17 Haziran 2013 Pazartesi

AMASRA / SAFRANBOLU Gezimiz

Selam sevgili bloggerlarım,
Gezi yazılarıma devam etmekteyim :)
Sevgili eşim, evliliğimizin 1. yıldönümüne binaen amasra safranbolu gezisi ayarlamış, e böyle güzel sürprize hayır demek olmaz :) Zaten merak ettiğimiz yerlerdi,, vesileyle gitmiş bulunduk.

 Geziye iki gün ayırdık. İlk günümüzü Amasra'da geçirdik. Zaten iki yerde tek günden fazla vakit geçirilmeyecek yerler...
Amasra için öncelikle söyleyebileceğim şey "hayalkırıklığı" oldu. Amasra'yı harikulade sevimli bir sahil kasabası olarak bekliyordum, okuduğum bloglar, gezi yazıları ve duyduklarım... Böyle düşünmeye sevketti. Ama inanılmaz derece sıkıcı bir yerdi :)
Balayı için genel olarak tercih edilen bir yer. Küçük sessiz sakin kafa dinlemeli olur diye düşünüp tercih ederseniz yanılırsınız. Hele ki tesettürlüyseniz...

Amasra, doğal güzelliği olan bir yer. Denizi, doğası, atmosferi çok hoş. Ama o kadar. Onun dışında çok metruk, döküntü her yer. Restaurantlar, binalar... Belediye berbat. Hiç bakmamışlar ilçelerine. Turizmden geçinen bir yer bu kadar döküntü olmamalı. Bu kadar döküntü olmasına rağmen, yazla beraber çok turist geliyor çünkü Amasra çok şişirilmiş. Ama bir nanesi yokmuş, gitmeden anlayamıyorsunuz tabi :)
Gözünüzün gördüğü her yer pansiyon olmuş :) Evlerin manzaraları müthiş mesela :)Bu sebeple iki göz odalı evi olan hemen pansiyon yapmış evini. Ama şöyle doğru dürüst otel yok, temiz düzenli. Ayrıca çok da pahalı. Kaldığımız otel, sözde iyi bir oteldi ama ben hiç beğenmedim. Zaten göze çarpan güzellikte bir otelde yok.
Her yerde içki var. İnanılmaz, çay bahçelerinde bile içiyorlar. Çok rahatsız edici.


Deniz kenarı demek balık restaurantları demek :) Meşhur balıkçısı "Canlı Balık" a gitmeye karar verdik.-Gitmeden önce internette içkisiz diye okumuştum, demekki eskiden içkisizmiş, tarihe dikkat etmemişim- oturup sipariş verdik beklerken yan masamız doldu ve içki istediler... Tabi şok. Sorduğumuzda içkisiz yer yoktur diye cevap aldık garsondan. Gerçektende içki olmayan yerlerde bile millet içki isteyince getirttiklerine şahit olduk. Hüsran... Yan masadaki hanım muhtemel 5 yaşındaki kızı birasından içicem diye tutturunca tattırmak istedi ama eşi izin vermedi. "Ama baksın tadına bi acı olduğunu anlayınca istemez" diye eşiyle inatlaşıyordu. Bende ki şaşkınlığı düşünün.? Ne işimiz var burada diye  söylendim. Çok rahatsız ediciydi.
Meşhur Karadeniz salatasından yedik, gerçekten salata namı kadar varmış, pek lezizdi. Balıklarda övüldüğü kadar taze ve lezizdi. Ben balığı zorda kalmadıkça yemeyen biriyim :) Ama ağır bir balık kokusu yoktu beyaz et yiyormuş gibiydik :) Gayet iyiydi o yüzden açımdan.
Tavşan adası, kemere köprüsü, kalesi, çekiciler çarşısı, sahil kenarı... Amastris adlı persli prensesten kalma adı... Böyle söyleyince çok fazla yer varmış gibi gelse de hepsini gezmeniz üç saatinizi anca alır.


