15 Nisan 2013 Pazartesi

Kore Macerasına TAM GAZ :) -Greatest Love / Nice Guy

Uuppuzun zamandır Korean Dramalarımdan bahsetmiyorum :) Artık bir korean drama postunun vakti geldi geçiyor bile :)



Kore maceram başlamadan, işlerin bu kadar büyüyeceği aklımın ucundan geçmezdi. Dizileri izlemeye başladıktan sonra sırayla herkese izlettim. ( Babam bunun hesabını nasıl vereceksin, deyip duruyor. Vicdanım son zamanlarda pek rahatsız. Sizde benim yüzümden alışmayın. Alışıksanız izleyin :) Bir de ahirette sizinle uğraşmayayım aaaa :) ) Etrafımda fanlar çoğaldı, paslaşıp izlemeye devam ettik. En büyük destekçiler tabi ki kız kardeşlerim oldu. İnsanın kız kardeşi olması harika. Ablalarımla Koreyi fethederken, annemler bize söylenip duruyordu :) Sonra kardeşler olarak bir hayal kurduk, Kore gezisi!!..  Dedik şu fani dünyada yapmak istediğimiz ortak bir şey var. Babamızın karşısına geçtik. Böyleyken böyle. "Baba bizi Koreeyee gönderrr"  diye ağlaştık :) Sonuç? Baba ve kızları olarak Kore gezisine karar vermiş bulunmaktayız. Henüz karar aşamasında kalsa da biz gerekli araştırmaları yaptık. Seul- Jeju- Busan üçlemesi yapıp dönmeyi umut ediyoruz. Bundan sonrası dualara kaldı. Pahalı olduğu için para biriktirmek zor olacak gibi. Ama çok istiyoruz. İnşallah gerçekleştirebiliriz. Gerçekleşmese bile, gerçekleştirmeye çalışmak bile güzeldi diyeceğiz (mecburen :) ). Sizde bol bol dua edin duakalarım. Hayaller gerçek olsunn!! :) Hatta düşünen varsa bize takılabilir. Sayı fazla olunca istediğimiz zaman tur düzenlenebiliyormuşş...

Gelelim dizilerimize.




Greatest love'ı izleyeli hayli oldu ama izlerken nasıl güldüğümü eğlendiğimi dün gibi hatırlıyorum. Hatta Cha seung won ablamın favori oppası oldu çıktı :) Adam tek başına dev kadro. Çok eğlendiriyor insanı. Mimikler desen o biçim. Komediyi güzel beceriyor. Absürd komedi ama insanı rahatsız eden türden değil.




Yine farklı bir kore senaryosu. Bu senaryo çeşitliliğine hayranım. Hani bizim dizilerde meslekler hiç ön planda değil. Yani meslekler olsa da içeriğinden, meslek hayatıyla alakalı hiç konu işlenmez. Mesela şuan izlediğim incarnation money'de savcılar var ve ben baya Kore savcılarının hayatını çözdüm :) Bu dizide de ünlülerin hayatını görüyoruz. Çook ünlü ve star oppa Dok go jin, burnundan kıl aldırmayan reklamlardan çıkmayan ünlü oyuncu :) Gong ae jong yani gong hyo jinse ünü bitmiş hatta kötü bir ünü olan eski kız şarkı grubunun üyesi. Hala bir yerlere tutunmaya çalışıyor, hayli ezik.Bu kadına ezik roller nasıl yakışıyor anlatamam. Kadının tipi eziğe çok gidiyor :)  Yani aslında beğendiğim bir oyuncu değil ama konu itibariyle diziye çok yakışmış. Bir de "yaş" faktörü var. Cha seung genç oppa değil artık, hyo jin'le boyu boyuna yaşı yaşına olmuş :)

