30 Haziran 2014 Pazartesi

İtalya Gezimiz 2014 /Genel


Selamun aleykum
Bu kardeşiniz ve eşi, gezmeyi tozmayı seven cinsten. Yeni ülkeler, kültürler görmek, şahit olmak ufuk açmak pek hoş. Doğru zamanlarda atılan doğru adımlarla aslında ülke içi bir tatile eş değer masraflarla yurtdışına çıktığımızı söyleyebilirim. Eskisi kadar çetrefilli ve pahalı değil yurtdışı seyahatleri.

İtalya'ya Venediğin bir gün gelip sular altında kalacağını öğrendiğimde gitmek istediğimi hissettim :) Belki ben ölenece kalmaz ama olsun :) Sonuç olarak bir italya gezisi ortaya çıkmış oldu böylece.

Bu yazımda genel hazırlığımızdan ve izlenimlerimden bahsedeceğim.

Biz bir haftalık bir gezi düzenledik. 3 günümüzü Roma'ya, 2 Günümüzü Floransa'ya, kalan günlerimizi de venedik ve milano şeklinde paylaştırdık. Verilen süreler gayet yerindeydi. Her yeri doya doya görüp gezdik. Eğer daha az bir gün planlıyorsanız ve nereyi görmesek olur diye sorarsanız, Milano'ya gitmeseniz de olur derim.Biz araba kiraladığımız için, yol üzerinde ki küçük kasabalara da uğrayıp hedeflerimize vardık. Roma'dan Floransa'ya geçerken yol üzerindeki Siena, san gimiano, pisa ya uğramak gibi.

Eğer yaz yada bahar aylarında seyahat etmek istiyorsanız, kıştan bilet kovalayacaksınız ki ucuza gelsin :) Burada vize problemi ortaya çıkıyor. Eğer yeşil pasaportlu değilseniz ve shengen vizesi daha önce almadıysanız bu yol biraz riskli olabiliyor.(Bir kere shengen almışsanız genelde alırsınız) Başıma da geldiğinden biliyorum ki, biletiniz yanabilir, elinizde valizinizle kalıverebilirsiniz. Sonuç olarak ya o riski göze almanız gerekiyor yada pahalı biletlere bel bağlamanız.. Seçim sizin.

Otel rezervasyonlarımızı booking.com tripadvisor gibi siteleri eşeleyerek yapıyoruz. Olumlu geri dönüşler ve puanlar kıstaslarımız. Biz bu sefer araba kiraladığımız için kaldığımız yerlerin merkezi bir yerde olmasındansa dışarda olup ucuz olmasına dikkat ettik. Bu arada Roma da ve floransa da apart evde kaldık.Nasıldı derseniz biz üç kişiydik - eşim ablam ben- gayet rahat ettik. Detayları diğer postlarda veririrm.