Amasra, tam olarak, eğer içiyorsanız ve denize rahatça giriyorsanız harika bir tatil yapabileceğiniz küçük bir yer. Onun dışında aktivitesi olmayan, doğal güzelliği olan bir yer. O da gerek kalabalık, gerek içki mekanlarının çokluğuyla gölgelenen bir yer... Balayı için filan düşünürseniz düşünmeyin. İznik çok çok daha güzel bir alternatif :) Orada en azından başınızı dinlersiniz hakkaten :)

Biz gerek yol gerek gün yorgunluğundan o gün Amasra'da kaldık ama siz öyle yapmayın :)  Sabah Safranbolu'ya doğru yola çıktık. Bu gezinin en harika anları yollardaydı diyebilirim. Ormanın içinden geçen yol harikaydı. Bu yolda gidipte içi huzur dolmayan yoktur.




Safranbolu, beklediğimden çok daha güzel bir yerdi. Eski şehir yani eski safranboluyla yenisi tamamen farklı yerlerdeler ve böyle oluşu süper olmuş. Böylelikle daha iyi muhafaza edilmiş o tarihi doku.
Safranbolunun hem mimari, hem tarihi hem de doğal güzelliği var. Tam kalyonun dibine kurulmuş, kuşbakışı görüntü harika. Unesco tarafından korumaya alınmış bir yer. Hakları var gerçekten korunması gerekiyor :) information'dan aldığınız haritayla gezmeniz 3 saat. Kaymakam gezi evi, belediye şehir müzesi, saat kulesi, bakırcılar demirciler arastaları, cinci han, hıdırlık tepesi derken vakit geçiyor :)


Bol bol güzel kareler yakalanıyor kameranıza, hıdırlık tepesinden manzara çok harika. Şehir müzesi, yani eski belediye binasında açıkcası pek bir şey yok. Hani müze ama görülmeye değer bir şey yok. Sadece yine oradan şehir manzarası güzel. Ama nedir gitmişsin, turistsin, bir faydam dokunsun diye giriyorsun içine :) Artık klasik bir şey ki o tarz müzelerde görülmeye değer pek bir şey olmuyor. Öğrendik.
Her yere giriş 1 tl :) Çok komikti, bir bir tırtıklıyolar resmen :) Yörük köyüne gittik, köye girişte bile para aldılar, 1 tl :) Tabi şikayetçi olmuyosun, bir tl sonuçta ama komiğimize gitti :)
Yörük köyü, safranbolu evlerinin olduğu, yörük çadırının olduğu ve gözlemelerinin meşhur olduğu,teyzelerin nenelerin el yapımı bir şeyler sattığı bir köy. Gitmişken oraya kadar, gitmemek olmaz diyosun ama çok bir şey yok yine de. Safranboluyla yörük köyü arasındaki  Meşhur Kadıefendi'de karnımızı da doyurduğumuz için hiç oyalanmadık diyebilirim yörük köyünde.


Arastaların hali berbat.Genel olarak her şehir, her ülke böyle. Her şey Çin'den gelme, Pucca aynasının üstüne yazmışlar "amasra" olmuş sana amasra hatırası :) gibi. Meşhur boncuk kafenin oradaki yemenici de el yapımı ayakkabılar, safranın hertürlü formunun satıldığı dükkanlar ve lokumcular daha çok orjinaldi diyebilirim.
Boncuk kafenin közde kahvesinden de yudumladık tabiki. Bize yapılan servis, şerbetle beraberdi, lokumsuzlardan olduk :)

Bu küçük seyahatimizi de böylece tamamlamış olduk, melden tavsiyeler bu kadar..
Gezecek olanlara bizden selam, düşünenlere fikir olsun.

Allah yar&yardımcınız olsun.


12 Haziran 2013 Çarşamba

Tess Gerritsen / Gece Nöbeti


Tess Gerritseni severim.
Rizzoli & İsles'dan dolayı. Kitaplarını geçiyorum o muhteşem diziyi bize ulaştırdığından dolayı.
Birde tess çekik. Çekikleri de severim.

