastasıyla bir ilişki yaşıyor diye üzülmeyecekti.Bir bedel ödemeyecekti.çünkü her bedeli parasıyla ödüyordu,hayatındaki kadınlara çok paralar harcıyordu,bedel sadece buydu,başka bedeller olmayacaktı.
Sağ şeritten yavaşça ilerliyordu. Kayınvalidesinin asık suratını hayal etti, üzerine iki kahve fincanla ancak tahammül edebiliyordu. Canı kahve istemiyordu,şuanda hayattaki en son ihtiyacı olan şey kafeindi,buna emindi. Yönünü muayenehanesine çevirdi. İlk hastası bir ergendi. Klasik ergen takıntılarına kalp konsültasyonundan sonra sponsor ilaç firmalarla derman olucaktı.Rutin hasta muayenelerinden,testlerden ve sonuçlarından sıkılmıştı bile. Dün öğle saatlerinde gelen hastası hariç. Yirmi sekiz yaşındaki evli bayanın sorunu mutsuz evliliğiydi. Çaresi tamamen direk müdahaleydi. Hastasını çaresiz bırakmayı kim isterdi?
Tüm bu düşüncelerle muayenehanesine vardığında saat 09:18 di.

Muayenehane kapısının önündeki kediyi kovaladı.

Koşmaktan susamıştı. İnsanların özellikle küçük insanların kovalamalarından nefret ediyordu.Bu nasıl bir zevkti lan? Bu nasıl bir fanteziydi?
Yeni sahibini pek seviyordu.altmış sekiz yaşında bekar bir baydı. Çok kibardı. Onunla birlikte sekiz kediye daha bakıyordu. Hepsine belirli saatlerde bahçesine yemek çıkartıyordu. Saatleri şaşmazdı. Erken gitmese bile seslendikten sonra sorun yoktu. Her zaman yemeği hazırdı.
Artık yaşlanmıştı,bu yüzden mutluydu bu sahibi bulduğuna. Sayısını hatırlamadığı kadar çocuğu,sevimsiz tüyleri vardı. Eskiden olsa… eskiden olsa güzel kavgalar ederdi. Ama şimdi tek şansı bu ihtiyardı. Şüphe yok ki daha iyi bir sahip çıkarsa onu terk ederdi. Hiçbir insan evladı umurunda olamazdı. Sadakat ve sevgiden ziyade daha önemli sorunları vardı.
Sıcak bir yer istiyordu uyumak için. Yaşamak için yemek kadar kaldığın yerde önemliydi. Kendisine iyi bir yer veren sahibe sadık bile olabilirdi. Karşıdaki çöpe yöneldi,bakmakta yarar var deyip eşelenmek istedi. Bu sıra da karşıdan gelen uzun yüzlü, uzun boylu, gözlüklü çocuk kediye hırladı. Hakikaten, bu bir nasıl fanteziydi lan?
Gözlüklerini burnuna yerleştirdi. Aşıktı,herkesler ölsündü,batsındı bu dünya. Sonra vazgeçti,onun kendisini sevebilme ihtimalini sevdi, sonra bütün bu arabesk hallerden çıkıp marketten bir süt ve ekmek aldı,gözü meskafe üç in birlere ilişti,aşk acısının kafeine ihtiyacı oluyordu. Ama onları es geçti, biliyordu içten içe bu aşkı da es geçiçekti bir zaman sonra, ozamana kadar bununla idare etmeliydi. Herkesi ömrünün aşkını bulduğuna ikna etmeli,ikna olduklarını anladığında vazgeçmeliydi. Kasa da parayı öderken kasiyerin göğüslerine baktı. Aşık olduğu kızınkiler daha güzel olmalıydı. Sonra poşetini alıp hızla yola koyuldu. Kapıdan girdiğinde üşüdüğünü fark etti. Atanamamıştı, evdeydi,bir daha sınava girecekti,ömrü sınavlara girip çıkmakla geçmişti, formlara ödediği paraları biriktirse iş kurabilirdi,buna adı kadar emindi. Annesi kahvaltı sofrasından bir bakış fırlattı. Onu evde istemiyordu, uzaktan akrabalarının kızıyla evlendirmek,mürüvvetini görmek istiyordu. Haklıydı da. Her anne bunu isterdi. Aşık olduğu kızı düşündü birde. Annesi o kızı istemezdi. Ne önemi vardı ki? İşsizdi, hala bir öğrenciydi, inekliyordu, yaşlanıyordu ve he evet aşıktı. Arkasındaki sınıf öğretmenine aşıktı. Aynı dersanede olmaları, aynı sınıfta aynı havayı teneffüs etmeleri… kaderin cilvesiydi.öğle arasına çıkmalarına beş dakika kalmıştı. Çıktıklarında onunla bir şekilde sohbet edecekti. Kimbilir belki evlenme bile teklif ederdi. Oha abartmıştı, sadece beraber yemek yiyelim mi? Derdi. Şimdilik kafiydi.

