27 Ağustos 2013 Salı

Nazan Bekiroğlu- Nar Ağacı




Allahın selamı üzerinize olsun!

Bizim bir okuma grubumuz var, bloggerlar olarak. -Genel olarak Ankaralılar ama uzaklardanda bacılar var-
şuanda üçüncü kitabımızı okuyoruz. ( Kızlar sizleri kucaklıyorum, süm'ün nar ağacı yorumu için tık Dürri yekta'nınki için tık) 

Kitap yazıları hayli zamandır yazmıyorum. Bu vesileyle yazsam iyi olacak değil mi?

Nazan Bekiroğlu'nu da nar ağacını da eminim okuyanınız çoktur. Çok popüler bir kitap.
Bense nedense hep Nazan Bekiroğlu'na karşı önyargılıydım. Biraz göz attığım "Yusuf ile Züleyha" sının o ağdalı dili beni yormuş, biraz kopartmıştı. Amma velakin, Nar ağacı tahminlerimin ötesinde çıktı.

Kitabı elime aldığımda çokta anlam veremediğim kapağına kitabı okuduktan sonra çokça anlam yükledim. Diyebilirim ki kapak, kitabı özetlemiş.
Kavuşamayan aşıklar, kültürel bir simge olmanın çok  ötesinde halılar, bitmek bilmeyen yollar, dağlar, hasret...
Hüzünlü sevdalar, geçmiş, gelecek...
Hepsi Nar Ağacında..

Kitapta sığ bir aşk öyküsü yok, gerçekçi bir kurgu var. Savaşlar var, ayrılıklar var. Sonra hayata bir yerinden yeniden tutunanlar var.
Settarhan var, yağız delikanlı. Zehra var çok güzel,nazlı. Bambaşka hayatlarda bambaşka hülyalar görürken birbirlerinin önüne düşen hayatları var...
Bunun yanı sıra, divan edebiyatından seçmeler var, bugünle geçmiş arasında yolculuk var. Gerçekten okudukça nefis tatlar bırakan bir kitap olmuş ama okumanız gerek :)
Yazarın edebiyatçılığı kitaplarında çok aşikar, buram buram kokuyor. Hani dersiniz "her kitap aslında edebiyatın parçası" yok öyle değil aslında.
Velhasıl okumanız gerek, başlarda biraz hikayeye giremeseniz bile -çoğu kimsenin öyle olmuş ama benim öyle de değildi- sabredip okudukça hikayenin içine iyice giriyorsunuz.

"Aşk bahane. Herkes kendini seviyor, bu cilvede kendi güzelliğinden emin olmak istiyordu ve tıpkı şu ayna gibi bu güzelliği yansıtacak, parlatacak bir ayna arıyordu"

 " Aşk olunca en çok ölüm hükmünü kaybediyor  ve insan kendini ölümsüz zannediyordu"

"Aşkın sebebi yok zamanı var. An geldi"

   ....   gibi güzel sözlerin altını çize çize okuyorsunuz. Kitabı kapattığınızdaysa bir yerlerde yaşayan Settarhan ve Zehra'nın mutlu olmasını diliyorsunuz.

Keyifli okumalar

16 Ağustos 2013 Cuma

Kayseri Gezimiz

Selam!
Bu sefer yolum güzel Anadolu şehri Kayseri'ye düştü. Eşimin işi dolayısıyla son zamanlarda bir ayağı Kayseri'de olunca peşine takılmadan edemedim :) Bir buçuk günlük kısa gezimiz, yetti arttı bile.


Kayseri, turizmiyle ünlü bir yer değil, kış turizmini saymazsak.. O yüzden buzdolabıma magnet  bile bulamadım (!) :)
Ama yine de gezilecek görülecek yerler var. Bolca kümbet ( kabir), Mimar Sinan'ın izleri, Selçuklu dönemi mimarisi ve benim hayli ilginç bulduğum "talas" görülmeye değer.  Ola ki yolunuz Kayseri' ye düşer, bir uğrayın, es geçmeyin.


