20 Aralık 2011 Salı

KOMA

Koridorlar, uğultulu bir sessizlik, solgun bakışlar, soran gözler... Bir de koku.

İnsanı iliklerine kadar rahatsız eden, aralıklarla zonklayan diş gibi acı veren koku.
Oldu olası sevilmeyen hastane kokusu, bu sefer yoğunluğunu artırmış ve "ben buradayım" mesajını içindekilere daha çok vermeye başlamış. Acıyan gözler var, hem bana acıyan hem de ağlamaktan acıyan.Bu iki grupta danışıklı bir ziyaret silsilesi oluşturuyor. Acıyan gözler grubu, aileme pekte genç bakışları, iç çekişleri yaşatırken ailem her geçen gün yaşlarına yaş ekleyip göz pınarlarını kurutuyor, gözlerini acıtıyor.

Ben mi? Ben gayet rahatım. Komaya gireli iki hafta oldu.Ziyaretçilerim gün geçtikçe azalıyor. Şuan için herkes hastanede, yanımda bekliyorlar. Ama biliyorum, zaman geçtikçe herkes teker teker hayatına geri dönecek. Şimdilik bu durum rahatsız etmiyor fakat bu süre kısa olursa açıkcası kırıcı olur.

Bir hafta önce gencecik halimle kaza yaptım, genç dediysem de otuzbeş yaşındayım. Ama bekarım, iyi bir işim var, böyle niteliklere sahipken gencecik oluyorum ister istemez.
Genç doktor beyin kanaması diyordu yanlış duymadıysam, duymuşta olabilirim, o kadar genç ve yakışıklısını görmemiştim daha önce. Yoksa görmüş müydüm? Ne önemi var?
Uyanamaya bilirmişim bile. Belki de uyanırmışım. Böyle söyledi burun kıvırarak.

Yani durumum muallakta. Ne olacağı bilinmiyor. Ne zaman bilindi ki?
Söz konusu bensem bu hep böyle olmuştur. Daimi belirsizlik.
İlkokulda şiir yarışmasına katılmıştım, günlerce heyecanla sonuçları bekledim. Öğretmenim bu gün yarın diye oyalarken haftalar geçti. Ve ben sonucu asla öğrenemedim. Belirsizlik.
Lise de bir çocuğa aşık oldum, o da bana. Buraya kadar her şey normal ve güzeldi. Ta ki çocuk abimin o "deli dumrul" lardan olduğunu öğrenene kadar. Onu sevdiğimi söyleyen notlar yazdım düzinelerce. Sonra o notlardan kayıklar yapmayı öğrendim. Cevap hiç gelmedi. Beni sevmiş miydi? Belirsizlik.
Üniversite de Devletler Umumi Hukuku dersinde sınav kağıdımın kaybolması. Kağıdım nereye gitmişti?

Gözyaşlarına katlanamıyorum. Hele hele benim yüzümden ağlayanlara.Annem babam... Nedense en çok canımı acıtan abim oldu. En son bisikletinden düştüğünde deli gibi ağlayıp küfretmişti. O zaman da annem küfürler ettiğini duymuş bir güzel azarlamıştı.
A bu arada hayatım gözlerimin önünden bir film şeridi gibi mi geçiyor ne?
Mümkün değil. Çünkü ben duygusal bir insan değilim. Ölüyorsam bomboş bir acıyla ölürüm.

Belki de yavaş yavaş ölüyorum, mezar yerimi düşünüyorlar mı acaba? En çok sevgili yengem sevinir ölümüme. "Aaa öyle deme ölüm bu" dediğinizi duyar gibiyim. Ama gerçekten karşılıklı sevmiyoruz birbirimizi. O ölseydi benim canım abimin üzüntüsüne sıkılırdı, ona değil.
Ama onun canı abim üzülüyor diye acır mı bilmem. Gördüm o da ağlıyordu. Dermanım olsaydı "yapmaaa, sil şu timsah gözyaşlarını" derdim. Dermanım yok.
Hiç yok. Bu uyku nasıl iyi geldi bilemezsiniz. En yoğun zamanlarımı yaşıyordum ofiste. Zaten uykusuzluktan oldu bu kaza. "Ne zorum vardı gencecik bedenimle" böyle söyleniyordu koridorda komşu teyzeler. Hanımlar, bedenimde bende yaşlıyız ve ikimiz de bunu kabul etmiş durumdayız. Neden işi herkes adına zorlaştırıyorsunuz ki? Uyandığımda bana acımaktan vaz mı geçeceksiniz? Hayır.