Lokantaya arkadaşlarıyla gitmenin buğusunu içine çekerken, yolun karşısındaki avm’ ye takıldı gözü.

Saat 13:18’di. Avm de öğlen yoğunluğu yaşanıyordu. Saat sekiz yönünde süper minisiyle mistarbakskafe’ye yönelmiş bir hatun yürekleri hoplatıyordu. Muhtemelen öğle arasını kafein ve sigarayla geçirmek isteyen bir çalışandı. Gözlerin onun üstünde olmasına aldırış etmiyordu. “independent woman” yaftasıyla yaşıyordu, mutluydu,süper bacakları vardı,gösterebilirdi,kapatanların hepsinin muhtemelen selülit tarlaları vardı. Onu dikkatle inceleyen güvenlik görevlisi bayanı da görmüştü. Ona üzülüyordu. Erkek gibi giyinmek zorundaydı. Belki de kendisini kıskanmıştı. Yeni aldığı motiç ayakkabılarıyla zaten fark edilmemesi imkansızdı. Garanti bile verirdi, selülit tarlalı hatunlar bile giyse sükse yaparlardı.teşekkürlerdi motiçe. İyiki vardı motiç.

Caffè Misto’sunu yudumlarken karşı masada ki orta yaşlı beyefendiye ilişti gözü. Ayakkabı kemer saat üçlüsüne dikkat etmesi hoşuna gitmişti. Şıktı ve havalıydı.
Tüm bunları düşünürken avm nin bahçesinden bir çift geçti.

Çiftin kafasının üstünde hayal baloncukları vardı. Sürekli değişen,çeşitlenen hayaller silsilesi.
Gerçekleşmelerinden emin kurulan,üstünde oynanan,rötuşlanan hayaller. İşin kötüsü onlar hayaldi,bir balonun içindeydi,balonu patlatmaya bir iğne yeterdi,onların iğneleri dilleriydi. Ağızdan çıkanın iğneden farkı yoktu, onlar bunun farkında değildi. Henüz iki aydır beraberlerdi. Bir arkadaş ortamında özellikle tanıştırılmışlardı. İkisi de üniversitedeydi, ikisinin de geleceği parlak meslekleri yoktu. Şuanda umurlarında değildi zaten. Hayallerinde üç dört hatta sekiz çocuk bile yapabilirlerdi. Fatura,kira,kaynana gibi can sıkıcı detaylar plan dahilinde olamazdı zaten.ilk buluşmalarına kocaman buketle gitmişti erkek kısmı. Kız kısmısı buna sevinmiş,ballandıra dillendire arkadaşlarına anlatmıştı. Hediyelerin havada uçuştuğu dönemdeydiler. Aşkımlar,canımlar,cicimler düşmüyordu dilden…
Zaten zibilyon tane ortak noktaları vardı. İkisi de “barcelona barcelona” filminden nefret ediyorlardı, matriks üçlemesinden bir bok anlamamışlardı,yalnız kaldıklarında burunlarını karıştırmaktan acayip zevk alıyorlardı,spagetti’yi kırmadan yapıp gözlerine kadar bulaştırıp yemeyi seviyorlardı,futbol seviyorlardı, facebooklarından birbirlerine mesaj bırakmayı seviyorlardı,gizlice İsmail yk dinliyorlardı,papatya seviyorlardı,nil’den nefret ediyorlardı.
Daha nolsundu. Evlenip beraber geberebilirlerdi işte. Ötesi yoktu bu işin. Avmyi arkalarında bırakıp,bir cafe değiştirip,bir restauranta varmışlardı.iki karışık pide, bir ayran, bir diyet kola söylemişlerdi.Garson yanlarından ayrılınca duvardaki resimlerle dalga geçtiler. Bir tanesinde kadın erkeğe yalvarır gibi eteklerine yapışmıştı,kırmızı hakimdi. Diğerindeyse tam tersiydi.
Üçüncü resimde kadın ve erkek uzaklardı aralarında sadece siyah vardı.
Yemeklerini yiyip kalktıklarında saat 17:18’di.

