18 Mayıs 2013 Cumartesi

Bosna Gezimiz- Saray Bosna -III-

Selamun aleykum blogardaslarim..
Bu "blogardas" bir geyik olarak basladi ama benim cok hosuma gitti:)
Efendim gezimizin son ayagi son yazisi olan Saraybosna yazima hemen baslayayim:)
Mostardan yola koyulup yesilikler icinde bir tarafta neretva bir tarafta daglar essiz muazzam manzaralarla Saray Bosna'ya vardık.

Varır varmaz yolumuzun üzerindeki Hayat /Umut tüneline uğradık.
Savaşın en çok hissedilen yerlerinden biri burası. Bu yüzden SarayBosna'ya gelip buraya gitmemezlik etmeyin.
Bosna savaşının kilit noktası olmuş bu tünel. Adı gibi hayat vermiş müslüman kardeşlerimize. Bu tünel olmasaydı bu gün durum farklı olabilirdi deniliyor. 6 ay gibi kısa bir sürede 800 metre kazanılan tünel, insanüstü bir çabanın örneği. İlaçlar, gıdalar, hastalar... Bütün acil durumlar bu tünel sayesinde karşılanmış ve sırplar tarafından 2 sene farkedilmemiş. Farkedildiğinde engel olabilmek için hertürlü yolu denemişler tabiki.

Tünel bir evin bodrumundan kazılmış. Ev havaalanına yakın olduğu için çok uygunmuş.Evin sahibesi teyze yapımında da savaş esnasındada çok yardımcı olmuş. Allah onlardan razı olsun.



Tünelden sonra otelimize yerleşmek için şehirmerkezine doğru yola çıktık. Otelimiz başçarşı'ya çok yakın olduğundan yerleşip doğruca kendimizi çarşıya karın doyurmaya attık. Bosna'ya gidip Boşnak böğreği yenmez mi? Hala tadı damağımda. Nefisti. Kıymalı yogurtlu olanı diğerlerine nazaran daha güzeldi, tavsiyemdir.




Yemekten sonra akşam namazlarımızı Gazi Hüsrev Cami'de eda ettik. Başçarşı'nın bu kısmı adeta Bursa. Gazi Hüsrev bezistanı, medresesi, hanıyla gerçekten kendimi memleketimde, yeşil Bursam'da gibi hissettim.
Zaten Bezistan'a gelen kumaşlar Bursa ipekleriymiş. Bezistan'dan arastalardan elde edilen gelirle hayır yapılıyormuş. Hanı, medresesi, camisiyle Gazi Hüsrev Baş çarşının incisi.
Aliya'nın kabri otelimizin hemen karşısındaydı. Aliya'ya selam etmeden Bosnadan gidilir mi?





Ertesi gün, Vrelo Bosna'ya gittik. Çok güzel bir koru. Bosna'nın yeşiline bittik...

Ardından şehrin merkezine gelip, caddeleri, latin bridge yada eski ismiyle hünkar köprüsünü, at meydanını ve inat evlerini gezdik. Hepsi aynı yerde olduğu için hiç vaktinizi almıyor bu gezmeler...
Bakırcılardan bakır kahve takımımızı alıp, morica hana doğru yolumuzu tuttuk. Akşamlarımızı morica handa geçirdik.  Bursa Kozahan'nın aynısı :) Türklerin ve üniversiteli gençlerin uğrak yeri. Yan masanızda bir grup Türk'ün bulunması çoook muhtemel. Demleme çaylarıyla da favorimiz. Üst katındaysa mladi muslimani yani genç müslümanlar 'ın derneği var. Alija'nın da aktif faaliyetlerde bulunduğu, boşnak bir çok kardeşimizin şehit edildiği dernek.Hala aktif. Birileriyle tanışmak istedik fakat kapalıydı. Sizler denk gelirseniz tanışın :)

Saray bosna'da endülüs, osmanlı ve tito dönem, mimarisi hakim. Yani amsterdam sokaklarından bursa kapalı çarşıya geçmişsiniz hissi uyandırıyor desem yanlış olmaz sanırım.


Böylece gezimizi tamamlamış bulunduk ertesi sabah ilk uçakla hop evimize geldik.

İmkanı olan herkese tavsiye ederim. Gerçekten çok güzel yerlerdi.
Tahmininizden daha güzel geçeceğini düşünüyorum zira benim böyle oldu :)

Allah yar ve yardımcınız olsun kardeşlerim.
Allah'a emanet.