Araba kiralamanın hem avantajları hem de dezavantajları oldu. Uzun bir rotamız olduğundan valizlerle trenle seyahat etmek çok yorucu ve sıkıcı olucaktı. Ayrıca İtalya istasyonlarında çantasını cüzdanını kaptıran çok kişi duydum. Güvenlik açısından da sakıncalı olacağını düşündük. Bu yüzden hayli rahat bir şekilde seyahatimizi yaptık. Şehirler arası gezerken italyanın ortaçağ görüntüsünde olan köylerini, güzel ve düzenli bağlarını bahçelerini de görmüş olduk. Trafik sorunu yok, yani saatlerce trafikte kalmıyorsunuz. Fakat ışık süreleri biraz fazlaydı tabi o ışık sürelerinin trafiği düzenlediğini unutmayalım :)
Aslında büyük bir park sorunuda yaşamadık. Yol kenarlarına arabanızı parkedebiliyorsunuz. Adamlar yol kenarına parkı sistemli hale getirmişler. Mavi çizgiler ücretli, sarılar görevliler için, beyaz çizgiler bir süreliğine beleş tarzında. Tabi elin gavur memleketinde hem ceza yememek, hemde çekilmesin diye maviye koyup paşa paşa park parası ödüyorsun :) saat başı 1-2 euro ödeyip parka bırakmak en güvenlisi. İhmale hiç gelmez, bir kerelik ihmalimiz çat diye ceza olarak geri döndü. Velhasıl araba kiralıyorsanız, parklara parayı vereceksiniz kaçış yok :) Arabayı Europecar'dan kiraladık, yeni ve geniş bir arabaydı. Arabayı almaya gittiğimizde günlük 8 Euro ya daha iyi bir araba alabileceğimizi, dizel olucağını filan söyleyip kanımıza girmeye çalıştılar. Tabi o an insan kararsız kalıyor ama almadık. Sonuç olarak iyi ki almamışız dedik çünkü araba hem rahattı, hem de zaten benzinle o fark birbirini tamamlıyordu.
Arabayı Roma havaalanından alıp Milano havaalanına bıraktık. Adamların her şeyleri acayip sistemli olduğu için inanın bana hiç zorluk çekmiyorsunuz. Şehirler arası yollarda, aralarda derelerde.. Hani araba kiralasak kullanamazmıyız düşüncesi oluşmasın. Afedersiniz ama gerizekalı bile kullanır o yollarda :)
Otobanları paralı, öyle  ucuz da değil. Ama siz otobanı tercih edin çünkü diğer yollar çok dolambaçlı ve yollar otobanda da normal yoldada enteresan bir şekilde kalabalık. Trafik yok ama kalabalık. Bu yüzden varış süreniz uzayabilir. Araba kiralayacaksanız navigasyon şart. Navigasyonlu bir araba kiralabilirsiniz ama fiyat olarak biraz daha tuzlu oluyorlar. Bunun yerine artık herkesin smartphoneları var. Gider gitmez ya oradan yada buradan bir internet paketi alıp navigasyonunuzu kullanmanız daha mantıklı. Bizim operatörlerin yurtdışı paketleri pahalı. O yüzden oradan almak daha akıllıca oluyor. Mesela Wind operatörünün kartını 20 Euroya 3 gblık net paketiyle aldık, gayet yetti arttı.Hem netimiz olmuş oldu, hem navigasyonumuzu kullandık.
Dil konusuna gelince, gezilen yerler zaten turistik. Hele yaz ayında her yer turist. Garsonlar bile ingilizce şakıyorlar. Çat pat ingilizcenizle her türlü gezersiniz. Hatta kaldığımız otelin görevlisi bir teyze ingilizce bilmiyordu, tek ona rastladım bilmeyen :) onunla da çok güzel beden diliyle anlaştık. Dil en son dert edilecek konu sanırım.



Eğer bizim gibi tursuz rehbersiz gidiyorsanız, ödevinize çalışacaksınız. Yoksa ağzınız açık "vay halasını sayın seyirciler, gavur yapmış hacı, adamlar tarihlerine sahip çıkmışlar yaw" tarzı muhabbetlerden öteye gidemezsiniz. Biz gitmeden bolca blog okuduk ve dost yayınevinin italya rehberini aldık. Rehber güzeldi, memnun kaldık.
En önemli konuysa, bir çok önemli tarihi mekan restorasyondaymış!! Fakat buna hiç rastlamadık biz. Ne okuduğumuz bloglarda, ne de başka bir yerde. En çok görmeyi istediğim, merak ettiğim fontane di trevi nin kapalı halini gördüğümde yüzümdeki ifadeyi görseniz, ağlardınız :) Yani, bu yıl gitmeyin, ne zaman gidin, restorasyonlar bitsin öyle gidin. Bakın gene kahrolasım geldi :)

