30 Nisan 2011 Cumartesi

Amin Maalouf- Semerkant


Amin Maalouf, şüphesiz bir çok kişi için iyiliği kabul görmüş bir yazar. Özellikle romanlarında ki şark dokusu herkesi derinden etkiliyor. Fakat bu zamana kadar hep okumayı ertelediğim, bir çeşit önyargının oluşmasıyla geç davrandığım Semerkant'ı hakkında yazmak istiyorum.


Kesinlikle nedensiz oluşan önyargımdan dolayı pişman eden bir kitap oldu. Ömer Hayyam, Nizammülmülk ve Hasan Sabbah'tan Titaniğe uzanan bir yolculuk var. Bu yolculuğu kurabilmek başlı başına bir maharettir zaten. Kitap yer yer Hayyam'ın rubaiyatlarıyla süslenmiş. Ömer Hayyam hakkında hiç bir fikrim yoktu okumadan önce, gerek kurgu gerek bilgi yönüyle tatmin ediciydi bu yönde.

Kitap aslında kendi içinde dört kitaptan oluşuyor. Aslında mantıklı olarak demeliyim. Çünkü dediğim gibi Ömer Hayyam'dan Titaniğe gelmek büyük maharetti.



Kitapla birlikte kesinlikle bir Doğu sevdasına kaymış buluyorsunuz kendinizi. Hani Elif Şafak'ın aşkıyla insanların Mesnevi'ye olan merakı nasıl arttıysa, Amin Maalouf kitaplarıyla şark kültürüne karışmak istiyor insan. Belki de Doğu'yu anlatırken böylesine içten oluşunun sebebi Beyrut'lu oluşudur.



Eğer sizinde ön yargılarınız varsa veyahut bir sebeple bu kitabı okumayı geciktirdiyseniz, geciktirmeyin. Soluksuz bir yolculuk var çünkü.



Öte yandan yaptığım bir hatayı paylaşmak istiyorum, Tara Kelly- Seni kaybedemem diye bir kitap almış bulundum. Bazen çerezlik kitaplar güzel gidiyor fakat bu kadar içi boş edebi güzellikten yoksun kitaplara karşıyım. Hiç bir öğretisi yok, hiç bir eğlencesi yok, hiç bir hoşluğu yok. Bunlar basılmasın bence. Ziyanlık. Bu tarz kitapları hiç mi hiç sevmiyorum. Tipine bakınca anlaşılıyor gerçi kitap :) Fakat yine de kesinlikle uzak durun derim ben çünkü zaman kaybı.



Hepinize iyi okumalar

17 Nisan 2011 Pazar

Kore üçlemesi -Daisy,finding mr destiny,oldboy

Bu ara çok fazla post yazamasam da son zamanlar da izlediğim üç Güney Kore filmini paylaşmadan edemedim. Çılgın Kore rüzgarına kapılmış biri olarak bu filmleri tanıtmasam boynuma borç olurdu :)

İlk olarak Daisy'den bahsedeceğim. Çok huzur veren bir filmdi benim için. Hollanda da çekilmiş bir film, manzaralar çok güzeldi. Oyuncular tanınmış oyuncular, kızımız sassy girl (!) ve filintamız woo sung gerçekten çok hoş adam :) Film genel olarak çok sessizdi, fısıltı halindeydi konuşmalar bile... Gerçi woo sung'a fısıldamak çok yakışıyor:) Konusu güzeldi, papatya teması özellikle güzeldi. Bir aşk üçgeni söz konusuydu, artık mukadderat diyebileceğimiz bir durum vardı filmde :) Genel olarak ben beğendim ama yavaş, sakin filmlerden hoşlanmayanlar sevmeyebilir bence.







Finding Mr. Destiny yeni bir film. Gong yo ve im so jung başrollerde. Yani Coffee Prince ve i'm sory i love you dizilerinin başrolleri bir araya gelmiş. Ben bu kadar eğleneceğimi tahmin etmemiştim açıkcası. Kore yapımlarında eksik bulduğum nokta fazla oluyor bazen. Ama bu film eğlenceliydi gerçekten. Gong yo hayranlarının kesinlikle izlemesi gereken bir film özellikle. Adama o şapşal haller aşırı yakışmış, daha da sevimli kılmış. İzleyin, eğlenirsiniz.



Oldboy, bu filmi izlemeyin ya, gerçekten izlediğinize pişman oluyorsunuz. İki üç gün üzerinizden etkisi geçmiyor, film adeta dayak atıyor size :) İğrenç, tiksinç, mide bulandıran, artı 18 yanı çok var. Öte yandan bu filmi izleyin, çünkü başka örneği yoktur ve çekilmez sanırım. Harika bir intikam filmi, yani dediğim gibi en azından dayak yemişe döndürüyor sizi :)
O yüzden bu filmi izleyin de demiyorum , izlemeyin de. Karar sizin :)

İyi seyirler