25 Aralık 2010 Cumartesi

Bir kitap/ Ahmet Ümit


Okumasını çoktan bitirdiğim fakat bir türlü hakkında çiziktiremediğim kitap, Ahmet Ümit İstanbul Hatırası'ndan bahsedeceğim.
Kitap beklediğimi pek vermedi bana.
Herhalde okuduğum yorumlardan olsa gerek, bende büyük bir etki bırakacağını düşünmüştüm.
Kurgusu güzel, polisiye olarak gerçekten başarılı, buna diyecek yok.
Fakat diyebilirim ki, Csi - Kanıt ikilisi ne kadar uyumluysa
Jean Christophe Grangé - Ahmet Ümit ikilisinde de öyle bir uyum var.
Benim için Grangé kitapları çok ayrı bir yerdedir, konuların özgünlüğü ve işlenişi, seyir tamamiyle farklıdır, polisiye kitaplarını Grangé'yle sevdim. Fakat Ahmet Ümit, o tadı verebilmiş, hakkını yememek lazım. Öte yandan Grangé'nin Kolonisi'ni hatırlattı başrol karakteri bana bir nebze, bilenler bilir.
İstanbul Hatırası'ndan mütevellit İstanbul tarihine doyduruyor kitap. Cinayetlerde olaydan ziyade "mekan" ehemmiyet kazanmış, İstanbul kurucularıyla -Kral Byzas, Konstantin, Jüstinyen, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni gibi- anlatılmış fakat ben İstanbul'u çok bilmediğimden biraz zorlandım. Diyebilirim ki İstanbul'da yaşayan biri okuduğunda kitap daha keyifli olacaktır ve tarihi öğreticiliğinden daha çok istifade edecektir.

Genel olaraksa kanaatim, ağır fikir kitaplarından sıkılıp şöyle sürükleyici bir kitaba ihtiyacınız varsa, okunabilir.

Keyifli okumalar :)

18 Aralık 2010 Cumartesi

Ali Ural- Ejderha ve Kelebek


Size hali hazır da vedalaştığım Ali Ural'ın "Ejderha ve Kelebek" ğiyle geldim.
Çok sevdim hatta bayıldım.
Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim denemeleri çok seviyorum diye.
Sırf bu yüzden bile çok sevebilirdim bu kitabı fakat sırf "deneme" olduğu için sevilmesi acımasızca olur.
Ali ural, kelimeleri işlemiş,onlarla dans etmiş,öyle büyülemiş ki onları, tıpkı kavalıyla yılanına yön veren bir Hintli gibi.
Sözcüklere ahtapot kolları verip,hayatın her noktasına sarılmaları emrini vermiş,dili kelebek kozasından kurtarıp kendi emrine vermiş,onu öyle bir eğitmiş ki ağzınız açık kalır.
Hemingway'i,Hz. Ali'yi,Shakespeare'i,Ahmed Gazali'yi,Chuang Tzû'yu,Niyazi misri'yi aynı yola koymuş,farklı otobüslerle aynı şehre giden yolcular gibi,bir bir düşmüşler düş bahçesine.

Hayal-gerçek,uyku-uyanıklık arasında bir yerde kendini arıyorken buluyor insan.

Bir çok "kendinden" bir tanesine vardırmaya çalışırken, gerçekle düşü ayırtederken,hakikati ejderha'nın ağzında ki alev topuyla püskürüyor.

Nerden nereye geldiğinizi anladığınız da Ali Ural'a hayran kalıyorsunuz.

Ben "Daha Fazlasını İsteyin"'de metropol insanını buldum,çok sevdim.


-Yetmez,İki kanat yetmez uçmak için

-Yetmez mi,uçabiliyorum.

-Bütün kuşların iki kanadı var. Senin daha çok kanadın olmalı!


"Kanaat mı o da ne?" dediğimiz günler de yaşarken, gönlün orta yerine bir pankart açıyor kocaman harflerle, "Biliyor musunuz, Kanaat var!"


"Bir cennet sizi kesmez,kaç cennetle huzura kavuşur ruhunuz? Bir cehennem yetmez size, bir kaç cehenneme ne dersiniz?

Dehşet!


E o zaman size bu okumaklar yakışır,mel'den tavsiye;)

14 Aralık 2010 Salı

"The Tourist"





















Sizinle sıcağı sıcağına gitmiş olduğum, vizyonda olan bir filmden bahsetmek istiyorum.
"The Tourist" yani "Turist"
Sinemayla arası olan her kişinin duyduğu bir film muhakak.Çünkü başrollerde ki isimler Hollywood'un vazgeçilmez isimleri. Johnny Deep,Angelina Jolie başroller...
Filmin kurgusunu,senaryoyu kabartmaya gerek yok bence, gayet tahmin edilebilir,gidişatı çözülebilir bir konu.Aksiyon sahneleri ise aman aman sahneler değil.
Fakat bence sırf oyunculuk ve mekanlar için bile izlenebilecek bir film.
Ben büyük bir Deep hayranıyım, kişisel zaafımı göz ardı edemem kesinlikle :)
Oyunculukları gayet güzeldi,Deep'in Burton-Bruckheimer yapımcılığından sıyrılıp daha "normal" bir karakteri canlandırdığı nadir filmlerden başta.
En çok sevdiğim ise, filmde ki mekanlardı. Olaylar Venedik'te geçiyor ve tabii ki kareler güzelleşiyor.
Filmin konusu ise yüzeysel olarak şöyle, Frank ki o bir turist,Venedik yolculuğunda Elise ismin de güzel alımlı hoş bir bayanla tanışıyor ve kendisini bir dizi olayların içinde buluyor.
Ben eğlendim açıkçası.

Bol bol da Deep fotoğrafı paylaşıyorum sizlerle :)
Gnc kampayasıyla 3,50 tl'ye izledik bu filmi. Yani kaçırmayın derim :)
İyi seyirler.

2 Aralık 2010 Perşembe

Mel Sus Dergi'de!


Sizinle beni çok mutlu eden bir haberi paylaşmak istiyorum :)
Sus Edebiyat ve Fikir Dergisinin 12. sayısında yazım çıkmış. Benim de bundan haberim biraz geç oldu ve tamamen süpriz oldu,çünkü yayınlandığına dair bir bilgilendirme olmamıştı.Bende burada bulamadığım için dergiyi tamamen habersizdim yazımdan. Gerçi artık 13. sayı raflarda yerini almak üzre :)
Eğer sizlerinde yakınlarınızda bir nt mağazası varsa, gidip Sus dergi'yi alabilirsiniz :)
Ya da daha detaylı bilgi için tık tık