26 Şubat 2013 Salı

YAŞASIN KOREAN DRAMALAR:) PERSONAL TASTE, ME TOO FLOWER, CHEONGDAMDONG ALİCE


 Yaşasın korean dramalar :) Ben izlerken eğleniyorum bu milleti, hani başka milletlerin yapımlarını da izliyorum , izledim ama böyle kimseyi sürekli takip etmedim :)

Zaten geçen akşam PSY'i  Acun'da izlerken şu cümleyi kurdu ya; "hiç bir ülkede bu kadar korece anlayan kimse yok" ha şunu bileydin dedim. Dizi izlerken korece öğrendik yeminle. Bu gün beni seul'e bıraksanız baya baya derdimi anlatıcam sanırım :)

Kore 3lemelerine devam... Ortaya karışık yaptım size, eski orta yeni diye :)

Personal Taste'le başlıyorum.. Ah seyhanımm, yine kulaklarını çınlatıyorum arkadaşım. Seyhanın blogunda şu üstteki fotoyu gördüm ve aha dedim ben bunu izleyeyim. Nasıl şirin ve eğlenceli  bir foto!
Dizi de gerçekten eğlenceliydi kendisi böylece kore dizilerine adımımı atmamı sağladı... So ye jin aslında çok hoş bir kadın. Ama kore diziseverler bilir, kore kızları aslında ne kadar kokoş fakat dizilerde illa bi çapulcu olmak zorunda o başroldeki kızlar. Hani şöyle süsüne püsüne düşkün bir başrol zor yani. İlla bi dandik dundik giyincekler :) Halbuse SG'nin son sahnesinde kamdugnimle konuşurken ben aşık oldum kadına :) Tabi bir de yaş farkı olayı var, lee min ho'nun baya teyzesi yaşında belki de bilemiyorum ama yaşı var hatunun. Şimdi alımlı bakımlı olsa hepten büyük dururdu. Neyse neden ben hala dizinin konusuna geçmiyorsam?:)
Lee min ho cuğum bi mimar dizi de - diziyi o dönemler hevesle seyretmem için bir neden :P- kızın babasıda zamanında ünlü bir mimarmış bi ev yapmış yapısı çok önemliymiş cart curt. Lee min hocugumda bi proje kazanmak için o evin yapısını görmek istiyo ama artık yeminli projemiydi :) neydi geçmiş zaman net hatırlamıyorum :) öyle ha diyince bulamıyodun planını. O yuzden kıza kiracı olarak geliyodu eve, sonra olaylar olaylar... Eğlenmiştim baya. Sıkılmazsınız yani ,izleyin bacılarım.




Me too Flower!! Bu diziye nasıl başladığımı hatırlamıyorum bile. Popüler bir dizi değildi, zaten popisi olmayan şeyleri bulup sevmede üstüme yok :)
Dizi kendini yoon si yoon sayesinde izlettiriyor, çok net. Bu çocukta değişik bir hava var ya. İlk izlediğinizde 
"ay bu çocuk pek çirkin neden başrolkiiiğ" oluyosunuz, izledikçe "aslında tatlıymış" a kayıyor. Güzel rol yapıyor bence. 
Kız kimdir nedir hiç bir fikrim yok. Zaten resimdende anlaşılcağı üzre pek meymenetsiz. Bütün dizi böyleydi bu hatun. Neden başrol vermişler anlamadım. Yönetmenin kardeşi filanmıydı neydi anlamadım şahsen. Kızı beğenmedim, başka yerde de görmedim ama yoon si yoon aldı yürüdü bakın. 
flowerboy next dooru izlemenizi çok tavsiye ediyorum, dizi bitsin ona kocaman post yapıcam hakkketti :)
Konusu? Kız polis. Bizimkiside ayakkabıcı :) Ya bu kore dizilerinin enteresan konuları oluyo ya bayılıyorum :) Bizim Türk yapımcılar neden kore yapımlarından esinlenmezler anlamıyorum. Dizilerde ki karakterlerin farklı işleri sayesinde iş alanları hakkında bilgilerim arttı, genel kültürlendim resmen :)
Çocuk aslında çok fakirmiş, yalnızmış filan. Sonra nasılsa baya zenginlemiş, ayakkabı tasarımcısı olmuş. Kızda kendi halinde bildiğimiz polis. Yolları kesişiyor, yok işte çocuğun zengin olduğunu bilmiyor filan falan..
Çok süper olmasa da izlemiştim, eğlenmiştim yinede. Asıl yan rolde bir bacı vardı ki pek hoştu. Yaşını başını almış olsa da gayet hoştu. Görsel için kasmıyorum :) İzlerseniz anlarsınız :)
Bir sahne de yoon si yoon zort diye ağlamıştı. O zaman nasıl be filan olduğumu hatırlıyorum. Baya komikti sözde duygusal sahne.. bu da böyle bi diziydi.


