3 Mart 2011 Perşembe

Küçük Kareli Hayat

Annesinin ayakkabıları giyip yürümeye çalışan, aslında eziyetin ortasındayken kendini cennette sanan küçük kız mutluluğunu hissettim ilk önce. Çünkü bu çok zor ve uzak bir ihtimal gibi gelen bir şeyi tamamen olmasa bile elde etmiş olmanın sevincini yaşamaktı.
Hiç bir zaman çizemediğim rüyalarımı, hayallerimi dile getirmenin başka bir kapısına varmıştım çünkü. Bir vizörden bakan gözün çektiğiydi aslında fotoğraf. Kalemin müsaade etmediğine gözlerim bileti çoktan kesmişti. Yani hayallerime kavuşabileceğim bir yolculuğun bileti elimdeydi.
Herkes yanlış anladı aslında. Bir makine resmedemez asla hayalleri, makinelerin hülyası yoktur çünkü, ellerin vardır hülyası, bakan gözlerin vardır.
Her makineyi eline alan fotoğraf çekemezdi, her çocuğun resmi güzel olamazdı, her sigara içen adam kederli değildir, her güzel kız fotografa ruhunu satamaz.
Peri anne, sihirli değneği olduğu için peri anne değildi, o sihirli olduğu için değnek sihirliydi. Peri annenin ellerinden başka bir elde o sadece bir odundu.
Sihiriniz rüyalarınız, değneğiniz makinenizdir. Vizörünüz gözünüz,gözünüz vizörünüz.
Çizmeye yeteği olmayan ellerimin beceriksizliği yerini gören gözlerin becerisine bırakabilince güzelleşti hayat.
Küçük karelere sığdırdığım hayatı sevdim, suyu taşırmadan bardağa koymak gibiydi ya da yazlığa giderken sevdiğiniz tüm eşyaları bavula sığdırmak gibi.
Ya da sadece bir vesileydi hayatla ilişki kurmaya.
Bir nokta da hiç bir şeydi ve herşeydi.