26 Kasım 2010 Cuma

Newyork'ta 5 minare,beri gel canım beri gel!

Geçen gün Mahsun'un taze filmi Newyork'ta 5 minare'ye gittik arkadaşımla.
Film için çok güzel şeyler çiziktiremeyeceğim ne yazık ki.
Çünkü beklediğimi bulamadım.
Şunu söylemeliyim ki Mahsun, kendini aştı.Filmlerin hem senaryoları,hem de yönetmenliği ona ait oluyo ki bu gerçekten iyi birşey.
Yani "lololo mahsun" imajından sıyrılıp "entel" mahsun'a ramak kalmış gibi.
Filme sağlam para harcanmış,Hollywood yıldızları,çekimler,görsel efektler hepsi çok güzel fakat..
Kurgu pek olmamış.
Çünkü Mahsun'un filmlerinde sosyal msj verme gibi kaygısı var. Bu bence çok güzel.Fakat öte yandan bunu abatmamakta gerek.Bu film de gereksiz bir abartı var bence.Yani her soruna değinicem derken karman çorman çorba olmuş bir film çıkmış ortaya. Newyork'tan Bitlis'e, Terör'den töre'ye bağlanan bir konu. Biraz aceleye getirilmiş gibi, biraz eksik kalmış gibi.
Bir de film de sürekli aynı repliklerin tekrarlanması çok sıkıcıydı.
Fakat yine de Hollywood yıldızlarını Müslüman görmek,onların ağzından "islamla terör bir değil" sözlerini işitmek çok hoş.
Bir de sonuç olarak bizim filmimiz. Yabancı aktör-aktrisler de girince işin içine sahiplenmeden olmuyor :)
İzlemenizi öneririm,yine de bu tarz yapımlara yabancı kalmamak gerek diye düşünüyorum.
İyi seyirler.

21 Kasım 2010 Pazar

Bir Bahçe Düşü-Ali çolak


İsmi bile sizi alıp,baharın koynunda güzelce uzanmış bir bahçeye bırakabilir.Çeşit çeşit meyveler,eşsiz tatlar ve kokular...


Bunları okadar güzel betimleyip anlatıyor ki Ali Çolak, bir kere daha hayran kaldım kalemine.


Yalın bir dili var, uslup çok sağlam.Deneme nedir , okurken anlıyorsunuz.


Yine eskiye özlem var biraz,biraz bugün den var,biraz yarından.Edebiyat var,öykü var,edebiyat aşığı gençler var, "ah nerde o eski ustalar?" var... Var, gerçekten güzel şeyler var.


Denemeler her zaman farklı bir yerde olmuştur benim için.Çünkü bu tür,günlük hayata başka bir pencere açıyor.Sol elle iş yapmak kadar zor ve keyifli.Rutinlere getirilmiş bir sıradışılık...

Yürüme gibi doğal ve her gün istisnasız yaptığımız bir eylemi öyle bir sunar ki deneme size, yürümek için çıldırabilirsiniz.Deneme yazarlığı ise bir okadar zor.

Dağdalı cümlelerle değil ,yalınlığa sadeliğe kendi uslubunuzla sahip olarak yazılan denemeler harikulade bence.Bunu yapabilmekse ciddi bir emeğin ve zamanın işi.

Ali çolak bu tanımlamaya uygun.Ne abartılı söylemlerle iç bayar, ne de uslupsuz bir yazar.

Kalemiyle güçlü,uslubuyla farklı. Düşünün, söz konusu olan,önünden geçip gittiğimiz bahçeler.

Bahçelerle ilgili o kadar çok yazmış olan yazar ve şair mevcutmuş ki ! Yahut bir ayva mesela.

İlhan Berk'in ayvayla olan dostluğunu ben nereden bilirdim? Deneme ama nasıl deneme...

Sıradan olay ama nasıl sıradan? Okadar çok şey söylenmiş,bunları bir bir sıralamış Ali çolak. Hayran olunası değil mi? Haksız mıyım?


Ben şahsen çok seviyorum denemelerini. Eğer deneme sevenlerdenseniz,ısrarla tavsiye ediyorum.


E ben sevdim,eller alsın ozaman :)

11 Kasım 2010 Perşembe

Shakespeare'nin Hamlet'i!


