23 Mayıs 2014 Cuma

The Full Sun Beyond the Clouds / Bulutların Ardında 2014

afişi bile güzellll -kalplerr--


Çok Kore dizisi izleyen biri olarak az Kore dizi yazısı yazdığımın farkındayım.Bazen neden bu kadar çok Korelileri sevmiş olduğumuda anlamıyorum :)
Ama mesela artık bizim dizileri hiç beğenmiyorum. Hep bir burun kıvırmalar...
Çünkü senaryolar hep aynı. Bayık bayık. üç bölüm sonrasını çok rahat tahmin ediyorsunuz bir de ben yazıyorum mesela daha güzel yazıyorum. Adam çekiyo iğrenç olmuş.. gibi.
Öyle kendi dizi sektörümüzü de aşağıladığıma göre dizime geçeyim :)

Kore dizi yazısı yazmak zor iş vesselam. Konular çok girift. Ucundan anlatsan yarım kalıyo sanki konu kötüymüş gibi. Hepsini anlatsan, okuyanda "e izlemiş kadar olduk sağol" olaylarına gircek. Zor zor :)

Bu ara güzel diziler izledim baya ama bu dizi taze bitti ve beni çok etkiledi ne hikmet. Ben ki dramı sevmiyorum zaten ağlamaya yer arayan bir tipim, kendimi helak ediyorum izlerken. Pekte oyüzden tercih etmem. Ama bu dizi beni kendine çekti, hemde çok sevdim.

Bir kere her bölüm ağlamaklı. Normal bölüm yok :) Ah Se rocuğumun gözünden yaş eksilmedi dizi boyunca. O boncuk gözlerden dökülen yaşın haddi hesabı yok. Se ro ağlar ben ağlarım.. Dizi öyle geçti :)
İnsanın yaşı geçtikçe dramı daha çok seviyor galiba!
 Okuduğum kadarıyla dizi burdada Kore dede pek tutulmamış sanırım. Ay nasıl tutulmaz. Şaşkınım :)
İnsan hiç bir şey için izlemese sırf yoon kye ciğim yardırdığı oyunculuğunu izler be ya.
Adam diziyi aldı götürdü. Tek kişilik dev kadro. Tam dramlık adammış. O histerikli sahneleri filan nasıl güzel oynadı. Ekrandan girip "tamam kuşum geçti " diyesim geldi :) Ki yani 78'li ama nasıl küçük duruyo, tam oppa :)  Ben han ji hye' yi de severim. Summon'dan takip ediyorum. Kadın çok naif, kibar. Ona da rolünü çok yakıştırdım. Ay ikisi çok güzeldi. Gene ağlıcam sanırım :'(

Konusu, jung se ro'cuğumun bir nenesi bir appası var. Ama appası belalı bir tip, hırsız filan.  Young won da bir chabol kızı tabi.  Sevdiği bir adam var, kendi şirketlerinde çalışan. Şirketleri mücevher şirketi. Pırlantalar, değerli taşlar havada uçuştu dizi boyunca. Bak işte bunu seviyorum farklı iş sektörlerini dizilere konu edilmesini. Neyse kızın babası var bir de , tabi ki kötü baba.
Bir takım karmaşıklı olaylar sonucu, orayı izlemeniz lazım anlatamam :)  Kızın nişanlısı öldürülüyor suçta se ro'nun üstüne kalıyor. Ki sero da tam devlet memuru olmuşkene. Haksız yere beş sene içerde yatıyor, çıkınca da kızın suçu kendi üstüne attığını düşündüğü için ondan intikam almaya çalışıyor. Genel olarak konu bu.
Tabi yan karakterler var, Se ronun babasının yanında olan hırsız team, işte se ro nun babası o sıralarda ölünce, hapisteyken seroyla filan ilgileniyorlar.
Entrikalar, dümenler... Olaylar olaylar :)

 Bir kere yoon kye çok tatlıydı, nasıl tatlıydı hemde. Dizi sero nun young wona çiçek götürüşüyle başlayıp çiçek götürüşüyle bitiyor. Ahh... ölürümm.. Çok tatlıydı -kalpler-



















Aralarındaki imkansız ama bir okadarda saf aşk, Sero'nun young won'a kıyamayışı... Young won'nun her şeyi öğrenipte onu teselli edişi, nenesine bakışı.. Ay hepsi çok güzel içliydi. 

Sonra yan karakterleri de sevdim. Özellikle Park kang jae ye bayıldım. Hep onun iyi olmasını istedim ama işte mukadderat..

