6 Ocak 2012 Cuma

Rüzgar

Rüzgara baktı. Onun delicesine esip gürlemesine. Ağaçları bir sağa bir sola savurmasına baktı.
Derinin altından geçip her bir hücrede kendisini hissettirişini izledi. Rüzgara baktı.
Varlığının farkedilmesi için harcadığı çabaya hayran kaldı. Rüzgarın sesini dinledi. Çatılardan ağaçlardan çıkarttığı sesi değil, sokakta boş kola tenekelerinin sokakta çınlattığı sesi.
Çöpleri savuruşundan tiksindi, insanların rüzgara karşı yürüdükleri zaman takındıkları yüz ifadesinden de.
İnsanlar rüzgara karşı yürüdüler hep. Rüzgar nerden eserse hep onun zıttına. Rüzgarla inatlaşır gibi, rüzgar hep yanlış yöne esermiş gibi.

Tatlı meltemlerin estiği bahar akşamlarını düşündü. Kendilerini deniz kıyılarına, sahil boylarına attıkları, boylu boyunca uzandıkları, tek tasalarının tasasız oluşları olduğu günleri...
Kumdan iki göz odalı yaptığı kalelerle içsel fetihlerde bulunan kocasının rüzgara teslim ettiği, onunda hiç düşünmeden o kaleleri yıktığı günleri. Ne kadar gülüp eğlenmişlerdi.

Bir aydınlanan bir kararan odanın içinde dışarısını izlemeye devam etti. Rüzgar böyleydi işte. İnsanın dünyasını bir aydınlatıp bir karartırdı. Eserdi gürlerdi, ya da dinerdi. Ortası yoktu.

Rüzgara baktı. Onun delicesine esip gürlemesine. Eşyaları bir sağa bir sola savurmasına baktı.
Evin her köşesine nefretini kusuşuna baktı. Rüzgara baktı.

Nasıl olmuştu da küçük oğlu bu kadar büyüyüp öfkeyi, nefreti, kolayca öğrenmişti. Halbuki okumayı en son öğrenen, sınavlarda hep sonuncu olan, aşkı en geç öğrenen rüzgardı.
Sessiz bir çocuktu hep, "adına çekmeyişi" ne olan atıflarla büyümüşlerdi anne-oğul.
Şimdiyse 2 oktavlık sesiyle 5 oktavlık gürültü çıkartarak geçmişin anılarını siliyordu tek tek.

Varlığının farkedilmesi için harcadığı çabaya hayran kaldı.
Tüm bu gürültünün arasından tek tük kelimeler seçiliyordu. "Hepiniz" - "istememek" - "karşı olmak" - "inat".

Hiçbiri rüzgarı anlamıyordu. İstemiyordu kimse hayatını yaşamasını. Karşıydı herkes ne yapsa. İnatlaşıyordu hepsi manasızca.

Rüzgara baktı, tatlı meltemlerin estiği bir bahar akşamı onu kucağına alışını hatırladı. Gözlerinden düşen yaşların rüzgarın boynuna doğru inişini bir de. Sahillerde bıraktığı iki göz odalı kalelerindeki saadeti düşündü. Sonra bir tekmeyle o kaleyi yıkan rüzgarı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Birşeyler söyleyesim geldi