27 Temmuz 2013 Cumartesi

Amour (aşk), Children of Heaven(Cennetin çocukları), the songs of sparrows(serçelerin şarkısı)


Selam.
yine filmler karmasıyla karşınızdayım. -ramazan ramazan -



Amour, Haneke'nin  aşkı acımasızca işlediği bir film olarak karşımıza çıkıyor. 2012 yapımı.

Doğal bir süreç olan yaşlılığın aşkla imtihanı nasıl olur? Yaşlanan insan artık aşka nasıl sahip çıkar? Kendine bile yetememeye başladığında aşk nelere kadirdir?

Kutsala dokunuyor Haneke ve biraz acımasızca, belki de çok gerçekçi. İnsan yaşlanmak istemiyor, acz insanın kanına dokunuyor ve aşk çaresizliğin sembolü oluyor.
Günden güne solan Anne, yaşamak istemiyor, insan izlerken aynı hisse kapılıyor.

 Faulkner'in eserlerinde zamanı gerçeğe yakın kullanması gibi Haneke kamerasını sabit kullanarak gerçekçiliği hissettiriyor ve insana  "sanki orada tam şuanda olanları gizli kameradan izliyormuş" hissini geçiriyor.

2 oda 1 mutfaktan oluşan ev, Haneke'nin anne babasının evinin birebir kopyasıymış, fakat avusturalyalı Haneke'nin evini parizyen yapmak için ufak detaylara dikkat edilmiş, bu yönden sanat yönetimi harika. Çünkü filmi izlerken o kadar o evin içinde yaşıyorsunuz ki o detaylar önem arzediyor.

Anne, Emanuella Riva, hayran kaldım. Üzülmeden edemedim, bu onun başarısı.
Georges, kanımı dondurdu. Beklenmedik ani çıkışlar, aşkın sonu, sabır...

Bir de kızları vardı, arada sırada uğrayan. Kendini bir gösteren, yoklayan. Kısmi kuşak çatışması..
Bir de dil.. Fransızcayı severim.

Sarsıcı bir sonla filme veda ederken, bize döndüm. Biz böyle olmayız, bizim değerlerimiz ve inancımız çok başka türlüsünü yaşatıyor, daha iyisini. Daha güzelini. İnsana yaşama dayanma sabretme gücü veriyor. İnanç her türlü aşka galip geliyor gözümde filmin sonunda.

Kpss'ye bile konu olan haneke'ye selamlar... neyse ki soruyu yaptım :)


Sinemayı, gitmeden yaşamadan farklı diyarları evimize, gözümüze getirdiği için çok seviyorum. Şuan bir yerlerde insanlar benim bilmediğim çok farklı hayatlar yaşıyor. Bu insanların hayatlarını asla tam olarak öğrenemem ama bilebilirim, az da olsa. Sonra... sonra şükredebilirim.



Majid majidi'nin iki filmi, cennetin çocukları ve serçelerin şarkısı...
Yüreğe dokunan filmler.
İran sinemasını seviyorum. Realiteyi gözler önüne seriş tarzını, düşük bütçelere rağmen büyük ses getiren yapımlarını...
Bu iki filmde aslında birbirine benziyor. Ama illa üçüncü olmaya çalışan Ali gibi, cennetin çocukları illa birinci.
Samimi, doğal ve sizin şehrinizde geçebilecek ve hatta belkide geçen hikayeler bunlar.
Cennetin çocukları, içimi acıttı. Yüreğim burkuldu. İzlerken dedim "Allahım, öyle bir gafletteyiz ki"
İki kardeşin bir ayakkabı etrafında dönen hikayesi. 
Keza serçelerin şarkısı da öyle. 
Büyümüşte küçülmüş adamları izlemek zor .




Keyifli seyirler.

6 yorum:

  1. Cennetin çocukları çok dehşet bir filmdi gerçekten. Serçelerin şarkısı da eminim öyledir hemen izlemeliyim.
    Gülerek izlediğim filmleri unutuyorum sonradan aklıma gelmiyor, ama böyle mesaj, dram içerikli filmlerin her sahnesi beynime kazınıyor.
    Kazınsın istemiyorum aslında sonra oturup tekrar tekrar üzülüyorum. Şimdi böyle de yazınca laf şuraya geliyor... ne yapmam gerekiyor doktor hanıımm :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ay evet bende oyle oluyorum yasom ve bılmıyorum :) cevabı bende yok :):)

      Sil
  2. fransız sinemasını seviyorum!
    iran filmlerine de el atmak niyetindeyim..
    evet bu gidişle öyle :D

    YanıtlaSil
  3. Merhabalar;
    Blogunu yeni keşfettim ve hemen takibe aldım.
    382. takipçin benim.. :)
    Bana da gelirsen sevinirim :)
    ¦ Sevgiler ¦
    http://whiteglaze.blogspot.com
    twitter: @_gamzeahmet_

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bende izlemedeyım yıne gel sevgıler ^^

      Sil

Birşeyler söyleyesim geldi