İtalya'yı sevdim. Tarihi dokusunu, sokaklarını, düzenini... İklim olarakta insan tipleri olarakta birbirimize benziyoruz ama oralarda sistem tabi acayip oturmuş bir çok açıdan. O düzen ve kurallara bağlılığı görünce her Avrupa'ya gidip gelen Türk gibi "adımını yola atıyosun adamlar zınk duruyo" muhabbeti yapıyosun bi müddet. Bünyemiz alışık değil tabi :)

Fakat yazın gitmeyin. O ne ya! Giyinik kadın yoktu. İğrençlerdi. İçki su gibi akıyor tabi. Bunlara kendimi hazırlamıştım ama yok. İnsan ne kadar hazırlasa da olmuyor. Siz hava soğukken gidin :)

Yemek konusuna gelince, size yok şuranın şusu meşhur gidin nolur yiyin mutlaka yiyin öldüm bittim geberdim tarzı tavsiyelerde bulunamam tabi. Bol bol makarna ve pizza yemeye, sonrasında da bir güzel kabız olmaya hazır olun :) Ben illa et yerim dersenizde helal lokantalar var, onlara da şuradan ulaşabilirsiniz.
Fakat biz güzel güzel restaurantlarda, cafelerde  etsiz yedik,yine de içim rahat etmediğinden domuz yağı kullanıp kullanmadıklarını sordum gittiğimiz yerlerde. Zaten kapalı görünce, helal diye çıkıyorlar piyasaya :) Araplardan alışıklar. Bizi de arap sandılar zaten hep :) Artık o noktadan sonra güvenip yiyorsun. Bir şey varsa da günahları boyunlarına :p
Kahvaltı olaraksa, kruvasan kahveye talim etmeyin derim. Büyük süpermarketleri çok ucuzdu ve inanılmaz güzel demleme gibi sallama çayları var. Türkiye de öyle sallama çay yok çok net. Zeytin memleketi tabi, peynir bol. Çeriler mis. Yumulduk zeytin peynir domatese. İyi de yaptık.
Gitmeden bol bol atıştırmalık götürün burdan. Günde bir öğün cafe de yemek zaten maddi olarak yetiyor artıyor bile :)

Evet su pahalı (genelde bloglarda suyun bile paahalı oldugundan dem vuruldugunu okumustum), her şey pahalı. Çünkü Euro pahalı bize göre. Artık gittiniz mi üçe beşe bakmıcanız, üç euro yu 9 tl değil, 3 tl gibi görüceksiniz. Yoksa ne gezebilirsiniz, ne tozabilirsiniz, ne de alışveriş yapabilirsiniz.

Müzeler, şapeller... Anacım her yerleri paralı bu gavurların :) Dandirik bir kilise ziyaretinden bile para alıyorlar. Camiye sokturtmamak istedim tüm Avrupalıları :)
Sistine şapel, uffizi, academia gibi ünlü müzeler ve katedrallere gitmişken elbet girin. Girecekseniz de uzuun uzunn kuyrukları beklemeyin. Gitmeden önce online olarak biletlerinizi alın, hop girin. Yoksa en az 2 saatiniz kuyruk önünde geçer. Boşuna vaktinizi yemeyin.


Sanırım her şeyi yazdım. Artık aklıma bir şey gelmiyor. Gelirse kesin duramaz, yazarım :)

O zaman başlasın İtalya Gezimiz!!

- Evet daha başlamadı ne var :/ :))))

27 Haziran 2014 Cuma

Valiz Hazirlama Listesi

S.a sevgili blogger kardess,
iki hafta gibi bir suredir evimden uzakta, gezmelerde tozmalardaydim. Nisanlar, dugunler, tatiller hasret gidermeceler derken zaman su gibi akti. Artik donus yolundayiz. Suan milanoda bir otel odasindan bildiriyorum ozetle size:) uykum kacinca en iyisi yazayim dedim. yazmak iyidir.
Ramazan oncesi bir haftalik bir italya tatili planlamistik. Cok sukur onu gerceklestirdik. bugun artik donuyoruz. ins sagsalim geliriz:) geliriz de Ramazana ereriz. Ramazanimiz mubarek ola. Rabbim hayirli bereketli gecirenlerden eylesin. Bol bol bonus sevap kazanalim.

