13 Ekim 2011 Perşembe

Uzun bir aradan sonra: Uçurtma Avcısı


Blog yazmaya hatırı sayılır bir ara vermiştim. Özellikle de kitap yorumlarıma. Sanırım artık hızlı bir dönüş yapmanın vaktidir. Kendi halimde okuduğum kitapları değerlendirmek ayrı bir zevk. Bunun yanı sıra, açtığım diğer blog ve etkinlikleride rafa kaldırdım. Takı işine tam gaz devam fakat ayrı bir blog zaten çok vakit ayıramayan biri için külfetmiş yeni anladım :)




Uçurtma avcısı, son zamanların gözdelerinden. Khaled Hosseini (Halit Hüseyni)'yse gözde yazarlarından oldu. Bir çoğunuzun okuduğunu düşündüğüm bu kitap hakkında yazmadan edemedim. Roman, Emir ve Hasan adında Afganistan'ın Vezir Ekber Han bölgesinde yaşayan iki çocuğun hayatını konu ediyor. Emir, varlıklı bir tüccarın oğlu, bir peştun. Hasan ise o varlıklı aileye hizmet eden ailenin oğlu, bir hazara. Aile'yi oluşturan bireyler Hasan ve babası Ali'den ibaret. Aynı memeden süt içen ama asla kardeş olmayan, dost gibi yaşayan ama hiç dost olamayan Hasan ve Emir'in hikayesi.Hikaye baştan sona Emir'in gözüyle anlatılıyor. Aslında başlamış gibi görünen hikaye, Emir'in Hasan'a ihanet etmesiyle başladığını hissettiriyor okuyucuya. Sonrasında gelişen olaylarla tahminlerden uzak bir şekilde hikaye şekilleniyor.



Kitap için çok boyutlu diyebilirim. Yani çok hüzünlü,iç burkan ve "insani" yönünün yanı sıra sosyal boyutu olan bir kitap. Afganistan'daki krallığın çöküşü, Rus işgali, sınıf ayrımı,etnik yapı, Amerika hayranlığı,Taliban yönetimi... hepsine değinilmiş. Emir'in varlıklı Baba'sı gelenekselci bir adam olmasına rağmen Amerika hayranı. Kitapta , Amerika'ya toz kondurmayan bir yön var. Ruslar türlü hakaret görür fakat kaçılan Amerika'dır, o bir "kurtarıcı" (!) dır.
Emir'in babasıyla sohbetinde babanın: "Üç kurtarıcı vardır Emir, Amerika, İsrail ve Britanya" demesi de zaten açıkca ortaya koymaktadır. Khaled Hosseini, Afgan bir yazar olmasına rağmen Amerika hayranlığını işlemesi aklıma Maalouf'un söylediklerini getiriyor : "Aidiyetlik, hislere göre olan bir olgudur"*. Yani Amerikalı bir "afgan" yazar olmak, onu çok kimlikli bir yazar yapar ama aidiyetini yine insan kendi belirliyor. Yine de insan okurken içten içe Muhammed Durra'ların hesabı olan bir ülkenin yazarından böylesini istemiyor, yani en azından kendi payıma.
Sınıf ayrımı ise kitabın başından beri en fazla hissedilen konulardan bir tanesi. Hasan'ın "pis bir hazara" olması ve başına gelenler ,en fazla acı yüklü satırları da beraberinde getirmiş.

Kitap, Everest yayınlarından çıkmış. Çeviri kitapların dilinin iyi olması çok önemli.Orjinalinde ki duyguyu ve lezzeti birebir başka dilde sunabilmek zor iş. Çeviriyi yapan Püren Özgören'i başarılı buldum. Sıkmayan bir dil, gereksiz ayrıntılarla boğulmamış, ne de çok yorumlanmış. Olması gerektiği gibi.

Son söze gelirsek, Uçurtma Avcısı, "Senin için bin tane toplarım" mutluluğu ve acısıyla yoğrulmuş , bir karma hayatlar treni. Vagonun birine atlayıp bu keyfi yaşamak ya da karşıdan el sallamak size kalmış...

Keyifli okumalar.