Kayseri meydan'da Kayseri kalesi var, tadilat nedeniyle içine giremesekte estetik açıdan meydanı süsleyen surlar çok hoş. Meydan'da bir "information" var. Harita ve kayseri kitapçığı sizleri bekliyor, işinizi kolaylaştırıyor.

Yine Kayseri meydanda, bir çok tarihi eser var. Hunat hatun Külliyesi, kümbeti ve de camii, Alaca kümbet, tam meydanı süsleyen Bürüngüz cami, saat kulesi, maalesef yine koca meydanı kaplayan Hiltonun arkasındakı Mimar Sinan parkı ve Gevher Nesibe şifahanesi görülmesi gereken yerler.


Hunat Hatun, I.Alaaddin Keykubatın hanımıymış.Yani tam bir Selçuklu mimarisi olan Hunat Hatun külliyesi şuan kültür merkezi olarak kullanılıyor ve benim çoook hoşuma gitti. Külliyenin odaları "ney, ebru, Osmanlıca-Arapça, Kur'anı- Kerim" gibi odalara çevrilmiş ve aktif olarak kullanılıyor. Biz orada otururken bir sürü hanım geldi, aktivitilere katıldı, ortamın nezihliği ve tarihi oluşu huzur vericiydi.


Kurşunlu Cami, Mimar Sinan'ın eseri. Bu camiyi görünce zihnimde direk "Bosna" canlandı. Osmanlı mimarisi, kendini ayrıştırıyor, hissettiriyor. Gerek o ihtişam, gerek şadırvan...


Gevher nesibe hatun'nun hikayesi pek dokunaklı. Selçuklu hükümdarı II. Kılıçarslan'nın kızı olan Nesibe hatun, bir sevdaya düşer. Fakat sevdalandığı kişi bir komutandır ve bu izdivaca abisi izin vermez. Bunun üzerine Nesibe hatun ince hastalığa yakalanır. Son zamanları olduğunu anlayan abisi vicdan azabı duyar ve kardeşinden bir vasiyet ister, bunun üzerine nesibe hatun " benim hastalığımın çaresi yok madem, bir şifahane yaptırılsın, insanlar şifa bulsun" der. Bunun üzerine bu şifahane inşa edilir. Dönemin hem hastanesi hem okuluymuş aslında. Yani tıpkı üniversite hastaneleri gibi. Beni en çok etkileyen kısmı tımarhane bölümü oldu. Kan dondurucuydu kesinlikle!


Anadolu şehirlerinin yemek kültürleri çok fazla biliyorsunuz. Kayseri'de tabii ki bu şehirlerden biri. Mantısı, pastırmasını biliyoruz. Ama ben "yağlama" sını, "necmiye hanımı" nı , "fırın ağzı" nı bilmiyordum. Fırın ağzı zahmetli bir yemekmiş, yemeğe fırsatımız olmadı ama yağlamasını mantısını bol bol yedik :)
Mantısı gerçekten bir harika. O sosu, süzme yoğurtla, sumak, kırmızı biber ve naneyle iyice harmanlayıp yemek şartmış.(Kayserilinin dediği buydu ) Yağlama'da aslında lahmacun tarzı ama yoğurtla beraber yenen bir hamur işi. Hayli leziz. Tabi onu çatala takıp sarıp yeme usulu, marifet işi :) Kaşık-La ünlü mekanıydı ve açıkcası gittiğimiz başka yerle kıyas edince evet, hak verdik.


Bizim kaldığımız otel Real House Butik Oteldi. Hayli temiz, ferah bir otel. Düşünebilirsiniz, fiyat olarakta uygundu.


İlk günümüzün akşamı işten vakit sonunda ! bulabilen eşim ve arkadaşlarımızla Talas'daki seyir terasında çaylarımızı yudumlayıp günü bitirdik.

