10 Ekim 2012 Çarşamba

ANGRY BİRDS/ BİR 28 ŞUBAT YAZISI


Bu yazı 28 Şubat’ın tüm angry birdslerine “nanik” yaparak yazılmıştır.
28 Şubat. Tarihler 28 Şubat 1997’yi gösterdiğinde ben muhtemelen sokakta top filan oynuyordum. O zamanlar şimdiki çocuklar gibi elimizde bir apple yoktu. Angry Birdsler tamamen gerçekti. Bir sapandan bir
bir fırlatılan bu birdslerin yıkmaya çalıştığı o kuleler, çok zarar gördü.
Ben küçük bir yerde yaşadım, 28 Şubat’ta zaten küçüktüm. Hayal meyal hatırladığım televizyon haberleri ve ablamın üniversite de yaşadıkları protesto, polis ve eylem hatıralarından başka bir alakam yoktu. Zaman geçti ve ben büyüdüm. Büyüyünce   28 Şubat’ın aslında büyük bir yara olduğunu anladım. İnce ince akan bir kan, bu kana alışmış bir bünye. Çünkü kapanmayan bu yara, insana  kendini “kapanmak ve açılmak” gibi bir ikilemin içinde bulduruyordu. Dahası bu ikilem gayet normalleşmişti. Okul kapısında açılan başlar itinayla dışarıda kapatılıyordu. Müslümanlar, yemek içmek neyse bu duruma da alışmıştı. Angry Birdsler belki  bu kısmi zaferlerinden bir nebze  olsa rahatlamıştı. Ama ben rahat değildim.
Çünkü hem okumak hem de en temel haklarımdan biri olan başörtüsünden vazgeçmek istemiyordum. İlk önce bu bir farzdı. Bir farz göz göre göre nasıl çiğnensindi? Çiğnenmeye değer miydi? Bir yandan da zamanında okuldan atılan, okulu bırakmak zorunda kalan ablalara  yapılan bir haksızlıktı başı açıp okumak. Ortada bir emek vardı, bir karşı duruş. En ikna edici odadan ikna olmayarak çıkanlara karşı bir boyun borcu. Bir müslümanın ruhu ateşli bir savaşçı olması gerekiyordu. Bizler de o kalmamıştı.
Üniversiteyi kazanmadan önce ettiğim dualardan mı yoksa şanslı kul olduğumdan mı bilemiyorum.  Üniversite hayatımı başımı açmadan okuyabildim ama birer şaklaban görüntümüz vardı. Örtü üstüne takılan peruklar bir sirk gösterisinden çıkma gibi olsa da kendimizce sisteme karşı aldığımız en güzel önlem, yaptığımız en güzel protestoydu. Açmadık ve şaklaban gibi de olsa dolaştık. İstediklerini vermedik. Mutluyduk. Çünkü artık bizde bu kulenin yıkılmaz birer direkleriydik. O ablaların belki silik bir uzantısıydık.
Zamanında insanları bir odaya tıkıp üzerlerine fırlayan angry birdslere karşı bir itiraz odası kurmuştuk kafamızda. Son senemde örtümle derslere girebildiğimde arka fonda zafer marşları vardı. “We are the champions”… Sonra yurdun dört bir yanından okulu bırakan ablaların tekrar üniversiteye afla dönebildikleri günler geldi. Okul koridorunda 99’un örtüsü ve pardesüsüyle dolaşan bir abla gördüğümde “işte geldiler” dedim. They are come back!!
Yaşlı gözlerle etrafa bakıyordu, belli ki ne yapacağını bilmiyordu. İmdadına yetişmeye çalıştık arkadaşımla. Neden ağladığını sorduğumuzda sekreterin ona bağırdığını anlattı. “Ne hakkı var bana bağırmaya?”  Hiçbir hakkı yoktu ama bu ülke de haksız o kadar çok şey vardı ki. Elimizle göz yaşlarını silmekten başka bir şey yapamadık. Yardımcı olmaya çalışırken kısaca hayatını özet geçti. Üniversite 3. Sınıfta bırakmak zorunda kalmıştı. Şimdi 3 çocuğu vardı. Eşiyle aynı sınıftaymış ,eşi bitirmiş. Hocalarından bazıları hala aynıymış hatta eşine selam söylemişler. “Zor olucak ama bitireceğim, bize çok çektirdiler” dedi. Muhakkak bitirmesi gerektiğini , onun hakkının en çok olduğunu söyledik. Ama ola ki sonrasında çalışmak ister. O zaman üzgünüz işte, kamuda başörtüsü hala yasak. Ya evde oturacak yada özel sektörde iş arayacak –bulabilirse-. Devlet başörtüsünü sindiremedi hala.
Zaman biraz daha geçti ve artık üniversiteler de 28 şubatın kurbanları boy göstermeye başladı. Nursuz bedenlere en sert cevap  bu bence.
Bu gün 28 şubat sorumluları yargıda. Bu gün yine de bir çok şey değişti. Bana bıraksanız onların seviyesine iner bir angry birds olarak üstlerine yağarım. Tammaam,  diktatör ruhumu ülkenin selameti için susturuyorum ,yine.
 Öyleyse buradan tüm 28 şubat mağdurlarına selam ederim. Çivisi çıkmış dünyanın nizami bir adaleti olmadığı gerçeğini  silip süpüren bir “Allah adaleti” var çok şükür. Bu gün dünün angry birdslerine yapılan her türlü sorgulama bir ikna odasının yanında az kalır. Amma velakin Allah’ın ikna odası yok, icra odası var ya,  vay hallerine!.


 Ekim-2012
Melike Okkalı

4 yorum:

  1. Çok güzel anlatmışsın hem bizi hem geçmişi...

    YanıtlaSil
  2. yazın gözyaşlarına boğdu beni mel...Ne zordu bitirmek,ne zordu ahkam kesenleri dinlemek,ne zordu kapı önünde başörtümden vazgeçmek...Çok şükür bu gün o yargılanmalara , çok şükür, daha güzel günler bekliyor inşallah bizleri... Sevgiler...,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. niyetim sizi aglatmak degildi :( Uzuldum simdi :(
      inş bekliyor bende ınanıyorum. Sevgı bızden...

      Sil

Birşeyler söyleyesim geldi