18 Ocak 2012 Çarşamba

Yekta Kopan- Kediler Güzel Uyanır- Kış Kitabı








Merhabalar :)
Yekta Kopan'nın Can yayınlarından çıkan öykü kitabı "Kediler Güzel Uyanır" la karşınızdayım.

Aslına bakarsanız Yekta Kopan'la tanışmam yeni değil. Liseye yeni başladığım dönemde "Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri"yle tanışmıştım ki gerçekten hikaye tarzına vurulmuştum. Yani benim için etkileyici bir hikayeci olmuştur hep Yekta Kopan. Siz belki onu billur sesiyle tanıyorsunuzdur :) Yahut Buz Devri'nin tatlı Sid'ini seslendiren adam olarak. Böyle sayıp dökünce Yekta Kopan'da yok yok gibi geliyor insana.

"Kediler Güzel Uyanır" tam da bu güzel karlı günlerde sıcak kahveniz/çayınızla cam kenarında okunacak, güzel tınıları olan, hoş kokuları ruhunuza salan, özlediklerinizi hatırlatan türden bir kitap. Kısacık öykülerin sizde uyandırdığı hisler harika. Normal rutinliğinde seyreden günlere, yaptığınız aktivitelere farklı dokunuşlar...

Bir solukta okunan, bir de uzun uzun düşünülerek okunan bu öykü kitabını beğendim. Belleğimdeki Yekta Kopan değişmemiş, aynı etkileyici tarzı devam ediyor, burdan kendisini tebrik ediyorum, olur ya belki bir gün okur yazımı (:

Herkese keyifli okumalar...

* Havalar soğuk, ama en nihayetinde ısınabiliyoruz ya, çok Şükür! Rabbim ısınamayanlara yardım etsin! Amin...

14 Ocak 2012 Cumartesi

Bir Yumak Mutluluk, Küçük Mucizeler Dükkanı


Küçük Mucizeler Dükkanı, kapılarını okuyucuya aralarken aslında nasıl bir gidişatının olacağının sinyallerini veriyor.

Bu kitabı okumamın sebebi, çok satanlar listesinde olmasıydı. Bir de kitabın kapağı gerçekten içaçıcı öyle değil mi? :)

Ama çok satanlar listesinde olması, iyi bir kitap olduğu anlamına gelmez. Belki o liste şişirilmiştir, belki insanlar çok satanlarda görüp almışlardır o da yerini muhafaza etmiştir bilemiyorum :)
Sonuç olarak Küçük Mucizeler Dükkanı, vasat bir kitap.
Okurken bu kitabı yazanın Martha Stewart gibi biri olduğunu bolca hissediyorsunuz ama yine de hikaye sizi sarıyor. Devamını merak ediyorsunuz, sanırım kötü olmasını da engelleyen kısım bu. Ama daha çok Amerikalı bir ev hanımının elinden çıkmışa benziyor, arada "dindarlığını" da vurgulamadan geçmiyor.

Kitap, kanseri iki kez yenen Lydia, sorunlu bir geçmişe sahip Alix, bir türlü bebeği olmayan Carol, nefret ettiği bir gelini olan Jaqueline adında 4 kadının bir yumak mutlulukta kesişen hayatlarını konu ediyor. Bu sıra dışı hayatlara sahip kadınlarının başlarına tahmin ettiğiniz gibi mucizevi olaylar geliyor :)
Pek bir pembe panjur tadında.

Yine de ben öyle kitapları severim, kafa dağıtmalık derseniz size göre. Bir nevi "çerezlik" :)

Herkese iyi okumalar...


Bejan Matur- Dağın Ardına Bakmak


Yağmurlu bir cumartesi...
Herkese merhabalar!
Size güzel bir kitapla geldim. İşte buyrun;

Dağın ardına bakmak, Bejan Matur'un Timaş yayınevinden 2011'de çıkarttığı bir kitap.
Bir çoklarının bu kitabı eline almayı dahi hakaret, kabulleniş olarak gördüğünü düşündüğüm bu kitabı almakta tereddüt etmedim. Çünkü yazar daha başlarken bu yenilgiyi kabul ediyordu.

"Fiziki zorluklarından çok duygusal zorlukları olan bu yazı dizisine karar verdiğimde çevremdeki pek çok kişi karşı çıktı"

Yazılmasına bile karşı çıkılan bir yazı dizisi aslında Dağın Ardına Bakmak. Çünkü öyle bir hassas nokta ki seçtiğiniz kelimelerden, edindiğiniz tavra kadar her şey elinizde birer bomba. Her an patlayabilir. Çıkış noktasının "empati, birbirini anlama, ötekine kulak verme" olmasıyla yazdıklarınız birer bombaya dönüşebilme ironisi var bu kitapta.