kisa bir giris yaptiysam yazimin aslina gelebilirim:) Bir sekilde sklkla valiz hazirlayan biri olarak en iyi yaptigim seylerden birinin valiz hazirlamak oldugu konusunda iddiali sayilirim:)) Cok buyuk kayiplar birakmiyorum yani arkamda. Valiz hazirlama listesi fikride valiz hazirlayanlara rehberlik etsin. "ay acaba bir sey unuttum mu" telasini gifersin diye.

yararli olucaktir umarim.

     Valiz Hazirlama Listesi

*Valiz hazirlamaya kiyafetlerden baslayin. Bunu da siraya koyun. Icten disa gibi. Yani oncelikle camasirlarinizi ayarlayin.
* Kalacaginiz gun adetince kombininizi ayarlayin.Tek tek ortaya koyun. Tesetturluyseniz ortulerinizi, takilarinizi da kombinlere eklemeyi unutmayin. Boylece ne giyecegim derdinden bir sey unuttummu sikintisindan kurtulursunuz.
*Coraplari unutmayin.Ince & kalin coraplari illa ki yaniniza alin.
*Aksesuar yani takilarinizi, tokalarinizi,ortulerinizi, hava soguk olursa diye salinizi, ortulerinizi ve yedek ignelerinizi,kombinlerinizde varsa kemerlerinizi koymayi unutmayin.
*Kisisel bakim malzemelerinizi unutmayin. Makyaj malzemeleri,Tarak,sampuan,dis fircasi &macunu, makyaj temizleme pamugu,tirnak makasi vs..
*Teknolojik malzelemelerde sira. Sarj aletleriniz,foto makineniz, usb ler, bellek kartlar, foto mak sarj makinasini hazir edin!
* Eger alisveris yapip doneceginiz bir yere gidiyorsaniz extra bir canta almakta fayda var. Donerken tasimak kolay olur;)
*Biletleriniz, pasaportlariniz,kimlikleriniz extra paralarinizi ve diger onemli belgeleride minik bir cuzdanda ayrica valizinizde yada cantanizda saklamalisiniz.
*Ayakkabi ve cantalarinizi unutmayin! kombinlerinize uygunlarini atim valize:)
*Varsa seyahat utunuzu alin. Yoksa gidin netten alin:) Otellerde utu bulmak karin agrisidir ve utusuz dolasmak istemeyiz. ne yazikki kiristirmayan valiz yapmamislar. Oyuzden hele hele ortuluyseniz, utu sart. Alin gitsin.
*ilaclar! Muhtemel hastaliklarin ortaya cikmasinda zorlanmaktansa atin cantaya. Agri kesiciler antibiyotikler...
*Yurt.disina gidecekseniz kesinlikle market.alisverisi. atistirmaliklar iyi gidiyor.biskuviler gofretlere abaninn.
*Kitap. Geziye gidiyorsaniz gezi rehberinizi, yolculuklarda okumak icin kitabinizi unutmayin.
*mp3. Yolda sikiliyorsaniz muziginizi mp3 un sarjini hazirlayin ve atin cantaya.
*Gunes gozlugunuzu,gunes kreminizi unutmayin. Yazin yanarsiniz. yazik olur:)
*Eger makine yikama sansiniz yoksa kirli kiyafetler icin ya minik bir cantada yada buyukce cip posetlerinden alin. icine tikin. donuste yiginla camasir yikanip utulenecektir zaten:/
*Havlularinizi & carsaflari unutmayin. Ayy en onemlisiii:))

 Aklima gelenler boyle. Ektralar gelirse editlerim:)

simdilik
Arrivederci :)