Aynı sektörde olunca bir şekilde tabi kaderde ağlarını örüyor bizimkiler karşılaşıyorlar, olaylar olaylar...
Hayli gülüp eğleneceğiniz bir dizi. Yan karakterlerde fena değil. Fakat yanları boşverin Dok go jin süper :)
Sonu da çok güzel bitiyor. Hani sonu saçmalanmamış yegane güzel dizilerden nazarımda :)
Bazıları yaş skalası fazla diye beğenmemiş, öyle okudum. Bu tarz takıntılarınız varsa belki sizde beğenmezsiniz ama gülmeye bire bir bence. Ya Cha Seung bu common!. :) Nasıl beğenmezler adamı enteresante :)
Hem çok duygusal sahneleri de var, patates büyütüyorlardı beraber, bir de dok go jin tv de gong ae jong'u seçiyordu filan. Bunlar demek ki belleğimde yer etmiş :)


Dizinin ostlerine gelince.. uu bissürü :)Hala dinlerim, dizinin vazgeçilmezi kız grubun söylediği şarkıda çok güzeldi.Bir kaç tanesini ekleyeyim. Sizde dinleyin :)
Son söz, cidden çok eğlenceliydi, izleyin anacım.












Nice guy, güzel bir diziydi. Başroldeki şehla gözlü kız moon chae won'u ilk my fair ladyde izlemiştim. O zamandan bu zamana güzelleşmiş başrol bile kapmış bakın :)
Başroldeki çocuk song jong ki'nin hatunlara göre küçük kalması - yada gözükmesi- beni rahatsız etti birazcık. Hani konu itibariyle birinden zaten küçük, diğeriyle yaşıt. Fakat yaşı olmasına rağmen çok baby face. Daha böyle intikam almaya elverişli bir surat bu diziye daha yakışırdı diye düşündüm.

Başlarken fena değildi ortalarda sardı ama sonu ı-ıhh olmadı. Ah şu sonlarr sonlarr.. Kore dizi sektörü sonları ne zaman becerse, iyi bir dizi çıkıyor ortaya.

.pek dadlular :)
Konusu; -biraz spoilerlı-
Unni  Han je hee, çok hırslı bir kadındır, gazetecidir, bilgi alma derdindeyken bir adamı yanlışlıkla öldürür, aynı mahallede yaşayan beraber büyüyen ona aşık Kang ma Roo fakir ama geleceği parlak bir doktor adayıyken aşkından han je hee'nin suçunu üstlenir. Fakat han je hee hapiste olan Kang maroo'yu beklemez ve zengin bir patronu karısından boşatıp evlenir onunla. Patronun kızı da işinde hırslı ve han je hee'den nefret eden Se eung gi'dir. Kang ma roo hapisten çıktıktan sonra kader ağlarını örer ve Se eung gi'yle karşılaşır. Olaylar başlar bu şekilde. Kang ma roo, se eung gi üzerinden intikam almaya çalışır filan.


Daha güzel daha hırslı bir intikam işlenebilirdi dizide.Konu çok müsaitti
 Kötü kadın han je hee'ye gene bir şey olmadı ,öyle acı çekmedi yani. mesela ona çok acı çektirselerdi ben daha keyif alırdım :p
Zaten genel olarak kore dizilerinde kötüler çok kötü bi hale düşmüyorlar, izlediğim money de harika bir intikam alınıyor, merak ediyorum sonunu. Umarım güzel bitirirler ve bu sefer kötüler beter olur !!.. -yine bir reklam daha yaptım-
Kang ma rooyla se eung gi'nin birbirlerine gülerek çarpışmaları, sonra beraber geçirdikleri günde kang maroo'nun mızıka konseri, se ung gi nin hafızasını kaybettiğinde o çocuksu halleri... hepsi güzeldi :)

Dizinin ost'leri de güzeldi. Özellikle Junsu'nun ki favorim oldu. Playlistimde yerini aldı, dinliyorum hala ^^





Sonuç olarak, nice guy benim için 10/7.
bu kadar :)

