20 Eylül 2013 Cuma

Bozcaada Gezimiz

Selam!
Bu ara yine minik bir kaçamak yaptım. Ama bu kaçamak çok güzel, sevimli, huzurlu bir yere oldu...



Bozcaada'ya!

Ada'ya tek kelimeyle bayıldım!!! Gerçekten bu kadar beğeneceğimi tahmin etmiyordum. Çanakkale'ye ziyarete gittiğim Elif Abla'mın fikriydi kız kıza ada gezisi. İyi ki de böyle bir fikir gelmiş aklına :)

Şehitlikleri daha önce gezdiğimden bir daha şehitliklere gitmedik. Çanakkale'den çok bahsetmeyeceğim o yüzden. Ama kordonunu sevdim. En azından İzmir Kordondan kat kat güzeldi, kesinlikle. 4 günlük Çanakkale gezimizin 2 gününü adaya ayırdık. Yani bir gece konakladık ve kesinlikle yetti.



İlk söyleyebileceğim şey, İstanbuldaki adalara nazaran Bozcaada'yı çok beğendiğim, sevdiğim ve sıcak bulduğum olacak. Çok büyük bir yerleşkesi bulunmayan adanın sokakları harika!. Belediye kararıyla evler beyazdan başka renge boyanmıyor. Zaten insan orada bunu yapsa kendisini katil gibi hisseder sanırım. O kadar muntazam uyum var ki! Rum mahallelerinde her ev rengarek, cıvıl cıvıl, önünde muhakak rengarek çiçekler, ortancalar...

Kabak dükkanları çok dikkat çekici ve hoştu :)


Adanın turizmi canlı. Her deniz kıyısının kaderinde olduğu gibi orası da içkiye kendini teslim etmiş durumda. İçkisiz bir yer yok maalesef. Yine de bütün gün o sokaklarda kaybolmak, insana yetiyor.
Bozcaada'nın tam kıyısında bir kalesi var. Yapanı meçhul. Fatih ve sonraki kuşak tarafından restore ettirilmesiyle de dimdik ayakta. Gayet hoş.

Adanın üzümü meşhur olunca, şarapıda meşhur. İnsanlar ellerinde şarap şişeleriyle dönüyorlardı. Bizde domates ve gelincik reçeliyle döndük. Domates mi? ıykk.. dediğinizi duyar gibiyim. yoooo inanılmaz lezzetli!!
Ayrıca çiçek pastahanesinin damla sakızlı kurabiyesi de pek meşhur. Biz Anna'nın kini ( başka bir pastahane) aldık ve gerçekten bu ünü hakediyormuş anladık :)




Her yer çok bakımlı, çok temiz. Deniz şahane, rüzgar gülleri harika. Denize girenler için meşhur Ayazma plajı en temiz plajlardanmış. Kumu çok güzelmiş ve insana yapışmıyormuş. Gitmediğimden bilemiyorum :) Duyduklarımı aktardım.


Çok tatlı kafeler, dükkanlar var.

Otel yok, herkes evini pansiyon yapmış. Pansiyon olmayan ev sayısı az. İlginç bir anektotsa, adada hırsızlığın olmayışı. Bütün pansiyonların kapıları sonuna kadar açık, sahipleri Allaha emanet edip gitmiş :) Pansiyonumuza geldiğimizde kimse yoktu ama kapılar açıktı. Sahibi kocaman bir kağıda numarasını yazmış bırakmış.
Genel olarak her konuda böyleymiş ada. Gezerken hep "insan burada yaşlanmaz yaa" dedim :) Çok sevdim demiştim dimi?
İtalya'daki gibi vespalar var, çok tatlı :)



Fakat bir geceden fazlası da insanı sıkabilir. Şayet yüzmüyorsanız ve içmiyorsanız tabi :)

Eminim gideniniz çoktur. Gitmeyenlere de muhakkak yolunuz düşerse tavsiye ederim.
Makinanızı almayı asla ama asla unutmayın!!
Kurabiyeden ve reçellerden tatmayı da :)
Ve bol bol gülmeyi de...

İyi geziler!


17 Eylül 2013 Salı

Flower boy next door, Rooftop prince, İ do İ do


Selam!
Tatlı mı tatlı Kore dizileriyle karşınızdayım.




Öncelikle Flower Boy'dan bahsedeyim. Flower boy ramyun shoptan sonra next door u çıktı :) Ama bence kesinlikle next door daha güzel.
Başroller de Park shin hye, Yoon si yoon var ama bence diziyi yoon si götürüyor.Tip olarak evet başta çirkin gelebilir ama hayır çok tatlıı.. Park shin hye yi sevip sevmediğimi anlayamıyorum :)Zaman zaman beğeniyorum zaman zaman sinir bozucu buluyorum. Kız başrol olsa da. konu itibariyle o kadar az repliği vardı ki dizi boyunca ezber yapmadığından mutlu olsa gerek :)


Go dok mi (park shin hye) dışarı çıkmayan, daha doğrusu çıkamayan, asosyal, problemli bir kızcağız. Aynı zamanda karşı apartmanındaki o enfes yakışıklı doktoru dikizleyebilecek kadar da sapık :) napsın kuru kuru kendini kapatmak olmaz tabi :) Derken bir gün yine yakışıklı doktorun evini dikizlerken doktorun nesi olduğunu bir türlü anlamadığım ama ispanyadan ithal kardeşine diyeyim yakalanıyor ki o sahneler hayli eğlenceliydi.
Enrique' de ispanyadan yeni gelmiş, çok ünlü bir oyunun yapımcısı ama aynı zamanda çocuk gibi bir tip.