Kızı evine bırakmak için bir taksiye elini uzattı. Bu sırada kızda diğer eline sımsıkı yapışmıştı. Sanki kaybolmak istemeyen küçük bir çocuk gibi. Devamlı birbirlerine bakıp gülümsüyorlardı.” Kelimeler kifayetsiz” kalıyor denmesi böyleydi. Taksinin biri durduğunda içinden sarıklı cübbeli bir adam indi, dehşetle bakıştılar. Çift taksiye yöneldiğinde cübbeli “estağfurullah” çekti. O sıra da karşıdan geçen bir emekli astsubay cübbelinin iç çekişine şahit oldu.

Astsubayın önüne mendil satan çocuk fırladı. Aynı ses tonu, akan burnu,sümüklerini yalayan dili,çorapsız ayakkabıları,dökülmüş dişleri… Buna hiçbir zaman dayanamazdı. Dayanamadı,mendili aldı.

Mendili bir liraya satmanın mutluluğuyla adamın yanından ayrıldı. Üşümüyordu sadece acıkmıştı. Beklide karşıdaki çocuğun yerinde olsaydı,kocaman robotu,sıcacık evi,güzel ayakkabıları,onu seven belki de bir abisi olacaktı. Aslında bir abisi vardı fakat onu hep döverdi. Döverken belki severdi de belki. Ama ne kadar sevilse de karşıda murgerkingteki çocuk kadar sevilmezdi. Murgerking’te kola-patates-hamburger yememişti hiç. Bazen bahçesine yanaşıp ağabeyelerden ablalardan isterdi. Veren olursa ancak kola içerdi. Üçünü bir arada yemek hayaldi.Esaslı bir hayal. O çocuk şanslıydı. Onun yerinde olsam iyi olurdu diye düşündü tekrardan. O sırada çocuk ve annesi ayaklandı. Dışarı çıkmaya hazırlanıyordu. Güzel bir mavi mont,siyah bere,eldiven. Annesi giydirmişti hepsini, keşke annesi bu kadın olsaydı. Dışarı çıkmışlardı bile. Anneye doğru yöneldi,sordu,gerçekten isterlermiydi ona yardım etmek?belki bir murgerking parası verirlerdi,belki sevip saçını okşarlardı,belki elinden tutup evlerine götürürlerdi.
Anne gülümseyip beş lira çıkardı cebinden. Çocuksa garip sesler çıkartmaya,huysuzlanmaya başlamıştı. Böyle garip davranmasına anlam verememişti ama zaten önemli olan parasıydı.Bu parayla murgerking de istediğini yerdi ama bu para onun değildi. İç geçirdi ve parayı cebine atıp uzaklaştı.