5 Haziran 2014 Perşembe

Bride of Century, Man from the stars


Size iki güzel diziyle "anuu " diyorum :)
Artık selam demiyeyim yani yıllardır Korece dizi izliyoruz.
Öncelikle Bride of Century;


Lee hong ki, pek tatlıydı bu dizide. Başroldeki kızda. Bu kızı siz secret'ten hatırlayabilirsiniz :) Yada city hunterdan. Kız figüran baburken başrol olmuş. Kesin birinin sevgilisi olmuştur nolcak haha :)
Konu fantastik, romantik komedi.
Bir chebol oğlu olan cha kang jo (hong ki), burnu büyük ve kibirlidir ne hikmetse (!) :)
Bir de aileleri hakkında söylenti vardır, evin ilk oğlunun gelini ilk gece ölüyor diye, batmakta olan şirketin kızı yi hyun la da nişanlıdır kang jo.
Kızın annesi şirketi kurtarmak için bu evliliği ister ama kız ortalıklardan kaybolur. Yi hyun'nun oppasıda bir şekilde üvey kardeşine çok benzeyen bir kızla tanışır, kız kaçınca do rim'i getirirler yi hyun diye.
Yani bir yer değiştirme vakası. Dizi böyle başlıyor tabi sonra çok dallanıp budaklanıp şekilleniyor.
Yani anlatmaya kalktım ama anlatamıyorum :)Sonlara doğru baysa da saçma gelen yerleri de olsa ben eğlenerek izledim. Hong ki ye ayrıca bayıldım. Çocuğun çok karakteristik bir sesi varmış. Dizinin ostlerini sevdim. Hongki  ve jin sung un bir röportajını izlemiştim, Hong ki diyor ki " kang ju neden doo rimle yi hyun u ayırt edemiyor, saç şekilleri bile farklı? çünkü bu bi dizi" işte böyle :)
Ve jin sung'un oyunculuk kasmasına da hayran kaldım. O kadar farklı rolde oynatmışlar ki biri yorum olarak " utanmasalar kang ju yu da ona oynatcaklarmıs"  yazmış. Koptum, hakkaten öyleydi :)

Velhasıl eğlenerek izlediğim bir dizi oldu. Sevdiğim ostleri de şuracığa ekleyeyim.





Gelelim man froma :d
Man from stars tarih yazdı :) Baya fanları oluştu, son dönemin secret garden etkisini bu dizi yaptı. Hatta karşılaştıranlar filan olmuş. Benim gönlümde SG'nin tahtını sarsan bir dizi daha çıkamadı. Hyun bin torpilli ablası napalım :)



Bir kere jun ji hyun yardırmış çok afedersiniz. Yani çocukta sevimli tatlı ama o olmasa bile sırf kadın kendini izletirdi. Ona gülmekle, ayılıp bayılmakla geçti zaten. Komik sahneleri inanılmaz güzel oynadı. Espriler sağlamdı, konu güzeldi...
Sevdiğim çok nokta oldu ama izlerken sonu hep kötü bitecek diye baktım. Çünkü gidişat saçmalarlarmış gibi hissettiriyordu. Neyse ki kötü bir son yoktu ama davul zurna da yoktu. O yüzden on üzerinden on alamadı benden :)


Sevmediğim tek nokta, yaş farkıydı. Yani beni yaş farkı rahatsız etti. Kim soo cuğum kesinlikle tatlıydı ama giannacığımın yanına mesela bir dong wook yada gong yoo  olaydı ohooo bu öyle böyle patlamazdı :)
Yani ben anlamıyorum bu yapımcıları. İnsan böyle bir diziye karar verdiğinde bir telefon açıp sorar "melcim biz böyle bir ekip hazırladık, ne dersin?" diye. Aramak pahalı geliyosa wtsptan yazar insan :) Sonuçta yıllarımızı Kore dizi sektörüne vermişiz.
Çekimleri çok güzeldi. Hele o başındaki fragman, beni benden aldı, süper yapmışlar. Acayip replikler vardı, böyle altı çizilmelik. Sonracığımaa junji hyuncuğumun doktor sahnelerine baya kopmuştum, kıyafetlerine ayakkabılarına ayılıp bayılmıştım. Çok güzel müzikleri de vardı.