Ostlerini de çok sevdim. Her şeyini sevmişim ya :) 
hemen şuraya ekleyeyim en en sevdiğimi de siz de sevin..




Son olarakta çok sevdim ben sizde izleyin bari napalım :)

Birde eşimle ortak bir fotoğraf sayfası açtık. Kendisi fotoğraf işinden anladığından bende ona eşlik ettim, böyle bir işe giriştik. Beğenen elleriniz dert görmez bence.


hadi ben gittim.

9 Mayıs 2014 Cuma

Ben Öldüm

Merhaba okuyucu,
Sen bu yazıyı okuduğunda ben muhtemelen çok uzaklarda değil, toprağın altında sınavın en zor yerinde olacağım. Ecel terleri bile dökemeyeceğim, düşünsene ecelim gelmişte geçmiş çoktan.
Sen bu yazıyı okurken ben pişmanlıklarıma yanacağım belki de. Ah diyeceğim ah! Bir şansım daha olsa...
Belki de demeyeceğim, cennetten mis kokular gelecek ve belki ben, sadece neden daha önce ölmediğime pişman olacağım.

                                                          ***

Böyle bir yazıyı yazmakta okumakta çok zor! :) Devam edemedim çünkü kanım çekildi. Bir ürperdim.
İnsan kendinden başka herkesin ölümünü  düşünebiliyor belki de ama bir kendini o kefenin içinde hayal edemiyor. Hep sanki içinden bir ses "en az 60 ıma kadar yaşarım ya" diyor. Daha gencim, ölecek olsam hissederim...
Bazen ölenin ardından hikayeler duyuyoruz, "hissetmişti öleceğini" diyorlar. Sarıldı bol bol, öptü kokladı, biliyordu besbelli..
Ha o işte o bilenler gibi bizde bileceğiz zannediyoruz.Belki onlarda bilmiyordu ama Allah teala bir lütfetti gidenede kalana da. Bilemiyorum.

Günde en az iki kez düşünürüm öldüğümü. Derinlemesine düşünürüm ama. "Aaa ben ölsem acaba cenazeme kimler gelir?" şeklinde bir geyikle değil. Böyle baya baya düşünürüm. Pat! İşte öldün! Bütün planların, isteklerin arzuların puff yalan oldu gitti. Daha yaparım dediklerin bak arkada kaldı, küslüklerin, kırgınlıkların hep kaldı bu dünyada... Rüyalarını süsleyen ev, hayalindeki araba, yoluna öldüğün beyazatlın, canını dişine takıp çalışarak gideceğin tatil yada kredi borcu öylece duran evin... Aha bak. Öldün gittin...
Ağlayıp sızladığın, uyuz olduğun, her şeye veda ettin.
Kazaya kalan namazların, oruç borçların kaldı. Yarım bıraktığın hatimler, eksik kalan dualar!
Helallik isteyemediklerin. Haklarını helal etmeyenler...
Oha! Resmen yandın... Aha şimdi öldün. N'apıcaksın?

Ölümü düşünmek insanı silkeliyor, omuzlarından tutup sarsıyor. Herkes günde iki kez düşünmeli bence öldüğünü. İnsan o zaman hayatta adımını atarken daha mutlu ve güvenli atıyor. Kimseyi kırmak istemiyor, kul hakkıyla yüzleşmek istemiyor, daha mutlu yaşıyor.
Dedem  "bütün arkadaşlarımız öldü, sıra bizde artık" dediğinde ben o kadar üzüldüm ki. İnsanın arkadaşları bir bir giderken öte aleme, en çok o zaman hissediyor sanırım ölümü. Ama ölüm her an kapımızda, bilmemize rağmen idrakımız çok az. İdrak edebilmek içinde düşünmek gerekiyor bence.

"Sûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler." Yasin /51-52

Mübarek Yasin'in en çok bu ayetleri beni etkileyip, ağlatır. Kalbimi titretir. Bir çok sure'de de buna benzer ayetler geçer ya. Yüreğimde hissederim o pişmanlığı, çok zor. Ölüm gitmişsin, dönemezsin, kaçış yok, hesap var. 
Çalışmayıpta sınav sorularını gördüğünde "çok kolaymış beya çalışan yapar, keşke çalışsaydım" pişmanlığı yaşar ya insan. Ah be der ah be! Bileydim kasardım biraz. Bileydim...
Biz biliyoruz. Biraz kasmamız lazım. Çok kasmamız lazım.
Ölümde yalnızlık vardır. Doğumda olduğu gibi. Tek başına kalır insan, ölüp gider işte. Ne çocuğunu alabilir yanına, ne kocasını, ne çok sevdiği eşyasını. Ölümün bu yalnızlığı, yalnız kalışlarımda ölümü hatırlamama sebeptir.