Ahhh Alice ah...  "Ne hayallerle ümitlerleee" başlamıştım bu diziye :) Maalesef.!
Bir kere Park si hoo gibi bir oyuncunun yanına moon geun gibi resimdende kabak gibi görüldiğü üzre şaşı bir kızı verirseniz, nıthh olmaz!!!!
Ben zaten moon geun'nun olayını hiç anlamadım. Kız güzel desen değil, çok sağlam oyuncu desen hiç değil. Bir de nasıl şaşı.! Baya bildiğin çirkin. Babası filan mı zengin, olayı ne cidden çözemedim. Nasıl kötü bir cast olmuş... 
Park si hoo savcı prensestende tanıdığımız bildiğimiz eli yüzü düzgün bir adamcağız, yaşı da var beyfendi. Hoş şimdilerde tecavüzden uyuşturucudan  yargılanıyo olsada :) Bir kere karizma ve olgun duruyo. o kız öyle mi ya?? 
Diziyi yine de izledim. Çünkü park si hoo'nun oyunculuğu süperdi. Başlarda baya gülerek izledim hemde. Sonra tabi tarih tekerrür etti, yine bir sıkıcılık, bir durağanlık. Geçmek bilmeyen. Neyse ki son bölümler biraz action oldu. Tatlıya bağladılar ama dizinin sonunda tatlı mı acımı hiç önemli değildi benim için. Bitsindi artık :)
Konumuz şöyle. Kızımız looser. Kore kızı olupta looser olmayan, sonra da turnayı gözünden vurmayan yok maaşallahhh :)
Kızımız modacı ama yurtdışında okuyamadığından bir türlü iş bulamıyo, sevgilisi de böyle ezik. Ama çocuğu da pek seviyor terketmiyor. Sonra sevgilisi kıza para mevzuularından dolayı kazık atıp terkedince bu hırslanıyor. Bakıyor masum dürüst olarak zengin olamayacak hep böyle looser olcak, halbuki başarılıda (!).. Onlarda cheogdongdammıydı neydi oraya bizdede herhalde karşılığı nişantaşıdır :) girmenin yollarına düşüyor. Zengin koca avcılığı!.. Meğer Kore de oraya girmek sektörmüş baya :) çöpçatanlar vs :) Derken işte bizimkiyle romantik bir karşılaşmasıda oluyor tabi. Olaylar olaylar...
Yani severek başladım ama püffleyerek bitirdiğim bir dizi oldu. Zaten kızdan dolayı favorim olamayacaktı ama kızın açığını oyunculuğyla park si hoo kapatacaktı. Oda olamadı. 
Zaten her şey üstüste geliyor park si ho nun, yargılanma bir taraftan ünlü dizi eleştirmeni mel beğenmedi dizisini o bir yandan :):):) twitterdan destek olun adamcağıza, fighting filan yazın hahahahah

Bir Kore üçlemesinin daha sonuna geldim sevgili bloggercular, okuyan okumayan, aman bu ne be deyip geçen, çok sevdim hep yazsa diyen, halay çeken, yemek yiyen herkese sevgiler.









1 Şubat 2013 Cuma

Sizi Filme Boğmaya Geldim!!


Evet aynen öyle dostlarım :)

Biliyorsunuzdur, biliyor musunuz? Turkcellin bir bedava kampanyası hala var :) Zaten şu Turkcellin hiç birşeye faydası yok ama buna var ya sırf bu yüzden ona kızamıyorum :) Diğer operatörlere göre çok pahalı, aynı tarifeye Turkcell'de iki katını veriyorsun resmen. Turkcell zengin operatörü :) Ama şu sinema işini hala sürdürmelerini seviyorum. Hal böyle olunca eşimle pazartesilerini sinema günü ilan ettik. Her pazartesi sinemadayız :) Dolayısıyla izlediğim filmler birikti. E tabi bir de evde izlediklerimiz var -torrent sağolsun-. Televizyon izlemeyen bir çift olunca akşamları ya film, ya çizgifilm, ya anime izliyoruz :) Evet biraz tuhafız :)



Mesela direk dün akşama gidiyorum. Batman Begins,'i meğer eşimde bende izlememişiz :o Ben hep izlediğimi sanıyordum :) Neden öyle sanıyordum bilmiyorum. Dark Night Rises'ı sinemada hemde İmax salonda izleyince filmden çıktıktan sonra batman olmaya özenen çocuklar gibi şendik :) Batman serisi yani bu son seri çok iyi bence. Her açıdan. Gerçi bu ilk filmde biraz kalite diğerlerine göre düşükmüş. Ama yine de gerek görsel, gerek kurgu gerek Christian Bale - ki kendisine olan hayranlığım the machinist'ten geliyor- hepsi çok iyi :) Dark Night zaten efsane oldu. Heath Ledger, joker olarak bir zamanlar telefonumun arka planını dahi süslemişti. Yazık adam, bu kadar ünlendiğini göremeden öldü gitti. Onunla ilgili bir belgesel izlemiştim. Joker rolü için bir otel odasına kapanıp haftalarca pskopat rolüne çalıştığını söylemişlerdi. Neyse, emeklerin heba olmadı Heathciğim, rip.
Fakat Rises bence çok iyi bir son olmuş. Yani sanırım artık son :) Çok net bilgim yok ama filme bakarsam öyle. Bir de Batman serisi sinemada izlenmeli bence. Evde minik tvlerde okadar olmuyor. Sinemada başka. Rises özellikle, kesinlikle sinemalıktı.Filmdeki her detayı seviyorum :) Wayneleri, alfredi, o kocaman herşeye dönüşen arabayı <3 p="">
telefonumun arka planı :)


Kısacası izlemediyseniz izleyin derim :) Hatta üçleme yapın. Daha zevkli oluyor!...



