25 Mart 2013 Pazartesi

A separation/Bir ayrılık, Dupa Dealuri/Tepelerin Ardında, Django Unchained

Selam blogger ailesi :)
Uzun zamandır bloguma bir şeyler karalamak isteyip, ne hakkında yazacağımın sıkıntısını çekiyorken - belkide kendime bunu bahane ediyordum- izlediğim filmlerden bahsedeyim biraz, sizinle paslaşalım istedim.



A separation/ Bir Ayrılık, 2011 yapımı Farhadi'nin elinden çıkma İranlı, bir çok ödülün sahibi hatta Akademinin ödül verdiği bir film olarak karşımıza çıkıyor. İnsan sırf bu sebeple bile filmin başına çöküyor. Çünkü Abd/İran gerilim hattı aşikar.
Bu yönüyle bu soğuk savaşta Abd'den uzatılan bir dal olarak da değerlendirilmiş film.
Konusu? Konusu aslında o kadar günlük ve olağan. Aynı zamanda o kadar olağan dışı. Nasıl oluyor diye düşünebilirsiniz, bu yüzden izlemeniz lazım :)
Bir ayrılıkla başlayan sorunlar silsilesi, günlük hayatın yoldan çıkışı, karmaşa... Bir çok film eleştirmenine göre en iyi ayrılık filmlerinden bir tanesi.
Senaryosunun güzelliği, iyi işlenişi bir tarafa oyuncularına da ayrı hayran olduğumu belirtmeliyim. Özellikle Nader karakterine. O "dediğimden geri dönmem" ci erkeklerin yansıması. "Keşke gitme kal dese" diye iç geçiren kadınların yansıması Simin. Her şeyin ortasında kaybolup boğulan çocuk, Termeh. Oyunculukların hiç birinin hakkını yememeliyim. Hepsi çok iyiydi. Filmin başarısını getiren en büyük etkenlerden biri de buydu.

Bir yanıyla kafalardaki İran'dan farklı olarak, sosyal anlamda modern bir İran resmi varken, diğer yandan yine geleneksel aile yapısını, dini yapıyı kollayan bir İran resmi var. Bununla beraber gelen ikilemler...  Hem doğulu hem de batılı İran...

Bir çok insani, ahlaki ve toplumsal olguyu irdeleyen bir film aslında Separation. İran gibi katı bir rejimle yönetilen bir ülkede, yaşamların aslında aynılığı, bunun katılıkla esneklikle bir alakası olmadığını gösteriyor.Bireysel çıkarların dürüstlüğün önüne geçtiği , aile  kurumda boşanma gibi sancılı bir sürecin nasıl ilerlediğini ortaya koyuyor.

Farhadi'nin bu başarısı aslında dünyaya İran'ın kültürel zenginliğini hatırlattığını düşünüyorum. Kafalardaki "tutucu ve katı rejimle yönetilen ortadoğu islam ülkesi"nden daha fazlası. Kapı komşumuz İran hakkında bu gün yoldan geçen kime sorsan söyleyeceği şu iki üç cümle olur bizim ülkemizde bile. -fazlası olacağını zannetmiyorum-




Dupa Dealuri/Tepelerin Ardında, 2012 yapımı Romanya filmi. Her festival filmi gibi bu da sessizz, sakin, karanlık, yavaş ve sonunun ucu açık. " Canınız nasıl isterse" tarzı.
Cannes'dan en iyi senaryo ve kadın oyuncu ödülleri var.
Eğer bir festival filmi severseniz seversiniz. Yok benim öyle şeylerle işim olmaz derseniz. Boşverin :)
Alina ve Voichita iki çocukluk arkadaşı, beraber yetimhanede büyümüşlerdir. Bir gün Almanya'daki Alina, Voichita'yı ziyarete geliyor. Voichita'yı alıp Almanya'ya gitmek istiyor çünkü çok seviyor (!) çok güveniyor hatta tek sevdiği insan o. Ne yazık ki voichita Rahibe. Manastırını bırakıp gitmek istemiyor. Hem çok dindar olmuş hemde peder geri dönemezsin demiş. Alina ise dine inanmıyor, hatta çoğu günahı işlemiş, bir kaç kere pederle zıtlaşıyor vs.  Sonra derken Alina nasıl olduğunu anlamadığımız bir şekilde çıldırıp ölüyor :)
Film bu kadar. 2 buçuk saatin sonunda eşim benimle "senin yüzünden izledik bunu" kavgası yapıyordu :)




Django!!.. Afişinden, fragmanına bir sinemaseverin "işte Tarantino" diyebileceği klasik bir tarantino filmi.
Abartılı karakterleri, afilli diyalogları ve ne zaman ne olacağını kestiremediğiniz seyriyle eğlenceli, Tarantino severlerin keyif alacağı, sevmeyenlerin yine sevmeyeceği bir film :)
Django (cango), Amerika'da köleleğin serbest olduğu, zencilere her türlü kötü muamele yapıldığı bir dönemde geçiyor. Django da Dr Schultz ile karşılaşana kadar her türlü pis muameleye magruz kalmış zenci bir köle. Dr. Schultzla iş birliği yapıp, hatta işleri ilerletip intikama kadar götürebilen dönemin havalı zencisi. Bütün zenciler "yürürken" o "ata" binebilecek konuma gelmiş bir zenci. İnsan izlerken o abartıdan olsa gerek intikam hırsıyla dolup taşıyor. "İnsanlar neden Edmond Dantes'in intikam için dönmesini beklerler? Çünkü intikam insan sağlığına iyi gelir" repliği bu filmi izlerken kafamda canlandı. Filmin sonunda da havalı Django intikamı aldığı için rahat bir nefes alıyorsunuz. Peki filmi yarıladıktan sonra dalgalı saçıyla pis pis sırıtan Di Caprio'ya ne demeli?
Pek iyi şeyler demeli. Açıkcası George Clooney gibi yaşlandıkça hoş olan :) oyunculuğu iyice oturan biri benim için dicaprio. Babyface hallerindense şimdiki hali ve son dönemlerdeki hemen hemen tüm filmleri çok iyi diyebilirim.
Pskopat köle tüccarı olmaksa ona hayli yakışmış.
Filmin sonlarına doğru çıkan  o beklenmedik bol kanlı sahnelerse yine tarantino dedirtdi.
Filmi izlerken bir yandan da aklımdan Malcom x geçti, selam ettim. İnsanın aklından fikrinden geçmeyecek gibi değil hoş.


Pek yakında size bu sıra izlediğimiz Avatar (anime)'dan ve okuduğum "silbaştan" dan bahsedeceğim ama şimdilik
Mel'den bu kadar :)


4 yorum:

  1. ayrılığı çok sevmiştim. babaya bayılmışım. tip olarak ayrı karakterini ayrı oyunuclupunu ayrı sevdim adamın yalan yok.

    konusu da beni eetkileyen bi konu ama kişisel olarak alıyrum bunu. hasta bir yaşlı var cunku...

    diğer festival filmini izlemem direkt eledim bak adı bile kalmadı aklımda :P -yalan-

    djangoyu izliycem de bakalım ne zmna kısmet..
    biraz birikmiş kore filmlerim var onlar bitsin istiyorum :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. koreliler önce tabi bacım :) onların yeri ayrı...

      Sil
  2. aynı flmleri mi izliyoruz ne:

    YanıtlaSil

Birşeyler söyleyesim geldi