Bu gün ben öldüm, siz de öldünüz. Siz de bu yazıyı okurken kendi ölümüzü düşündünüz. İçiniz ürperdi.
Pişmanlıklarınız baş gösterdi, ağzınızdan çıkana üzüldünüz, yapmadıklarınıza.. boşverdiklerinize.

O yüzden diyorum ki 
sağlıklı yaşam için günde iki kez tok karnına düşünün ölümünüzü...




5 Mayıs 2014 Pazartesi

Naber Ülkemin İyi İnsanları?


 Son zamanlarda ne kadar çok çocuk öldü!
Çocuklar hep ölür. Çocukların ölmemesi gerekiyormuş gibi bir his olsa da ölürler. Bazen Hz. Hızır kıssasında olduğu gibi bir çocuğun ölüm haberini duyduğumda hem çok üzülür hem de bedbaht olmamış bir geleceğe sevinirim.
Çocuklar ölüyor. Ama uykularında, usulca melek oluvermiyorlar artık..
Çocuklar birilerinin vahşiliğinden ölüyor, sevgisizlikten ölüyor, açlıktan!
Cehaletten ölüyor çocuklar, şeytanı bile korkutan eller tarafından hunharca öldürülüyorlar.
Filler tepişiyor, çocuklar ölüyor artık. Makam mevki, iktidarı elde tutabilmek için basamak oluyor her çocuğun cansız bedeni...
Çocuklar ölüyor, hem de her yerde ölüyor.

Mert'i katletti bir sapık, Gizem'i aşkından yaktı bir diğeri ve duyup duymadığımız niceleri ...
Yazarken bile yüreğim paramparça oluyor. Böyle bir acıyı tahayyül edemiyorum.

Ne zaman bu kadar çok sapık türer oldu içimizden? Hani biz iyiliğimizle Batı'ya kafa tutan toplumduk?
Hani garibanı sahiplenişimiz,komşumuzla ilişkimizle  pek iyiydik biz?
Çocukları sokağa salmak, okula göndermek bile ne zaman böyle  işkence olmaya başladı?

"Tanımadığın kişilerle konuşma, gitme sakın onlarla" tembihi bile ne zaman önemsizleşti? Bütün katiller tanıdıklarımız, bütün sapıklar komşu amcalar ne zaman oluverdi?

İnanamıyorum bu caniliklere. İyilik bizim sokaklarımızı çoktan terk etti.

Kendimize bakmalıyız. Dönmeliyiz içlerimize. Erkeklere bu ehliyeti veren kadınlar kendilerine gelmeli. Bir erkek her haltı yapabilme lüksüne sahip değil, bunu erkek evlatlarımızı yetiştirirken onlara aşılamalıyız, öyle yetiştirmeliyiz.Erkektir yapar, elinin kiridir, vsdir. Bunları unutalım artık. Günah erkeğe de günah, namus erkeğe de var.
İbret-i alem için şu canileri asabilecek bir hukuk sistemi gelmeli başımıza.
Cahil bırakılan her kişi yetiştirilmeli. Allah korkusunu unutan ve unutturan her insan bilmeli ki ,Allahtan korkmayan kişi, daha beterlerini de yapabilir.

Daha iyi insanlar olabilmemiz için içlerimizi güzelleştirecek işler yapmalıyız. Alçakgönüllü olmaya çalışıp, nefislerimizin şehvetini öldürecek şeylere yönelmeyiz.
Belki oruç tutmalıyız, belki bize kötü söz söyleyen birine gülümsemeliyiz, borç isteyen bir arkadaşa sırt çevirmemeliyiz, selam vermeliyiz gülümseyerek,  Kur'an okumalıyız, ağlamalıyız, üzülmeliyiz, dua etmeliyiz, secde etmeliyiz, çiçek almalıyız kendimize arada, koklamalıyız mis kokularını, çıkmalıyız bağa bahçeye, bakmalıyız bir çiçekten bal alan arıya, milyonlarca arıya yeten milyonlarca çiçek yaratan Rabbin, senin rızkını veremez mi sanıyorsun? diye sormalı insan kendine. Bunca dünya hırsını bir kenara bırakabilmeli arada. Hiç bir şeyi çok sevmemeli, aşırı bağlanmamalı, koyvermemeli. Tembellik etmemeli, depresif olmamalı,

ne dedi Adil Erdem Bayazıt,
"Gönüllü işler yapmak, gönle yarar"

İnşAllah dualarım bizimle.