Ölürsem diyorum, tabutumun üzerine de umarım gelinlik atmazlar. Çok acı. Onca yıl fakülteyi bitirmek için uğraş, gece gündüz deli gibi ezberler yap. Sonra sayısız davada başarıya imza at ve öldüğünde tabutunda gelinlik olsun. Beceriksizlikten evlenmedim değil hanımlar, istemediğimden evlenmedim. Cübbemi atın tabutumun üstüne. İnanın bana daha çok yakışacak.
Gelinlik trajedisine boğmayın kendinizi. Ben evde değil işte kaldım. Gayette mutluydum.
Ah başıma ağrılar girdi yine.
Zaten hep kadınlardan çektim ben. Erkeklerden değil. Onlar net oldular bana göre. Kesin hükümleri vardı. Mesela babam.
Tüm -malı, - meli eklerinin reelde pratiği babamdı.Tüm olumsuzluk eklerini emir cümlesi içinde kullanışıyla büyülerdi beni. Onun kesin ve keskin hükümlerinin üstüne laf söylenmez, tartışılmazdı. Belki de içimdeki adli yılsız mahkemenin babamla verdiği o mukaddes mücadelenin gerçekteki tezahürüydü benim cübbeli halim.
Yine de annemin belirsizliği Heisenberg'in belirsiziliğinden daha çetindi. Ve sanıyorum Heisenberg annemin belirsizliğini çözseydi biz faniler ona minnettar kalırdık. Nitekim kadın belirsizliği diye bir sorun yüzyıllardır var ve çözülemiyor. -Kendimi tenzih ederim. Ben her zaman net olmuşumdur.


Annem lafa başlardı. Başlardı sadece ve asla ne istediğini bilmezdi. Onu hiç bir şekilde mutlu edemezdik. Sorunsuz bir memnuniyetsizliği vardı. İnsanlık adına daha da beteri, onun gibi milyonlarcası olmasıydı. Bir dakika? Bakın normalde asla kafa yormayacağım bir konu hakkında yorumlar yapıyorum şuanda. Bu beynimin bana bir cezası olmalı, ona iyi bakmadığım için intikam alıyor benden.


***


Genç ve yakışıklı doktor geldi. Keyifle yaptığını düşündüğüm bu gözkapaklarımı kaldırma hareketini sırf afilli olduğu için yaptığını düşünmeye başladım. Uyanık olsam, o göz kapaklarımı asla çevirip bakmayacağım bir tipsin sen" diye haykırmak istedim. Yanlış. Göz kapaklarımı onun emrine verirdim. Kendimi kandırarak bunu yapardım. Ama şuanda acizim ve hastayım. Hem de ölümle nişanlı bir hastayım. Hem belki tabutuna gelinlik atılacak biriyim!Kaderim razı değilse acizliğim razıdır ölümüme. Ölebilirim.


Sesler... Bizimkiler olmalı. Çok uykum var, çok yorgunum. Sanırım uyumalıyım. İntikamın soğuk yenen bir yemek olduğunu öğrenmemiş olan beynime iyi davranıp onu serbest bırakıyorum. Gerçekten uyuyorum.

2 yorum:

  1. etkileyici bir anlatış, kendini olayın içinde buluş ;)

    YanıtlaSil
  2. :) Öncelikle okuma sabrını gösterdiğin için tşkler canan :)
    Sonrasıysa beğenmene sevindim, en azından birileri beğeniyorsa yazmak için umudum var demektir!
    sağolasın

    YanıtlaSil

Birşeyler söyleyesim geldi