Diğer filmim, Little Miss Sunshine. Bu filme bir blogcuda rastlamıştım. Kimdi hatırlamıyorum :) Merak edip listeme almıştım. Bahsedildiği kadar beğenmedim fakat yine de güzeldi :) Bir aile var, tuhaf bir aile. Ben bu Amerikalıların aileleri hep mi böyle merak ediyorum :) Uyuşturucu bağımlısı ve biraz sapık bir dede, nlp'ye takılı bir baba, aileyi çekip çevirmeye çalışan bir anne, sevgilisinden ayrılmış ve intihar etmeye çalışmış gay bir dayı, askeriyeye girmeye çalışan sorunlu ergen bir genç ve güzellik yarışmasına katılmak isteyen minik kız kardeşten oluşan bir ailenin, küçük kızı little miss sunshine'daki güzellik yarışmasına götürmeye yola çıkmasıyla başlıyor. Tuhaf bir ailenin biraz trajedik, eğlenceli yolculuğu. Film yavaş ilerliyor fakat yine de kendisini seyrettiriyor. Ne olacağını merak ediyorsunuz. Bir yandan tuhaf bir mutluluk veriyor, neden çözemedim :)
imdb puanı:7.9 bende aşağı yukarı bu kadar veriyorum, oda sondaki dans sahnesinin hatrına he :):)



CMYLMZ! Cem Yılmaz'a gülmeyen var mı acaba ciddi ciddi :) Kendisini tebrik ediyorum, stand-up'ını sinemada izleterek yine paraya para demedi! :) - yine "Türk aklı" ne para kırmıştır bu yaaa sendromu :) cemyılmazcılar bilir :) - Yine onun tarzı olarak, belatı,eğlenceli,zekice ve komikti.

Eski gösterilerindeki konular danda serpiştirilmişti fakat birebir aynısı değildi tabii ki. Ben hala abisiyle ilgili yaptığı esprilere gülüyorum, ha bir de AYGAZ var hahaha :) Bakın yine güldüm.
Cem yılmaz'ı tavsiye etmek diye bir şey yok artık. Adamı herkes biliyor, seven izler zaten. Hani sevipte izlememek gibi bir durum yok :) Hala doluymuş sanırım salonları.. eh ne diyim, adam yapıyor beyler :)



Celal ile Ceren! Ben İvediklere de çok gülen biri olduğum için - bu noktada genelde taşlanıyorum ama :) - Celal ile Ceren'in fragmanını gördüğüm anda ben buna giderim demiştim. Fakat eşim tam bir anti-şahancı olduğundan tutturdu ben gelmem diye. Neyse ki o dönem ablam ziyarete gelmişti de gittik. Ve ben yine çok güldüm :)
Filmin konusunu bilmeyen yoktur sanırım, işte celalle ceren 6-7 senelik sevgililer, sözlüler hatta. Celal arkadaşının bekarlığa vedasına gitmeye kalkıyor, kız izin vermiyor :) Klasik böyle şeyler her çiftin arasında olur ya. Ordan başlıyor konu. Celal yine de gidiyor ve film başlıyor :)  Görüntü olarak bir şey yok ama konuşmalar hep belatı. Bu biraz rahatsız edici, hani baktım salona kızlar hep sevgilileriyle gelmiş. Asla bir erkek arkadaşla izlenmez ama kız kıza erkek erkeğe izlenir :)
Bomba espriler vardı,  spoiler - özellikle yangından sonraki konuşmasında krize girdim, hele kolonya içtiği sahneler, of of -
Bir de biraz Hangover tadı sezdim ben. Siz ne düşünürsünüz bilmem ama. Hani ordaki sakallı tip Alan'a benzetmişler sanki tip olarak, sonra what happen in Aksaray, stay in Aksaray" muhabbeti Las vegası hatırlattı. Birebir olmasa da biraz biraz vardı sanki hım? :)
Ben eğlendim, sinemada izlenmese de olur fakat.
Birde İmdb'de en kotu filmler arasına mı girmiş, sözlükçüler öyle bir şey mi yapmışlar ne :)

Daha filmler var fakat o da başa bir post olsun. Hayli uzun oldu yazı :)
Okuyanlara benden kocaman alkış :)

İyi seyirler...