Son olaraksa, geçen Fulyacığımın çekilişine katılmıştım. Bir baktım ki mailime bana çıkmış!. Nasıl mutlu olmuştum - böyle şeylerde pek şansım olmaz- Sonra gözlüğüm geldi, harika. Ama içinden çıkan o samimi not her şeyden daha güzeldi. İçten samimi... Çekilişlere katılmak güzel, hediyeler almak çok keyifli ama bu samimiyet ve içtenlik her şeyden öte bence. Gönülden gönüle bir bağ kurulmanın vesilesi olduğunda işte çekilişler bir anlam kazanıyor. Fulya'ya bu içtenliğinden ötürü bir kez daha teşekkür etmek istedim buradan. Şimdi çok cici bir blogger arkadaşım daha oldu, benden keyiflisi yoook ^.^

Herkese keyifli haftalar
Selam ve dua ile...

9 Nisan 2013 Salı

Ken Grimwood/ Replay / SilBaştan


Bu kitap aslında bir postluk bir kitap değil.
Üzerine uzun uzun konuşmaya gerek yok.
Aslında düşünce olarak güzel bir kitap. İyi niyetlerle çıkılmış yola. İnsan geçmişe tekrar dönebilse, hemde şimdi ki aklıyla!
Neler olur?
Eminim herkes en az bir kere bunu düşünmüş, hayal etmiş belki de istemiştir.
Kahramanımız Jeff, bu şansı yakalıyor. Bir gün kalp krizi geçirip ölüyor, bir uyanıyor 18lik üniversite de ki Jeff olmuş. Her şey hatırladığı bildiği gibi.


Tekrar bir hayat yaşıyor, bu sefer bildikleri üzerine yaşıyor, tabi hayatında değişiklikler oluyor.
Sonra tekrar ölüp tekrar yaşayıp tekrar eski haline dönüyor. Her defasında farklı bir hayat yaşıyor. Sonra bir gün karşısına yine kendisi gibi biri çıkıyor. Olaylar böyle devam ediyor,nihayetlenen bir durum var mı? Hayır yok.
Dediğim gibi aslında güzel bir şey yapılmak istenmiş ama olmamış. Gereksiz ayrıntılarla dolu en başta. 60'ların Amerika'sının borsasından tutun, yiyeceğine içeceğine modasına kadar her türlü zımbırtı var.
Kitap Tr'de 2010'da ilk basımını yapmış fakat aslen taa 88'in kitabı. O yıllar için gayet iyi bir kitap aslında. O kadar da hakkını yemeyeyim.
Bu bilgiyi bilmeden okuduğumdan, kendi kendime neden 60lar 80 ler arası bu kitap ya diye söylenmiş durmuştum. Meğer zamanında öyle olması gerekiyormuş ta ondan.

İşin garip tarafı yazarının akıbeti karakterinin akıbeti gibi olmuş. Yeni kitabına hazırlanırken 50 yaşlarında kalp krizinden ölmüş. Belki tekrar dirilmiştir:P

Böyle kitapları okumayacağıma dair söz veriyorum kendime, sonra okuma motivasyonum düştüğünde elime alıyorum illaki, sonra yine kendime kızıyorum boşa vakit kaybı diye.
2. sınıf Amerikan filmi izlemişim gibi hissediyorum kendimi :)
Ha birde kitabı elime alınca direk butterfly effeck'i  hatırladım. O da bu tarz bir muhabbet üzerine kurulu değil miydi? Yanlış mıyım?

Fakat yine de aslında şunu söylemeliyim, kurgu güzel. Yani eskiye tekrar dönsek ne olurdu? düşüncesinin işlenmesi güzel. Bence bunu bir yazar tekrardan ele alıp güzel bir şeyler ortaya çıkarabilir. İnsanın dikkatini çekiyor illaki.

