16 Temmuz 2014 Çarşamba

Benim Çiftlerim -G.Kore-


Sevgili Seyhan'ım yeni bir mim başlattı, kendi G.Kore çiflerimizi oluşturuyoruz.
Bu mime çok bayıldığımı söylemeliyim :) Çünkü dizileri izlerken sürekli senaryo ve oyunculara karışıp şöyle olsaydı bunlar oynasaydı türünden çoook yorum yapan biriyim :)

Hemen başlıyorum, ilk en en favori çiftim :

 

                                          SONG SEUN HUN & KİM HANEUL
 :

   Ay ben bu ikisini bir romantik komedi de izlesem, ölürüm biterim herhalde. Kim haneul u çok beğeniyorum belkide en favori Koreli kadın aktristim sanırım :) Kadın yaşlandıkça güzelleşmiş, yıllar çok yaramış. Oyunculuğu da çok doğal, son yapımlarında çok iyiydi hep.
Song seun hun, acayip karizma bir adam. Türkiyeye geldiğindeki fotoğraflarını gördüğümde "işte artiz budur" dedim. Normalde bile nasıl yakışıklı! Yalnız çoğğafedersiniz mal mal yapımlarda oynayıp duruyor. Son iki dizisi resmen hüsrandı benim için. Hele o "when a man loves" ı bence millet kanser olsun diye yapmışlar :)

Bu ikisini alın, yazın güzel bi romantik komedi, ay ne tatlı olur ^^


 LEE DONG WOOK & KİM TAE HEE

Bu ikisini bir romantik komedi de izleseniz sizde çok bayılırsınız benceee ^^
Ben dong wook'a da bayılıyorum ama şu son dizisine bakmadım bile. Çünkü kızı hiç beğenmiyorum, eski halini de sevmemiştim.
Kim tae hee, çok güzel bir kadın. Estetik harikası mı bilmem, öyleyse de güzel yapmışlar estetiğini :) 
Böyle sacannimli bir dizi de ikisini görmek isterim :) Ama mümkünse kız paspal olmucak, my princess tadında giyincek. 


SO YE JİN & KANG Jİ HWAN

Ay ben bu ikisine bayılırımm :) 
Kang ji hwan en en favori oppalarımdan. Ne çekse izliyorum adamı, intikam komedi, duygusal. Hepsine süper gidiyor ama komedileri tadından yenmiyor. Gerçekten çok iyi oyuncu, karizma tatlı :)
So ye jin duru bir güzelliği var, özellikle SG nin son bölümündeki bu haline resmen bayılmıştım. Ona komediden ziyade duygusal roller daha çok yakışıyor. Böyle biraz duygusal çok komik biraz romantik bir dizi bunlara da süper gider bence.

VE en bomba çiftimiz 


  MEL & HYUN BİN 

hahahaha :) 

Hyun bin yıllar geçse de kalbimdeki yeri asla değişmeyecek olan, sonsuz torpilli, bitanecik yeganecik oppam. Yıllar geçti, hala piyasa da yok, ne kadar söylensem de o kadar kıyamıyorum :)
-filminden haberim var bu aradao da tutmamış sanırım-
Sonuçta bence yanına en çok ben yakışırım gibi geldi ajsdhaskjd :) 
bize senaryoyu ben yazarım sakınca yok, siz sadece parayı verin, ekibi oluşturun yeter :))))

İşte benim çiftlerim böyle..

Sizinki leride görelim :)


15 Temmuz 2014 Salı

İtalya Gezimiz 2014 / Roma

Selam!
İtalya maceramız başlasın o zaman :)
Bir hafta dolu dolu bol yürümeli, eğlenceli, kültür ve  tarih dolu geçti.

Güzel bir cafe 

İlk durağımız Roma'ydı.
Akşam üstü vardık ve kendimizi kalacağımız apart daireye attık. Ev sahibimiz ilgili bir italyandı. Altımızda arabamız var diye merkezden biraz uzakta olduğu için ve o günlük navigasyonumuz olmadığı için akşam turumuzdan sonra dönüşte kaybolduk :) Baya sağlam kaybolduk ama :) Bir ara ki saat bire filan geliyodu, ciddi ciddi arabada kalacağımızı düşünmüştüm ki, sonunda yolumuza izimize kavuştuk. Yani siz gider gitmez arabalıysanız navigasyon işini halledin :)
-ilgilenen olursa mail atarsanız, evin adresini ismini verebilirim. Hayli güzeldi, temiz sayılırdı.Dört kişi rahat kalabilir,iki odası vardı-


Roma'yı çok sevdim. Sokaklarını, düzeni, adım başı önünüze çıkan tarihi eserlerini, evlerini, gecelerini... Açık hava müzesi tabirine, bana göre Floransa'dan daha uygun bir şehir. Özellikle Kolezyum yolu... Gerçekten sağa bakarken solu, sola bakarken sağı kaçırıyorsunuz. Roma'yı hakkıyla gezicem derseniz bir hafta bile yetmeyebilir. Üç günde önemli yerleri görmek için yeterli bir süreydi ama, yetti.