Ama beni yine de bir SG kadar etkilemedi, bir şeyler olmamış. Herhalde o olmayan şey hissettiğim yaş farkıydı. Yani komik sahneleri romantik sahnelere tercih ederiimm^^

Ayyy böyle güzel dizileri seviyorum işte. İzlemesi keyifli oluyor.
Bir gentleman tarzı bir dizi olsa da izlesek^^
çav.


3 Haziran 2014 Salı

"Canım sıkılıyor Anne" /Only Yesterday


Ben küçükken "canım sıkılıyor anne" diye ağlardım. Çünkü gerçekten canım sıkılırdı ve kendimi oyalayamaz, yapacak bir şey bulamaz, ağlardım, ağlanırdım.

"Canım sıkılııyoorrr canımmm" diye şarkılar bestelerdim. Acaba ne gibi ruhsal problemlerim vardı daha küçücük bebeyken. meraklar içerisindeyim. Yazık bana.


Bu aralar gök gürültülü yağmurlar yağıyor, çok seviyorum. İlk defa yaz gelmese "nerde bu yaz" demeyeceğim sanki.- ben yazcıyımdır da-  Bu havalar şu sıralar tam benlik. Afet olmaksızın yağmur yağsın, gök gürüldesin. Arada çıkıp ıslanalım yağmurda..

Yağmurda ıslanmak dedim de, küçükken bir yağmurda annemin ısrarla eve çağırmasına rağmen eve gitmeyip, annemden kaçıp yağmurda sırıl sıklam ıslanmıştım. Sonunda da bir güzel  çat çat yemiştim şaplakları popoma. Ama o günü unutmam, çünkü ilk defa yağmurda  o kadar çok ıslanmıştım.

Bir de yalnız kalmaktan korkardım. Tek başıma kalınca beni birilerinin kaçıracağını filan mı düşünüyordum?
Bir gün annem pazara giderken bir cesaret sen git ben tek başıma evde kalıcam demiştim. Annemin tüm ısrarlarına rağmen.. Kalmıştım evde. Annem dönene kadar da ağlamıştım. Tek başıma nasıl kalırım diye.
Küçükken problemlerim var mıydı cidden :)

Belki de yoktu. İnsan küçükken salak oluyor, ergenken mongol. İlerleyince yaşın utanıyorsun çoğu zaman eski hallerinden ama naparsın. Olmuşa çare yok.

"Only yesterday" beni bu gün bolca çocukluğuma götürdü, tiyatro maceralarıma, kız muhabbetlerine, ablalarımla olan ilişkilerime... Bu filmi izleyipte kendi çocukluğuna dönmeyen, içi ısınmayan yoktur herhalde.
Geçen gün tüm studio ghibli filmlerini izlemeye karar verdim, iyi halt ettim.
Ama Ghibli'nin elinden ne çıksa beğeniyorum, o çizgiler beni mest ediyor, çizgifilmde yaşama isteğim çocukluğumdan beri değişmeyen bir his. İçimde bir yerlerde saklıymış demekki, ne zaman o filmleri izlesem ortaya çıkıyor.
Ben çok sevdim, herkes sevmeyebilir, biraz yavaş çünkü.
86'dan bahsediyor, o zamanlardan bu zamanlara hiç bir şey değişmemiş. Organik tarım, göçler, çiftçi problemleri. İsao takahata'nın da elinden çıkan her şeye aşık olma yolunda ilerliyorum. Dünyanın en acıklı animesini yaparak beni iki gün üç gene salya sümük ağlatan adam.
Animeler güzeldir. İzleseniz olabilir.