Kitabı fuardan 5 tl'ye almıştım. İlla ki merak ederseniz, okumak isterseniz,  sizde öyle alın. Paranıza yazık olmasın :)



3 Nisan 2013 Çarşamba

Ruhi mücerret / Murat Menteş

Selamun aleykum sevgili blogdaşlarım,
Öncelikle bir önceki yazımda dualarını eksik etmeyen, yorumlarıyla yanımda olan kardeşlerime kocaman sevgiler. Hepinize sarıldığımı bilin. Böyle gönül dostluğu kurmak inanılmaz keyifli. Rabbim nicelerini nasip etsin amin.
Zor zamanlar geçiriyoruz, dualarınızı hala eksik etmeyin, sizlerde dualarımdasınız duakalarım :)


Gelelim şimdilerin gözdesi, Ruhi Mücerret'e. April yayınlarından çıkan bir Menteş romanı. MM sevgimi daha önceki bir yazımda belirtmiştim. O zamanlardan bu zamana çok şey değişti. Eskisi gibi bir fanlığım kalmamakla beraber kitabı görünce alamadan, aldığımda da okumadan duramadım. Bunun "popüler olandan soğuma tribi" yle alakası yok. Son dönemlerde MM'nin attığı adımlardan ötürü aslında.
 Bir solukta okunan bir roman yine.
Genel kanaat MM'nin "ustalık" romanını yazdığı yönde. Bense daha iyilerini yazabileceğini düşündüğümden olsa gerek MM'nin ustalığı budur diyemem. Fakat yine okurken "bu adam ne kafasında yaşıyor lan" diye söylendiriyor insanı. O konuları nereden, o benzetmeler, o cümleler, oy oy...
Kendi tarzında, kendi çizgisini koruyarak ama bu sefer daha "komik" bulduğum bir roman Mücerret.  100 yaşındaki bir istiklal gazisinin hayatı ne kadar dallanıp budaklanabilir? Bir yaşlının hayatı - hemde 100 yaşında olan-nasıl bu kadar action dolu olabilir? Olay burada kopuyor zaten. Çok keyifli ve eğlenceli olmuş.

"Mücerret'in reklamla imtihanı" kitabın bir diğer ismi olabilirmiş. Hayatımızı ele geçiren reklamlara dair güzel bir kara mizah örneği olmuş kitap. Kitapta aynı zamanda "Alper Canıgüz, Emrah Serbes" gibi yazarların reklamları da ayrıca ironik ve hoştu.
"Ruhi mücerret, Civan kazanova,Masum Cici, Serpil Silahlıperi" has kahramanlar. İsimler yine şahane, "nuh tufan" sa her zaman favorim olmuştur, henüz onu tahtından eden olmadı :)
Kitap tasarımı da ayrıca ilginç ve güzel. Kapağı görüpte sevmeyen olmaz sanırım :)

 "- Cennet- cehenneme inanıyor musun?
 - Evet inanıyorum çünkü ikisi de hayatın içinde var."

"Yalan insanı aptallaştırır, hakikat ise delirtir"
"Aşk, gençlerin oynadığı fakat yaşlıların bildiği bir oyundur"
"Annenin anneannesi, anneannesinin annesidir"

Menteş'in Türk edebiyatında farklı bir kapı açtığı gerçek. İnsanları bu yönde heveslendirdiği ve kendi tarzını yarattığı da. Sırf bu yüzden bile olsa okumanızı isterim. Fakat sevmeyebilirsiniz, çünkü herkese hitap edebilecek bir tarz değil. Şöyle bir benzetme yaparsam yanlış olmaz sanırım, dizilerde L&M ne ise, kitaplar da Menteş öyle.

Ve son olarak, filme diziye uyarlanacağı söylentilerini duyduğum menteş kitaplarından en çok Mücerret bir dizi yahut film olur gibi. Çıkarsa melike demişti dersiniz :)

Okumayı düşünen, bilmeyen, duymayan, bilipte bilmemezlikten gelen, sevipte kavuşamayan kitap kurtlarına, öğrencilere, ev hanımlarına ve daha nicelerine birazcık fikir veren bir yazı olduysa ne ala :)

Ben sevdim, eller alsın.