Pantheon, gündüz, dış görünüm


İlk akşam kendimizi Pantheon da bulduk. Atmosferden olsa gerek, ilk akşam Roma'ya vuruldum. Koca koca meydanlar alışık olmadığımız türden. O panayır havası, devasa yapılar ve müzik insanı gerçekten büyülüyor. Pantheon ne derseniz, 1200 lerden kalma tapınak.Daha sonraları, bir inanış sonucu kiliseye çevrilmiş. İçide dışı gibi görkemli ve devasa. Görseniz hala sapasağlam duruyor. İnsan o sokakların eskiliğine, bugün hala içerisinde insanların yaşadığına inanamıyor. Ama gerçek... Sanırım bizi en çok yakalayanda Avrupa'nın tarihi hala yaşıyor oluşu..

O akşam ilk pizzaları götürdük. Meydan  cafelerden biri helaldi. Zaten dediğim gibi kapalı görünce helal olanlar çıkıyorlar piyasaya:) Pizzalar daha çok eskiden bizim köyde pide yaparlardı unlu unlu, onlar gibi geldi bana. Açıkçası aman aman bişey bulmadım. 4 peynirli pizza güzeldi, hadi hiç bişe tavsiye etmemiş olmayayım :)
Fontana di Trevi, son hali :(

Ve gidip aşıklar çeşmesinin tadilatta olduğunu görüp hayal kırıklığının en büyüğünü yaşadım. Gitmeden önce nedense Roma'da en çok görmek istediğim yer orasıydı. Çok etkileneceğimi düşünüyordum ama olmadı. Yine biz paramızı attık o ayrı :) Arkanı dönüp sağ elinle sol omzundan bir kere atarsan, bir kere daha Roma'ya gelirmişssin. İki kere atarsan, Romalı birine aşık olurmuşsun, üç kere de evlenirmişsin.. rivayet bu ya...



Ertesi gün ilk durağımız Kolezyum'du. Hani şu meşhuuur gladyatörlerin arenası. İnanılmaz büyük ve etkileyiciydi. Gitmeden bu kadar büyük olacağını tahmin etmiyordum. Kolezyuma giriş ücretli ve kuyruk bekledik 45 dk kadar. Yani biletinizi önceden alın :) Kolezyum ve Roma Forum yanyanalar. Aynı biletle foruma da girdik.



 Roma Forum yani antik kent. Yıkılmış tapınaklar, bazilikalar,zafer takları alanı.Uzunca bir süre Roma'nın merkezi olmuş. Çok büyük ve geniş bir alan. O neydi şu ney derken ve yürürken gerçekten hem çok yoruluyosunuz hemde hayli vakit geçiyor. Ama o kalıntıların etrafında olmak, o kadar eskiye gitmek bile ayrı bir keyif.


Roma Forumun hemen bitişiğindeki Vittorio Emanuel anıtı bizi çok etkileyen yapılardan. Devasa büyük ve beyaz :) İçerisi gezilebiliyormuş ama biz gittiğimizde kapalıydı. Dışarıdan bile çok etkileyiciydi. Bir kralın şerefine yapılmış bir anıttı aslında çok bir ehemmiyeti yoktu sanki ama güzeldi. Allah var :)

Her taraf piazza, yani meydan :) Çok meydan var ve bir çoğu çeşmelerle süslü. Çeşmeler tabiki tarihi ve ayrı bir hava katıyorlar piazzalara.



Daha sonra kısa bir mola verdik ve ilk spagettilerimizi yedik. Domatesli, fesleğenli spagettiler güzeldi ama açıkçası evde yaptıklarımızdan pek bir farkı yoktu :))) Sadece onlar makarnayı biraz diri bırakıyorlar çok hamur olmuyor.