Bu kitabı aldığınızda siyaseti, politikayı, öfkeleri, gözyaşlarını, derin devleti,dış güçleri ve diğerlerini bir kenara bırakmalısınız. Şayet ozaman amacına hizmet etmiş olabilir bu kitap. Bir zamanlar dağa çıkmış, şimdiler de düze inmiş, cezasını çekmiş, Avrupa'da ya da memleketlerinde yaşamaya çalışan gerillalarla edilmiş bu sohbetler, aslında kafalarımızdaki sorulara da cevap buluyor bir yerde. Ve belki de içimizdeki bu gizli ırkçılığı eritmek adına atılan küçücük bir adım olabilir bu kitap.
Öncelikle "Neden dağa çıkar bir insan" sorusu var. Yaşanılan acılara sizi de tanık ediyor burada Bejan Matur. "Beyinleri yıkanıyor küçücük çocukların, o yüzden çıkıyorlar, kandırıyorlar" değilmiş bunun cevabı. Bir çoğu 16-17 bir çoğu 25'li yaşlarda çıkmış. Ama isteyerek çıkmış. Gönül vererek. Şimdinin orta yaşlısı olan o çocuklar dağa çıktıklarından pişman da değiller. Demek ki bir kandırılma yokmuş. Onları dağa götüren hakkaniyetli sebepleri varmış kendilerince. Yaşadıkları acılara bir çare olsun diye dağa çıkmışlar o dönem için. Ve gerçekten büyük zulumler de olmuş, iç burkan.
Tüm bunlar PKK oluşumunu gözümüzde sevimlileştirmek, adamlar haklıymış iyi ki çıkmışlar" demek için yapmamış bu söyleşileri Bejan Matur. Sadece diyor ki;

"Yaşananlar ne ise bu geçen yıllar boyunca, Kürt-Türk her kim incindiyse ancak birbirimizi anlamakla iyileştirebiliriz yaralarımızı"

Kitabın üzerine kurulu olduğu bu düşünce, aslında mesajı tam olarak iletiyor bize. Kim haklı kim haksız tartışması, kavgası değil. Kayıplarımıza saygısızlık, Milliyetçiliğimize darbe de değil. Artık bir şeylerin değişme vaktinin geldiğinin, bununda ancak "anlayarak,anlaşarak" olabileceğinin vurgunu Dağın Ardına Bakmak.

Dağın Ardına Bakarken dağı tümden görme çabasına girmeyin amalarla süslemeyin kendinizi. Tamamen "insani" boyutta okumaya çalışın. İşin içine AKP'sini, BDP'sini, Ergenokoncu'sunu,vs. katarsanız yine kitabı elinize almadan önceki yerinize dönersiniz ve içinizde ki o gizli ırkçılıktan, ölmeyen faşistten kurtulamazsınız...

Herkese keyifli okumalar

NOT: Bu kitabı övmüşşsün, pkk'yı mı destekliyorsun, vs türündeki düşünceleriniz oluşursa yazıyı tekrar okuyun, hala gitmemişse tekrar okuyun, yok hala varsa, lütfen fikirlerinizi kendinize saklayın.


6 Ocak 2012 Cuma

Rüzgar

Rüzgara baktı. Onun delicesine esip gürlemesine. Ağaçları bir sağa bir sola savurmasına baktı.
Derinin altından geçip her bir hücrede kendisini hissettirişini izledi. Rüzgara baktı.
Varlığının farkedilmesi için harcadığı çabaya hayran kaldı. Rüzgarın sesini dinledi. Çatılardan ağaçlardan çıkarttığı sesi değil, sokakta boş kola tenekelerinin sokakta çınlattığı sesi.
Çöpleri savuruşundan tiksindi, insanların rüzgara karşı yürüdükleri zaman takındıkları yüz ifadesinden de.
İnsanlar rüzgara karşı yürüdüler hep. Rüzgar nerden eserse hep onun zıttına. Rüzgarla inatlaşır gibi, rüzgar hep yanlış yöne esermiş gibi.

Tatlı meltemlerin estiği bahar akşamlarını düşündü. Kendilerini deniz kıyılarına, sahil boylarına attıkları, boylu boyunca uzandıkları, tek tasalarının tasasız oluşları olduğu günleri...
Kumdan iki göz odalı yaptığı kalelerle içsel fetihlerde bulunan kocasının rüzgara teslim ettiği, onunda hiç düşünmeden o kaleleri yıktığı günleri. Ne kadar gülüp eğlenmişlerdi.

Bir aydınlanan bir kararan odanın içinde dışarısını izlemeye devam etti. Rüzgar böyleydi işte. İnsanın dünyasını bir aydınlatıp bir karartırdı. Eserdi gürlerdi, ya da dinerdi. Ortası yoktu.

Rüzgara baktı. Onun delicesine esip gürlemesine. Eşyaları bir sağa bir sola savurmasına baktı.
Evin her köşesine nefretini kusuşuna baktı. Rüzgara baktı.

Nasıl olmuştu da küçük oğlu bu kadar büyüyüp öfkeyi, nefreti, kolayca öğrenmişti. Halbuki okumayı en son öğrenen, sınavlarda hep sonuncu olan, aşkı en geç öğrenen rüzgardı.
Sessiz bir çocuktu hep, "adına çekmeyişi" ne olan atıflarla büyümüşlerdi anne-oğul.
Şimdiyse 2 oktavlık sesiyle 5 oktavlık gürültü çıkartarak geçmişin anılarını siliyordu tek tek.

Varlığının farkedilmesi için harcadığı çabaya hayran kaldı.
Tüm bu gürültünün arasından tek tük kelimeler seçiliyordu. "Hepiniz" - "istememek" - "karşı olmak" - "inat".

Hiçbiri rüzgarı anlamıyordu. İstemiyordu kimse hayatını yaşamasını. Karşıydı herkes ne yapsa. İnatlaşıyordu hepsi manasızca.

Rüzgara baktı, tatlı meltemlerin estiği bir bahar akşamı onu kucağına alışını hatırladı. Gözlerinden düşen yaşların rüzgarın boynuna doğru inişini bir de. Sahillerde bıraktığı iki göz odalı kalelerindeki saadeti düşündü. Sonra bir tekmeyle o kaleyi yıkan rüzgarı.