9 Mayıs 2013 Perşembe

Bosna Gezimiz- Mostar -II-


                         Camide temizlik yapan güler yüzlü teyzemiz :)

Bosna gezimizi madem anlatmaya başladım, devamını da getireyim değil mi? :)
Bosnayı neden uzun uzun anlatıyorum? Çünkü Bosna çok bizden.
Sanki Bosna Türkiye'nin bir parçasıymış da orada unutulmuş gibi.
Bosna'yla çok ortak noktamız var. Bir kere ecdat oradaymış ve bunu oralara gidince o kadar çok hissediyorsunuz ki insan şaşırıyor.
Sonra Bosna yakın tarihte çok acılar çekmiş, müslümanların sadece müslüman oldukları için zulme uğradıkları bir coğrafya. Savaş zamanı Türkiye'den çok yardım gitmiş, hatta bizzat savaşa katılıp şehit olmuş insanlar bile var... Gönül bağımız var.
Aliya  - Allah ondan razı olsun- vefat etmeden önce Bosna'yı Başbakanımıza emanet etmiş. Emanete hıyanet olmaz.
Nitekim Türkiye'den çok ziyarete giden var. Artık nasıl burada her yerde arap turistler var, Bosna'da da öyle :) Her yerde Türk var. Gerek orada yaşayan, gerek turist. Bir caddeye daldığınızda Ziraat Bankasını rastlamanız kaçınılmaz mesela.
O kadar çok oradayız ve o kadar çok ziyaret eden var. Fakat o topraklara turist olarak gitmeyin.
Bu bir abimin nasihatıydı bana. O kadar haklıydı ki. Tıpkı umre'ye gidip onun feyzinden yararlanamayıp alışveriş ve bol bol dedikoduyla dönenler gibi, Bosna'ya gidip turist gibi gezenlerden olmak istemedim.
Ecdad'ın ektiği iyilik tohumları,asırlar sonra savaş zamanı o kadar çok yerde hayat bulmuş ki. İnsan bunlara şahit olunca şaşırmasın da ne yapsın?
Gidip ders almak, feyz almak istedik. Allah'a şükür nasipte oldu.

İkinci günümüzün akşam üstü Mostar'daydık.. Ah Mostar anlatılmaz yaşanır kabilinden... Nasıl güzel Neretva'nın yeşili. Nasıl güzel Mostar geceleri.


Varır varmaz, otelimize yerleştik. Otelimiz butik oteldi ve çok ilgililerdi. Çok sevdik ama asıl sevdiğimiz manzarasıydı!. Odamızdan direk Mostar gözüküyordu ve gece yarısı uyanıp Mostar köprüsüne bakmak harikaydı.










Otele hızlıca yerleşip, otelimize yakın camide namazlarımızı kıldık. Ardından doğruca Mostar köprüsüne oradanda karnımızı doyurmaya gittik. Bosna'ya gelip national plate yememezlik yapmayalım dedik. Çok güzeldi :) Soğan dolması, sarmalar, cevapcici ve kızartmadan oluşan bir tabak. Hayli lezizdi.



Yemekten sonra namazlarımızı Karagöz camisinde eda ettik ve günü bitirdik..Karagöz camide savaş zamanı hasar görmüş bir cami. Bosna'da savaştan zarar görmemiş bir yer bırakmamışlar. Mostar'da genel olarak savaşın izleri silinmiş gibi. Saray bosna'da daha çok var o izler. Ben bunu Mostar'ın daha çok turizmiyle göz önüne çıkmasından dolayı yaptıklarını düşündüm. Ne kadar doğru bilemiyorum. Çünkü Mostar'da yabancı kafileler daha fazlaydı diğer yerlere göre. Hatta Travnik'e Türklerden başka gezmeye giden yoktur sanırım :)
Mostar köprüsü,Mimar sinan'ın emriyle öğrencisi mimar Hayrettin tarafından 1566 da yapılmış. İslam'ın mührü vurulmak istendiğinden Mostar'ı hilale benzetmişler. Basamakları Esma-ül Hüsna'ya binaen 99 tane yapılmışken, malum savaşta yıkıldıktan sonra tekrar yapılırken 93 adet yapılmış. Savaş yılına ithafen...
Savaş denilen şey nasıl dehşet verici, izlerini gördüğünüzde bile tüylerinizi ürpertiyor.
Güzelim Mostar'ı nasıl yıktılar... Mostar'a kadar ne canlar yandı...
Adet bu ya eskiden evlenecek gençler, kendilerini ispatlamak için Mostar'dan atlarmış, yaz aylarında oradaki gençler para karşılığı atlıyorlarmış. Bunu duyduk ama havalardan dolayı atlayan olmaz sanıyorduk ki şansımıza gencin biri atladı :)
Mostar'a tepeden bakan kocaman bir haç var ki nasıl sinir bozucu anlatamam. Savaş zamanı pislik olsun diye dağın tepesine dikilmiş, kimse kaldırmasın diyede etrafına mayın döşenmiş. Verdikleri zarar her yönden. Bu haçla alakalı Alija ve sırp komutan arasında gelişen bir diyalogu okumuştum. Aliya'nın cevabı enfesti. Onu da ben anlatmayayım, meraklıları bulsun okusun :)
Bu tarz caydırıcılıklar Bosna'nın genelinde yapılmış savaş zamanı. Uzun uzun kilise çanlarını görüyorsunuz, gereksiz bir şekilde uzunlar. Tamamen pskolojik baskı. Buna karşılık camilerin minareleri de uzun. Cevaben yani. Zaten mescid gibi camilerin minareleri kocaman olunca bir değişikliğin olduğunu anlıyorsunuz.