Kayseri'nin eski yapıları hep taş. Çok ilginç geldi oyüzden. Ve biraz da kasvetli. Ama taşın serinliği tartışılmaz :)

Talas, eskiden ermenilerin yaşadığı bir yerleşim yeriymiş. Şimdi insanların yazlık tarzı evleri var anladığım kadarıyla. Hayli eski ama ilginç mimari de yapılar var.
Talas'ı ve Nesibe hatunun tımarhanesini görünce, buralar tam filmlik diye geçirdim içimden.
Yani tam anlamıyla, korku filmi için ideal mekanlar :)
Talas fotoğraflarım henüz gelmedi :( o yüzden resimsiz bir Talas yazısı oldu bu. Ama gerçekten güzeldi :)

Kısacası Kayseri, beğendiğim bir şehir oldu. Şu "uyanık kayserili" kıssalarının nedenini anladığım bir geziydi de aynı zamanda :)

Sizlere de iyi gezmeler şimdiden!

Allah'a emanet!


8 Ağustos 2013 Perşembe

Going by the book, A were wolfboy, too beatiful to lie

 Selam sana ya blogger!
Ramazan bitti de bayram geldi bile. Yaşlar ilerleyince insan için zaman hızlı mı geçmeye başlıyor yahut hakikaten hızlı mı geçiyor bilemiyorum.

Herkese hayırlı bayramlar! Bu bayram şeker bayramı değil. Bu bayram orucu tutanların bayramı, oruç tutmayıp en çok bayram yapanların değil! Bayramımıza sahip çıkalım! :)

Madem bayram, sizlere bayram akşamları kardeş yeğen izleyebileceğiniz filmler önermeye geldim. Bu da bayram hediyesi olsun benden :)



Going by the book, son dönemlerde izlediğim en iyi absürd komediydi.  Tesadüfi izlediğim filmler genelllikle ummadığım şekilde iyi çıkıyor, bu da böyle oldu. Polis memuru Do man, hayli kurallara sadık, ne olması gerekiyorsa öyle yaşayan bir adam. Günün birinde bir tatbikat sırasında ondan hırsızı oynaması istenir. Do man "pişman olursunuz" dese de amiri ısrarcı olur. Film başlar. Çok güldüm. Eminim sizde güleceksiniz. Hem senaryo ve kurgu harika. Yine izlerken "bu adamlar bu senaryoları nereden buluyorlar" diye söylendim.
Afişi sizi yanıltmasın-bana sıkıcı gibi gelmişti-, hem imdb si hayli yüksek, 7,2. Hakketiğini almış.



Wolfboy, son dönemlerin ünlü ve en fazla izlenilen Kore filmi sanırım. Dürüst olmak gerekirse filmi götüren Song joong ki olmuş. Oyunculuğu harika. Bu çocuk çok daha iyilerine imza atacaktır, mel demişti dersiniz;)
Soon yi,- başroldeki kızımız-hastalığı sebebiyle ailesiyle kırsala bir eve taşınır. Fakat o da ne? Evin damından yabani bir çocuk çıkar. Bu çocukla aile ilgilenmeye başlar ve devamı gelir. İnsan izlerken Cheol su yu evine alıp bakmak onunla ilgilenmek istiyor :) Aslında bir aşk filminden öteydi. Yaşanılan şeye aşk diyemiyorum, merhamet, acıma vs. Karmaşık duygular yaşatan ve bu yüzdende başarılı olan bir film. Sonu mu? Ben izlemeden evvel kurtadamımızın öldüğünü düşünmüşüm nedense hep ? ama ölmüyor. Fakat insan "ölsemiydi acep" diyor. Öyle de değişik bir son :)



Too beatiful too lie, sırf Kim haneul var diye başladığım fakat hayli eğlendiğim bir film oldu. Doğrusu tam bir kim haneul fanı oldum diyebilirim. Kadını çok beğeniyor ve başarılı buluyorum. özellikle "blind" da süperdi.
Eski bir film olmasına, kim haneul biraz çirkin :P olmasına, başrolü pek hoş bulmamama rağmen konu itibariyle beğenip güldüğüm sevimli "sıcak" bir film oldu. Derseniz ki orta halli bir film de işimi görür. E buyrun :)


Allaha emanet.