Akşama doğru vatikana şöylee bir selam verip, kendimizi "piazza di spagna" yani şu meşhur ispanyol merdivenlerine attık. Maalesef! maalesef ispanyol merdivenlerinin dibindeki "fontana della Barcaccia" -fontana çeşme demek- tadilattaydı.Merdivenlerin üstündeki kilise monti de tadilattaydı. Bütün ahenk ve uyum kaçmıştı sonuç olarak. Ama yine de kalabalık, müzik ve atmosfer kendine çekiyor insanı bir şekilde. Meşhur Roma dondurmalarımızı alıp - ki nutellalısı Romaya hasmış ve gerçekten nefisti- biraz caddeleri ve insanları izledik.


 Şu ünlü markaların caddesi olan via condotti yi de akşamda olsa gezdik. Gündüz olsa sanki alışveriş mi yapıcaz :) Vitrin ve fiyat görmek daha keyifliydi açıkcası :) Dior, Gucci, Chanel, Prada.. hepsi yanyana ve orjinal. Çakma değil he şimdi bunlar diye diye gezdim :) Nasıl fakirim siz anlayın hahah :)

Akşamsa piazza navano'ya geçtik. İnanılmaz güzel bir meydan. Bernini'nin Quattro Flumi çeşmesi meydanın göbeğinde, etrafından yine lüks kafeler. Fontana di trevi kadar şaşalı değil ama göz kamaştırıcı. Navano çevresinde konumlanmış bir sürü kilise var, meydana gelirken bu barok tarzı kiliseleri, Rönesans evlerini izleye izleye meydana varıyorsunuz bu yüzden ara sokaklar bile çok güzel. Roma akşamlarını doya doya yaşadığımızdan akşamı navano'da tamamlıyoruz.
.



Ertesi gün artık Bir Vatikan çıkartması yapmamız gerekiyordu. Ama öncesinde Termini'deki Santa Maria Maggiore kilisesini görüyoruz, bu barok ve rönesans mimarisi karışımı devasa kilise, büyüleyici. Termini'yi de böylece görmüş olup artık Vatikan'a geçiyoruz, selam papa :)



Vatikan, Roma'nın içinde ayrı bir ülke biliyorsunuz :) Papaların ülkesi. 1929'da bağımsızlığını ilan etmiş, içerisinde 500 kadar kişinin yaşadığı, hastanesi postanesi olan baya baya küçük bir kasaba tadında bir ülke. Roma, katoliklerin kabesi Vatikan'ı bağrında bulundurmasına rağmen, dindar bir şehir değil. Zaten yeni sayılabilecek bir tarihte bağımsızlık ilan edildiğini görünce, adeta bir üs oluşturmak istedikleri çok belli. Vatikan'nın o düzenli, kuş uçmaz kervan geçmez , tek bir çöpün bulunmadığı, hayat belirtisi göstermediği sokakları,kiliseleri, olağanüstü güzel parkları, insanda kapalı kapılar ardında bir şeyler dönüyor hissi uyandırmıyor değil. Zaten hep denir ya "papa vatikandan dünyayı yönetiyor" Vatikan'ı görünce sanki bu söylemin sağlamasını yapmış gibi hissettim. Vatikan'da San pietro bazilikasıyla, sistine şapelini gördük. Bazilikanın 550 basamaklı kubbesine de çıktık. Yarısına kadar asansör vardı allahtan :) Geri kalan basamaklarda tabana kuvvet..  Yukardan da Roma güzelmiş ^^
Fakat hep derim "bir kilise adamı hristiyan yapmaz" diye. Çünkü bir ortaçağ geleneği olarak kiliselerde korku hakim. Ne kadar sevimli olsalar da yok, gerçekten ürkütücü  havaları var hepsinin. Ama bizim camilerimiz öyle mi ya?O kadar kilise gezdikten sonra "neden müslümanım" sorusuna bir yanıtınız daha oluyor. Çünkü İslam, ibadethanesinden günlük yaşamına, her yönüyle sevgi dini ve bunu bas bas bağırıyor. O devasa yapılar, karanlık, çanlar, korkunç freskler, heykeller, insanı ürkütüyor.

San Pietro kubbesinde 

San pietro, katoliklerin en kutsal tapınağı, içerisinde Bernini, Michelangelo gibi önemli Rönesans sanatçılarının eserleri var. Devasa büyüklükte -her zamanki gibi- ve o ışık hüzmeleri filan çok etkileyici.  Sistina Şapeli'nin tavan frenskleri, 1500 lü yıllarda Michelangelo'nun elinden papa için çıkmış. En görülmeye değer kısım bu tavandı sanırım ^^



Vatikan'da uzun bir geziden sonra akşamüstü Trastevere'ye geçtik. Sokak satıcılarının bulunduğu, el emeği işlerin yapıldığı, yol üstündeki kafe & restoranlarla bir keyif mekanı olmuş bir yer. Gidenlerin "Asmalı Mescit" tadı aldığı bir yermiş ki, doğrudur. Çok görülmeye değer bir şey yoktu bizim açımızdan ama gördük geldik :)
Akşam yemeğimizi trevi çeşmesine yakın bir yerde güle oynaya yedikten sonra, eşim MAXXİ ulusal sanatlar müzesini dışardanda olsa göreyim dedi ve direksiyonu oraya kırdı.