O kadar çok detay  var ki, yazmaya kalksam kitap olur :) Hızlıca geçmeye çalışsamda uzattığımın farkındayım :)


Ertesi gün sabahtan Mostar çarşılarını gezip, Koski Mehmet Paşa camine gittik. Bulduğumuz her cami de namaz kıldık pek güzel oldu :) Ardından Mostar'a yakın son Osmanlı Türk köyü olan Poçitelli 'ye ve ardından Blagaj (blagay)'a geçtik.



Poçitelli'de taş evleriyle, hamamı, medresesi, camisi, kalesiyle tam bir Osmanlı köyü.
Artık bir turizm köyüne dönüşmüş ama hala her şey muhafaza edilmiş. Köyün girişinde teyzeler karşılıyorlar ve sizlere direk meyveler satıyorlar :)
Yine dağın eteğine hatta dağa kurulmuş bir yer burası. Osmanlı'daki önemiyse, Neretva'nın iki kolununda oradaki kaleden görülebilmesiymiş. Nasıl yeşil, nasıl güzel.. Huzur dolu. Karadeniz gibi aynı :)

                                      Sicaktan bunalan ben, biraz esince musmutlu oldum :)




Blagaj'sa Buna nehrinin -Avrupa'nın en yüksek debili nehri- kaynağına kurulmuş, dervişlerin, Alperenlerin buraya zamanında gelip, ibadet ettikleri, inzivaya çekildikleri bir tekkeymiş. İnanılmaz güzel bir yer.
Blagaj  iç muhasebe demekmiş. Yani buraya gelen Alperenler iç muhasebelerini yaparak, kusurlarından arınıp Allah'a yakınlaşıyorlarmış. Tabi burada ki gönül dostları etraf köyleri de İslama alıştırmış ve sevdirmişler.
Şimdi orada restaurantlar ve kafeler var. Bol turist çeken bir yer.
Tekkeyse gezmeye açık. Mescid gibi namazınızı kılıp nehir kenarında Kuranınızı da okursunuz, turist gibi de gezebilirsiniz, gönlünüze göre :)




Günü blagaj'da karnımızı doyurarak ve demleme çay içerek bitirdik :) Demleme çay Avrupa da yok bosna dada yok gibi bir şey :) O yüzden tam yerinde çay keyfi yapabilmek güzeldi. İnsan Buna'nın kıyısında bir tekkedeyse canı nasıl demleme çay istemez değil mi? Tarikat ehlinin vazgeçilmezi demli çaylar değil mi zaten:)
Blagaj'da karnınızı doyurabileceğiniz balık restaurantlarıda mevcut. Açlığınızı oraya bırakabilirsiniz.

Günümüzü böyle sonlandırdık ertesi günse Saray Bosna'ya doğru hareket ettik!..