Gece Nöbeti sanırım okuduğum en uzun kitabıydı ya da bana öyle geldi.
Çünkü biraz sıktı.
Sıkıcılığı uzunluğundan geliyor. 460 sayfalık kitapta 200 sayfalık olay var, yok.
Sonra konusu da ahım şahım değil. Şok etmiyor, şaşırtmıyor.
Klasik tess, sevilen bir yan karakteri yine öldürüyor.
Bense ezbere bildiğim bu senaryoları tekrar tekrar okurken, mutlu oluyorum.
Ama işin aslı polisiye gerilim derseniz grange derim.
Maalesef, nazarımda o fransızın eline su dökebilen çıkmadı.
Albros saç kesimli, bol kafeinli, paris sokaklarını arşınlayan orta yaşlı polislerin atıldığı serüvenler, akıl almaz ve rahatsız edici oluyor. İnsana "evet ya bu adam bu kitabı yazarken çok çalışıyor" hissi uyandırıyor.
Emeğe saygı!.
Tess bu kitabında inanılmaz tıp terimleri kasmış. Tıp öğrencisi olsam belki hoşuma giderdi (?) ama şimdi anlamadığım biton kelimeyle boğuldum okadar.
Dahası o bir doktor!. Bunu yazarken ya taze bilgilerinden yada fakülte kitaplarından yararlandı.
En kötü ihtimal bir doktor arkadaşıyla bir telefon görüşmesi yapmıştır.
Peki bana ne? Kadının çalışmadan yazması bana dokundu sanırım :)
Toby harper, kadın bir doktor -ki nedense toby erkek gibi gelmişti- olaylar onun ve brant hill denilen izole bir kodaman köyünün etrafında gelişiyor.

Elinizde varsa okuyun. Yoksa dert etmeyin, bir şey kaçırmıyorsunuz.


7 Haziran 2013 Cuma

İncarnation of Money, Love Rain, İ miss u


Selam bloggercanlar,
Kore üçlemesiyle yine karşınızdayım :) Bu sefer üç süper diziyle ama...
Karma bu sefer, güzel dizilerden.





İlk ve en en süper dizim İncarnation of money.. Kısaca money.
Kang ji hwan artık hatırı sayılır bir oppam oldu. Bu diziyle tamamen gönlümü fethetti. İlk sırayı tahtından edemese de ikinci sıraya kondu :)


Dizinin senaryosu da kurgusu da çok güzeldi. Sonunu da saçmalamadan -belki birazcık uzattılar ama- bitirdiler. Ama bu diziyi şahane yapan kang ji hwandır. Bu kadar net.
Tabi ji sewang'ın da (kötüjönümüz afişteki) hakkını yemeyeyim. İnsanı iyi uyuz ediyor :)
Dizi başladığında gerek afişinden gerek konusundan sıkılabileceğimi düşünmüştüm ama tavsiyeler üzerine hadi bakalım bir şans vereyim dememle, soluksuz izlemem bir oldu :)
Hem polisiye, hem macera, hem romantik, hem komedi.. hem aksiyon hepsini güzel harmanlamışlar.
Konusuna gelince.. Nasıl anlatsam bilemiyorum :)


Biraz karışık ve detaylı. O kadar detay verirsem izlemenizin zevki çıkar mı kestiremiyorum.
Yine de özetlemeye çalışırsam, lee kang suk  ergenlik zamanları :) zengin bir ailesi varken birtakım olaylar sonucu hem parasından hem ailesinden oluyor. Ama bu bir takım olaylar dediğim dizinin belkemiğini oluşturuyor ve ciddi sinir bozucu. Bir kaza sonucunda da hafızasını kaybedince yeni biri olarak hayatına devam ediyor oluyor lee cha don. Ona çarpan aile lee cha donumuza sahip çıkıyor okutuyor ve bir savcı yapıyor.
Savcı olmasıyla beraber kader bu ya lee cha doncugumuz asıl kimliğiyle bir bağlantı kurabilecek konuma gelmiş oluyor... Olaylar başlıyor. Böyle anlatınca sıkıcı gibi oldu :) Ama değil. Çünkü aslında çok daha çetrefilli ve actionlı...
Başta olanlar çok acıklı ve sinir bozucu. Ardından kang ji hwan faktoru sayesıyle komedide giriyor işin içine :)
Ve sonrasında gelen intikam!..