Kitap okumak kadar sakin ve güzel bir olay yok. Eğer bir de sizi sarıp sarmalamış,içine kolayca almış bir bakıma yutmuşsa kitap..

Herkes kitap okur ama herkes Shakespeare okumaz. Hatta çoğu insan Shakespeare'yi ezberden yazamaz :)

Shakespeare okumamışsanız şayet,bir çok filmi,tiyatroyu mizanseni anlamamışsınız demektir.
Çünkü tiyatro Shakespeare'den beslenmiştir.Bir çok film repliği Shakespeare'den esinlenilmiştir.
Herşey bir yana 1500-1600'lerde yaşamış Shakespeare neler yazmış da hala günümüzde okunmakta hala bilinmekte, hala tiyatro ve sinema,edebiyat ondan beslenmekte...

Shakespeare'nin hayatı hakkında tam veriler yok,kesik kesik bilgiler,bazı tarihler de nerede olduğu bilinmiyor hatta gibi.Ama yazdıkları,ruhunun nerelerde olduğunun en büyük kanıtları.

Benim hali hazırda edindiğim ve bir çok kişi gibi okumakta geç kaldığım Hamlet yeni elimde.Gayet keyifli.Tiyatro okumalarını belki bir çok insan sevmez ama bu gerçekten tiyatro'dan fazlası.Zaten Hamlet hiç bir zaman tam oynanabilecek nitelikte bir oyun değil.Çünkü çok uzun,oyunu derlemek,hangi sahnelerin oynanacağına karar vermek,konu bütünlüğünü sağlamak çok zor.Ki zaten hepsi oynanmaya çalışılsa 5 saatlik süre demektir bu.İmkansız.

Fakat elinizdeyken oyunun imkansızlığı değil Shakespeare'nin ruhu saracak sizi.Shakespeare'i kulaktan dolma bilgilerle tanımamalı insan,okumalı.Gerçekten asırları aşanmasının sebebi,ancak tiyatroyu izleyerek de demiyorum bakın,okuyarak anlayabilir insan.

Geç kalmadınız.Hamlet,Kral lear ya da Othello.Birini alıp okumaya başlayın .

Ve benimle muhakak paylaşın :)

İyi okumalar...

4 Kasım 2010 Perşembe

Nietzsche,Faulkner,Tarkovsky üçlemesi

Nietzsche, herkesin dilinde ezber olmuştur aslında.
Ama ben en çok bunalımına yakışmasını severim nietzsche'nin. Varoluşçuluk gereği içindeki boşluğun yarattığı mı yoksa imkansız aşkı Lou Andreas Salome'siz yaşama duyduğu aidiyetsizlik mi onu bu bunalımın baş kahramanı yaptı, bilemiyorum.Hiç bir okula,akıma,ekole dahil edemezsiniz nietzsche'yi. Çünkü o tektir,yalnızdır,durduğu yerde değişik bir halde sağlamdır.Virtüötik,aforizmacı,fragmancı... Nietzsche bunların hepsiyken,ayrı bir yerde durur itinayla.Ona "acıların çocuğu" yakıştırması gülünçtür demeyin,Thomas Mann ona "acılı bir ses,acıma hissi uyandıran bir kehanet" yakıştırması yapıyor. Nietszche,bana büyük ilhamlar yada yollar göstermese de onu okumak ayrıdır. İroniyi onla öğrendik çünkü Nietzsche, Yaşamdan iğrenip,kaderini seviyordu.
Peki ya Faulkner ve Tarkovskyin,tren rayları gibi paralel yöndeki gidişleri..
Eserlerinde zamanı delicesine gerçeğe yakın kullanıp,bilinç akışı tekniğini ustaca konuşturmaları.
Hayranlık duyarım.Faulkner'in sakat kızım dediği "ses ve öfkesi",acımasızca eleştirilen "sivrisinekleri",Güneyli oluşu,güneyden kopamaması ve kendine oluşturduğu ülkesi Yoknapatawpha'sı.. Dehşetli şeyler bunlar.Asla akla hayale gelmeyecek derecede farklı ve herkesin bir kere bulaşması gereken yazılar.
Söylenecek çok söz var,söylenecekleri zaten söylemiş selahattin yusuf,elisabeth-kısaca diyorum siz onu biliyorsunuz- kitabında..
Okumadıysanız elinize geçirin hemen bu kitabı.
İyi okumalar