Saray bosna da son demlerimizi geçirdik, son yazımda son günlerimiz olsun :)

2 Mayıs 2013 Perşembe

Don't Forget 93' / Bosna Gezimiz -1-

Selamlar bloggerdaşlarım :)
5 günlük dolu dolu Bosna gezimizden dönmüş bulunmaktayız. Ben de henüz her şey tazeyken size gezimizden bahsetmek istedim.
Gezi yazılarını part part yazıp uzatmayı sevmiyorum aslında. Fakat bu gezi biraz özel olduğu için uzun tutacağım. Şimdiden uyarımı yapayım :)
Bosna benim için çocukluğumun ilk acı hatırası demek. 95'in AGD'si yani o zamanların MGV'si Bosna ajandası bastırmış, o ajanda da tabii ki bizim evimize gelmişti. O zamanlar küçük bir çocuktum ve gördüğüm fotoğraflar beni  dehşete düşürmüştü. Belleğimde ki ilk savaş fotoğrafları daha doğrusu katliam fotoğrafları onlardır.
Sonrasında Bosna'yı Aliya'yla sevdim. Aliya'yla tanışmam üniversite yıllarına kalmış olsa da ondan çok şey öğrendim. Bence her müslümanın ondan öğrenecek çok şeyi var. Allah, Aliya gibilerin sayısını artırsın, amin.

Bosna gezimizin güzel geçeceğini elbette biliyordum ama tahminlerimden daha iyi geçtiğini söylemeliyim.
Geziye arkadaşlarımızla gittik. Kalabalık gitmek -çok kişi olmamak kaydıyla- daha eğlenceli oldu. Hem maddi açıdan külfet azalttı hemde hareket özgürlüğümüz arttı.
Turla gitmedik. Turla gitmeyi eşim çok sevmiyor. Açıkcası artık bende turdansa özgür takılmayı daha keyifli buluyorum :) Turla gitmemenin bir eksisini yaşamadık. Belki Bosna'yla alakalı daha güncel bilgiler verebilirdi ama zaten boşnak kardeşlerle sohbet ederek, ortamı soluyarak bir çok şey hakkında fikrimiz oldu.

Derdinizi anlatabilecek kadar ingilizce ki gerçekten çok olmasına gerek yok, iyi harita kullanabilme sizi çok güzel idare eder. Nitekim bizi de idare etti :) Gitmeden önce otellerimizi de eşler ayarlamışlardı, gittiğimizde herkes bizi bekliyordu. Otellerimiz zaten ayrı keyifliydi.
Genel olarak teknik konularla eşler ilgilendiğinden biz çok rahattık. Artık zaman çok değişti, teknoloji sayesinde her şey daha kolay,rahat. Tripadvisor, booking.com gibi sitelerden önceden rezervasyon yaptırabilirsiniz. Yine havaalanından araba kiraladık. Rahat rahat her yere girip çıktık. Tablete navigasyon olsun diye, gps map indirdik. Alın size mis gibi tur :)
Tabi turla gitmediğinizde size çok iş düşüyor.Bol bol okuyup bilgi edinmeden gidemiyorsunuz. Açıkcası ben bunu daha çok seviyorum. Kendim araştırıp, öğrenmek, keşfetmek ve yerinde görüp anlamak ayrı keyif veriyor.
Bizim rehberimiz Talha Uğurluel 'di :) Yani gitmeden tablete Talha Uğurluel'in videolarını indirdik. Tabi gezi rehberi de edindik. Çeşitli belgeseller de izledik gitmeden. En güzeli yapımında pek kıymetli kimselerin bulunduğu "Aliya" belgeseliydi. Daha önce neden izlemedim diye çok hayıflandım.

Uzun bir girizgahtan sonra gezimize başlayabilirim:)
İlk günün yarısı yolda geçti. Bosna'ya gitmenin en güzel yanlarından birtanesi de vize derdi olmaması. !4.30 gibi Sarajevo airporttaydık. Küçücük bir havaalanı, görünce pek şaşırdım. Bizim terminallerden küçük :)
Planımız Travnik- Mostar- Saraybosna şeklinde olduğundan, kısa bir şehir turunun ardından Travnik'e doğru yola çıktık.



İlk olarak Saray bosna'daki Fatih camiinde namazlarımızı kıldık.Fatih Sultan Mehmet'in hususi gelip namaz kılıp atını sulayıp abdest aldığı camii. Bosna'nın fethinden çok önce İsa paşa tarafından yapılan camii.
Bosna'nın her yerinde camiiler var. Çoğunun tarihi eski. Bu kadar çok camii göreceğimizi tahmin etmiyordum.
Ardından Başçarşı'ya uğrayıp Cevapcici yedik. Cevapcici bildiğimiz inegöl köfte:) Yanında bazlama gibi bir pide ekmekle geliyor.