Anneyse huysuzlanan oğlunu sakinleştirdi. Arabaya doğru ilerlediler. İyi bir işi vardı. Maddi durumu da yerinde olmasaydı, kadın programlarından birinde boy gösterebilirdi.
Oğlu doğuştan engelliydi. Otistikti. Bu Allahın onlar için hazırladığı bir imtihandı. Buna kendini inandırmıştı. Oğluyla beraber cennette güzel günler diliyordu.
Oğlunun engelli oluşuna alışması hayli vaktini almıştı. Ama kocasının aldatışına ve terk edişine hala alışamamıştı. Çocuklarının bu halde olmasından hep o sorumluymuş gibi davranmış, bir gün biriyle olan ilişkisi itiraf edip kaçmıştı. Evet kapıyı çarpıp kaçmıştı. Her erkeğin yaptığını yapmıştı. Kaçmıştı. Sorun varsa erkek yoktu işte. Bu bir kanun değildi yok. Kanunlar bile çiğneniyordu çünkü ve bunu çiğneyen erkek görmemişti daha.
Ne sanıyordu ki?
Gittiği kadının koynunda rahat uyuyacağını mı? Biliyordu, bu ilahi adalet yakın zamanda tecelli edecekti ve tez zamanda layığını bulacaktı.
Donuna kadar her şeyini almakla başladı tabiî ki bu tecelli mekanizması işe. Herkesin yüreğini sızlatan bir tabloya sahipti. Nasıl almasındı? Ama daha durdu, yeni başlamıştı.

Eve vardıklarında annesinin uyumamış olduğunu diledi. Erkenden uyuyabiliyordu çünkü. Yorulmuştu. Bütün gün çalışıyordu,oğlunu özlüyordu,terk edilişin ve aldatılmışlığın,yüzüstü bırakılmışlığın acısını çekiyordu içten içe. Ayda bir kez terapiste gidiyor,küfür ediyor,ağlıyordu. Bazen de tek istediği sigara oluyordu. Bir tane sigara. Sonra yine oğlunu düşünüp unutuyordu sigarayı da. Ölmemeliydi çünkü. Minik kuşu o olmadan uçamazdı. Oğluna hep bakacak,hiç yanından ayrılmayacaktı.
Allaha beraber ölelim diye bir kez daha dua etti.

Telefonu çaldı,eline aldı,saate gözü ilişti. 20:48’di. Telefonu yanıtlarken karşı kaldırımdan iki kız yavaşça yürüyordu.

Evlerine gelmelerine az kalmıştı. İkisinin de eli kulağındaydı.telefonlarını kapattıklarında radyasyondan öleceklerini biliyorlardı. Dahası sigaradan da öleceklerdi. Hormonlu yiyecekler,dar kotlar ve düzensiz yaşamdan da. Öleceklerdi biliyorlardı. Geçen sene okullarında kafasına sıkılan bir kurşunla ölen kız gibi öleceklerdi. Hepsi akıllarındaydı ama şuan bunu düşünemezlerdi.
Çünkü biri bir türlü bitmeyen borçlarını kapatmak için bin tane yere part-time eleman olmak için başvurmuştu. Hiçbir tanesi dönmezken bu akşam bir tanesi can kurtaran simidi olmak niyetine girdiklerini,gelip bir görüşmeleri gerektiğini söylemişlerdi. Sonunda diye naralar attı içinden. Bu işi bulmazsa hapse bile girerdi belki, kim bilir. Diğeri laftan anlamayan annesiyle kavga ediyordu. Bu saat oldu hala neden dışarıdasınız? Tarzındaki sorulardan bıkmıştı. Üçüncü sınıf olmuştu. Büyümüştü bunu kabul etse ölmezdi. Ama edemezdi çünkü o anneydi o da anne olunca anlardı ve dıdıdıdıdıt dıt dı!

İki si de evlerine vardıklarında yorgunlardı ve bir heyecan vardı içlerinde. Bugün pek boktan ve sıradan bir gündü ama yarın başka türlü bir gün olabilirdi.

Belki yeni bir aşk bulurlar,belki yerden 80 tl bulurlar,belki marketin 8888. ci müşterisi olurlar ve sınırsız alışveriş kazanırlar,belki hocaları o ödevlerden 88 verirler ve okul hayatlarının seyri değişir.

Belki de biz şimdi biraz çikolata yemeliyiz dediler,moka kola içerken miskuik yediler.
Miskuik’in kabını cama çıkıp sokağa fırlattılar.

O sıra da miskuik bir bekçinin önüne düştü. Bekçi sinirlenip okkalı bir küfür savurdu.

Saat 23.58 ‘di..