Bizim kıza kafayı takıyor haliyle. Kendisine bir süperman rolü biçmeler, ben seni topluma kazandırıcamlar...
Dizinin en güzel yanı sevimli erkeklerdi :) Yan roller de önplandaydı ve yan rollerin hepsi çok cici erkek karakterlerdi. Olaylar bir daire de ve apartmanda cereyan ettiğinden apartman sakini japonyadan yemek yapmayı öğrenmek için gelmiş watanabe, kızın yan komşuları oh jin rak ve dong hoon - ki pek komik ve sevimli bir çocuktu insanın öyle kardeşi filan olsa da sevse diye bakıyor- hayli eğlenceliydi velhasıl.


dizi boyunca bu çocuğa bayıldım, şu saykoylada iyi yaptılar aralarını :)



Dizinin ilerleyen zamanlarında neden kızın öyle olduğu filan çıkıyo ortaya. Bana o kısımları filan saçma gelmişti açıkçası. Ama bilirsiniz Kore dizilerinde bir takım bu tarz saçmalıklar olabilir, endişeye mahal yok :)
Sonundaysa tabii kii başrollerden birinin yurtdışına gidip bi aradan sonra gelmesi klişesiyle süslenmezse olmaz biliyosunuz :) o da öyle oldu. Bu sevimli oppalar için izlenebilecek eğlenceli bir yapım olmuş.



Rooftop prince, ilk bölümlerinde hunharca gülüp eğlendiğim bir dizi olmuştu. Geçmişten günüzümüze gelen bir prens ve yardımcılarının günümüze ayak uydurma çabaları çok komikti gerçekten. Geçtiğimiz dönem "tarihi diziler, zamanlar arası yolculuk" Kore dizi sektöründe modaydı. Tarihi dizileri sevmeyen biri olarak popülerliğinin yitmesine çok seviniyorum. Şimdi de hayaletliler moda ki "master sun" süper gidiyo, umarım sonu da güzel biter. Konuyu dağıtıyomuuyum ne :) Yoochuna alıştım artık, oyunculuğunu da seviyorum. Han ji mini de beğenirim. Ama o tatlı sevimli yardımcılar yok mu, diziye ayrı bir renk katmış.




Geçmişte veliaht prenses ölü bulunur. Bunun üzerine prens kendine bir gizli takım kurar, adeta bir a takımı :) Prensesin ölümünü araştıran bu Atakımı geçmişten geleceğe gelirler ve  Allahın hikmeti ya han jimin in evine düşerler.


Ondan sonra dizi başlar. Bizimkiler çağımızı anlamaya  çalıştıkları bir dönemden sonra, bizim prens reenkarnesine rastlar. Daha doğrusu reenkarnesinin hayatına bir şekilde dahil olur. Zengin bir ailenin sevilen torunu ve ona düşman kuzeniyle gelişen olaylar söz konusu devamında da.
Sonunu ise maalesef ki beğenmedim. Çok yorum yapmama gerek yok :)
Bu da tıpkı next door gibi tatlı oppalar hatrına izlenecek bir dizi.



i do i do, çok umutlarla başladığım bir diziydi iyi hatırlıyorum. Moda, ayakkabılar, uu .. Hangi kadın sevmez diğğmi? :)
Kim sun Ah'ı extra beğendiğim bir diziydi. Hatun çok hoştu.
Ayakkabılar hatrına keyifle izlediğim ama başrol çocukla Kim sun Ah'ı hiç yakıştıramadığım,aksine yan rolü daha çok yakıştırdığım :)  konusunun pek havada kaldığı, yer yer beni sıktığı bir dizi oldu bu ido ido.
Ama kim sun ah'ı severim, ayakkabılara bayılırım derseniz izleyebilirsiniz ama sorunsuz eğlenceyi garanti edemem ;)

Bu yazıyı günlerdir yazıyorum diyebilirim. Bir post bu kadar çileyle yazılamaz :) Aralıklarla yazdığım yazılardanda kopuyorum genellikle ama bunu iyi idare ettim bence. Şuan bu yazıyı bitirmek benim için dinlenme vesilesi. Evimde tadilat var ve inanılmaz çok işim var. Bana dua ederseniz çoook mutlu olurum.


Ayrıca geçen gün şu msjı aldım.


Büyük ihtimalle küçük bir kardeş. Üşenmeden facebooktan bulup msj attığına göre pek üzmüşüm onu. çok üzüldüm. Halbuse Bof için yazdıklarımı hayli geyik buluyordum ben. Onun hatrına Bof hayranlarından özür dilerim ama hayır jandiyi sevemeyeceğim ve evet onun yeaa diyen ağzına çarpabilirim hehe :)


Dua edin!.