Karnımızı doyurup Travnik yolu üzerinde ki Ahmiçi köyüne uğradık.Bosna'nın her yerinde ayrı bir trajedi, zulüm var. Ahmiçi'de 116 kişi sabah namazıyla öğle namazı arası şehit etmişler. Güler yüzlü imamın anlattığına göre camiden çıkanı vurmuşlar. Boşnaklarla senelerdir komşu olan hırvatlar sırplarla iş birliği yaptığı bir yer ahmiçi. Cami yıkılmış, tam bir vahşet yaşanmış. Yeniden onarıldığında bahçesine şehitlerin isimlerinin yazıldığı bir anıt dikilmiş. Dualarımızı edip, imamla selamlaşıp Vitez'de bulunan otelimize geçtik. Zaten gün bitmişti. Vitez bildiğimiz köy:) Akşam namazını vitez camiide kıldık. Küçücük yerde bile cemaatin fazlalığı çok hoştu. Çıkışta boşnak amcalarla biraz sohbette ettik. Ardından şirin mi şirin doğayla başbaşa otelimize geçtik.




Burayı eşim tesadüfen bulmuş. Yabancı turistlerin pek gittiği bir yer değilmiş, internette filan çok yokmuş, zaten sezonu da değildi. Daha çok tatil köyü şeklinde tasarlanmış ama nasıl huzurlu bir yerdi. Hepimiz bayıldık. Kesinlikle tavsiye ederim.
Ertesi gün şirin otelimizdeki güzel kahvaltımızdan sonra yola çıktık. Bosna'dada her Avrupa şehrinde olduğu gibi kahvaltı anlayışı pek yok. Fakat yine de karnımızı doyurabilecek bir şeyler bulabildik :)

Travnik, küçük bir belde. Fakat Osmanlı'nın izlerini çok hissettiğiniz bir yer. Tarihi Travnik kalesi, Alaca camii, Elçi ibrahim paşa medresesi, Göksu nehri'yle buram buram Osmanlı kokuyor.


Travnik kalesinin tepesine çıkınca görülen manzara enfes. Çoğu yerde olduğu gibi burada da kiliselerle camiler koyun koyuna. Küçük bir yer olmasına rağmen hayli cami vardı. Camiler bizdeki gibi büyük değil daha çok mescid gibi küçükler ama minarelere bakılınca çok büyük camilermiş hissini veriyorlar.
Travnik ve çevresinde müslüman azmış. 93 öncesinde daha çokmuş ama artık yüzde onlarda seyrediyormuş.
Bu bilgide travnik kalesinin yanında handmade magnetler satan boşnak bir abiden...
Elçi ibrahim paşa medresesi yine Osmanlı'dan kalma.. Ama en güzel yanı, hala medrese olarak kullanılmaya devam edilmesi. Bosna'nın bir çok yerinde bu var ve en güzeli de bu. Osmanlı'ya Fatih'e karşı hala derin muhabbet besliyorlar ve genel olarak her şeyi aslında uygun olarak yaşatmaya çalışıyorlar.
Böyle olduğu için sanırım her şey çok samimi ve içten, maneviyatı yüksek geliyor insana.
Gerçi savaştan sonra bir çok şey zarar görmüş ama aslına uygun yapılmaya çalışılmış.

Göksu nehri gürül gürül... Bosna'nın her yerinden su fışkırıyor mübarek. Avrupa'nın en yüksek debili nehiri olan Buna nehri de burda. Sular bulduğu delikten fışkırıyor sanki.
Göksu'ya varınca Fatih,  orayı çok sevmiş. Atını sulamış, abdestini alıp kenarında namaz kılmış. Sonrasında Travnik değerlensin istemiş.
Şimdi Göksu'nun yanında restaurant ve kafe var. Latifa'nın kahvası'nda bir boşnak kahve molası verdik tabi.


 Alaca camii yada renkli camii.. Hakikaten tavanları rengarenkti :) Bosna'da iç süsleme olarak bizim camilerden farklı camiler.Taş süslemelerdense boyama desenler ön planda.
 Çok değişik değil mi? :)


Alaca Cami'den sonra travnik şehir müzesine girdik ama pek birşey yoktu, nobel ödüllü sırp asıllı yazarlarının kitaplarından satıyorlardı girişte :)
Travnik turumuz böylece tamamlanmış oldu, bizde Mostar'a doğru yola koyulduk.

Mostar yeni bir post olsun o halde...

Herkese keyifli geziler şimdiden.