Tam bir revenge havası estirmişler, önceden planlanan adımlar, vs..
En çok korktuğum sonunda kötülerden intikamın layıgıyla alınmamasıydı ki korktugum başıma gelmedi :)
Gönül rahatlığıyla izleyebilirsiniz :)
Ben kesinlikle tavsiye ediyorum. Ağız ucuyla filan değil.
Çünkü dediğim gibi dizi de her şey var. Aşkta var.. Kendisini evlatlık edinen ailenin kızıyla başlayan bir aşk komedisi :)
O kızcağızda can u hear my hearttaki kız :) Bu kız sevimli ama çok estetikli galiba ya, böyle dudaklar, gözler bi tuhaf geliyor beni rahatsız ediyor resmen :) He bi de o şapka saç :/ Of nerden çıkardıysalar o saç stilini,, olmaayoor.


Kang ji hwan çok şapşik değil de ne? :)
Sırf onun hatrına bile izlenir...




Love Rain, ablamın jan geuk suk fanlığından dolayı beni başlattığı  bi dizi. Açıkcası hep söylerim, geun suk fazla "gayimsi". Zaten alışverişlerinde bayan reyonlarına da bakarmış :) Sıradışı bir çocuk. Herkesin sevebileceği türden değil bence.

Love Rain başlangıcı 70lerle yapıyor. Yine jönümüz geun suk. Yoona da başrol kızımız. O eski zamanın getirdiği naif aşk çok tatlı. Biraz yeşilçam vari bu iki aşık bir şekilde (3. şahıslar sayesinde &  melun hastalık sebebiyle :) ) birbirlerini sevseler de ayrı düşüyorlar...


İlk iki üç bölümden sonra günümüze dönülüyor.. Tabi çiftimiz başkalarıyla evlenip çoluk çocuğa karışıyor. E tabi çoluk çocukları da geun suk la yoona oluyor :) Ve kader bu ya bu gençlerin yolu da birbirlerinden habersiz kesişiyor...

Geun suk, ünlü bir fotoğrafıçı, ona bu asi haller, fotoğrafçılık pek yakışmış. O yüzden bu dizide pek sevdim. Kızsa bahçeci :) Peyzaj yapıyor, geuncugumuzun bahçesine, yan odalarda kalmaya başlıyorlar filan, eğlenceli yani ama kız bence başka biri olabilirdi, bilmiyorum pek albenili bir kız değil, şirin işte. Ama sonunda giydiği gelinliğe öldüm resmen. Negseldii,, kırdüğünü gelinliği tam, böyle bi düğün yapacaklar varsa fikir olabilir :)


Ama kızın annesine öldüm. Nasıl zarif, nasıl asil... Nasıl hoş bi kadın. Yaşına rağmen taş!. Şimdi lee sun shin de oynuyor. Diziyi o kadın sebebiyle de izliyorum diyebilirim. Bizim nebahat çehre.. Ama tabi bu daha taş. Hele bir giyiniyor arkadan bak 18 lik çıtır :) maşallah kadına :)
Baba da keza öyle. Yıllar sonra ilk karşılaşmaları filan harikaydı. O duyguyu çok geçiriyorlardı.
Bir de sarı şemsiyemiz vardı. Korelilerde bir takıntı olmuş bu belli :) Ama güzel oluyor ne hikmetse...
Belki ilk başlarda sıkılabilirsiniz ama devam edin derim. Sonu da kötü değildi...
Çok ayılıp bayılıp izlemesemde severek izlediğim bir dizi oldu...



ve i miss u. Korecanlar uzun uzadıya bahsettiler bu diziden. Bense kısaca özet geçicem.
YEH benim favori unnim :) ne çekse izlerim. Çok samimi buluyorum, oyunculuğu çok başarılı. Yoochun'la rooftopla tanıştım. Hayli güldürmüştü beni.. Beğeniyorum kendisi yani, melden onay aldi daha ne ister şu fani hayattan dimi? :)

Ay bu hem çok acıklı hem çok dokunaklı hem çok romantik bir dizi. Ağla ağla tuluk oldum. Hani böyle ağlayasınız var da ağlayamıyorsanız bence izleyin. Ya da acaba ben mi sulugözüm? bilemedim şimdi.


Yehciğim, çocum ne çektin be. İlk bölümler hatta baya bi bölümler kaç bölümdü hatırlamadım, ergenliklerinden başlıyor ve bizimkiler gözükmüyor. Ama ergenlikleri de şahane oynamışlar, herkes kıza bayılmış hatta okuduklarıma ve duyduklarıma göre.
Ne diyordum heh, yehcigimin babası bir suçluymuş, herkeste bunu suçlunun kızı diyerek dışlıyor. Ailesi desen berbat zaten. Tam bir dram. Böyle kenarlarda köşelerde kalıp, acı çekerken kızımız kendine arkadaş buluyor, yoocuhunumuzu. Yoochunda zengin bebesi, amerikadan donuyor diziye öyle giriyor :) ama annesi yok, babası desen gaddarın teki, bu da parası var huzuru yoklardan. Herhalde kolej yoktu ozamanlar :p kızla aynı okula gidiyor,  aynı mahallede sayılırlar derken bunlar arkadaş oluyor. Bir zaman sonra ergenlik bu ya hoşlanmaya dönüyor. Jönümüz kıza sahip çıkıyor filan millet böle bişeler atarken, sarı şemsiyeler devreye giriyor, tabi başka şeyler de oluyor o sıra, bi polis amcanın yanına taşınıyorlar kız annesiyle, nasıl saçma bi işti o hala anlamasam da mesela :)
Derken ah ah oraları anlatmayım, ne siz sorun ne ben söyleyeyim :) Tam dram.
İşte sonra büyüyolar  :)
Güzel bir diziydi, sonunu da güzel bitirdiler ya, ohh çektim resmen. Saçmalarlar diye ödüm çıkmıştı. Hele jönü filan öldürürler diye aklım çıkmıştı :)


Ne çok şeyim çıkıyor benimde, bir dizi uğruna kendimi parçaladım okuyucu, gör neler çekiyoruz dizi izlerken,
Bu dizinin sonu kötü biterse, ya ben onca zaman izlediğime yanarsam, ya kafayı yersem!!..
Sanırım sokaklara dökülmenin vakti geldi. Kore yapımcılarını senartistlerini protesto edelim arkadaşlar. Onca dizinin sonunda saçmaladılar, vaktimizi zamanımızı yediler, bu bizim en doğal demokratik hakkımız bence twitterdan başlayıp dalga dalga büyüyen bir şey yapabiliriz. Sonuçta o şeyler hakkımız söke taka alırız!!!!!
Hem bu kore şarkıcıları oppaları unnileri neden Türkiyeye gelmiyorlar? Neden gelip bir "hi" bile demiyolar??
Biz kimiz? Biz Oppaların askerleriyiz, biz bence çok feci yapabiliriz...
hahaha neyse tamam yumurta yemeden toparlayayım yoksa blogumun duvarına küfürler yazarlar!!! Korkarım :/
Sonuç olarak güzel diziydi ya, izleyin bence.

Kore dizileri izlemeyenler hiç bulaşmasınlar, çok vaktinizi yer bacım :)


Allah'a emanet kardeşlerim.
Selam&dua ile.