Bununda önünde durup herkes nasıl olduğunu tartışıyodu :)


Ve böylece üç günlük Roma maceramız sona erdi.Biz elimizden geldiğince araştırıp ne nerde ne nedir öğrenmeye çalıştık. Elbette eksik kalan yerler çok olmuştur. Belki bir rehberle gezilse daha verimli olabilir. Ama turla gezmek, inanın hiç cazip gelmiyor. Turla geziye de gitmiş biri olarak, turla gezmenin çokça sabır gerektirdiğine inanıyorum :) Açıkcası, bir sanat tarihçisi, tarihçi değilseniz ya da aşırı bir merakınız yoksa, böyle bir gezi damağınızda daha güzel tatlar bırakabilir. Aranızda turla gidip gezen varsa, bana güzel geçip geçmediğini anlatsın :) Yorumlarınızı bekliyorum!!
 Ne çok etkiledi seni Roma'da derseniz ayrım yapamıyorum gerçekten, her yapının ayrı bir havası var. O yaşanmışlık bile yetiyor garip gelebilir  ama en çok Roma'nın akşamlarını sevdim sanırım :)

Bir sonraki durak Floransa, ama Floransa'ya geçmeden Sienna, San gimignano ve pisa var.

Oralarda görüşürüz :)





14 Temmuz 2014 Pazartesi

Kalbim Kırıldı CINIM



Tüm insanlardan neftret ettiğim bir dönemdeyim.
Keşke bir ağaç olsaydım, üstünde mutlu kuş yuvalarının olduğu....


10 Temmuz 2014 Perşembe

Witch Romance 2014


Selam sahurdaşlar!
Biliyorum gezi yazılarımı tamamlamam lazım aslında ama öncesinde tatlı mı tatlı bir dizi paylaşmak istedim sizlere anlatmak istedim.
Sahura kadar oturup yapacak bir şey bulamayan romantik komedi sevenlere göre tam bu dizi!

Bir kere daha biri izlese de oturup izlesem diyebileceğim türden.O kadar sevdim.



Bunda oyuncuların etkisi kocaman, devasa! Konusu süpersonic değil bir ama oyuncular, oyunculuklar... Yardırmışlar çooğğafedersiniz!

Bu post bol fotoğraflı çok yazılı olucak, şimdiden söylemesi :) Sıkılmaca yok!

Konusu ;
Ban ji yeon ( yani uhm jung hwa yani başrol kadın) cadı lakaplı, 39 yaşında, işkolik, çoğunlukla geçimsiz hoş bir hanımdır. Gazetecidir ve işinde başarılıdır. Acımasız, sert oluşunun ardında hazin bir aşk hikayesi yatar aslında ama kimsecikler bilmez.

Yoon dong ha'yasa  (yani park seo joon yani başrol çocuk) 25 yaşında, tıp öğrencisiyken okulu "kaybettiği sevgilisinden dolayı" bunalıma girip dondurmuş, internet üzerinde "part time işlerin efendisi" diye bir şirket kurmuş bir delükanlıdır. Bu arada söylemeden edemeyeceğim. Bu iş fikrini okadar sevdim o kadar sevdim ki.. Çok girişimci bir insanım biliyorsunuz, bende böyle bir site açabilirim :) Özellikle kadının trafik magandasına rast geldiğinde dong ha'yı çağırıp magandadan kurtuluşunu gördüğümde kafamda ampul yandı :) Trafiğe çıkmaya magandalardan korktuğum için çekindiğim gerçeği "böyle bir hizmet olsa 7/24 kullanırdım herhalde "dedirtti bana. Neyse konumuz bu değil. Bu işi dong hacığım kankisiyle yapıyor. O da nasıl şapşirik sevimli bir tipti. Dizinin yan karakterlerini de çok sevdim bu arada.

Cadımızla dong hamızın yolu, cadının ondan hazetmeyen ofis arkadaşlarının ona eşek şakası yapmasıyla kesişiyor.. Ve dizimizde başlamış oluyor..
Bundan sonrası..

Bol spoilerlı ve yorumlu konu;



Cadının arkadaşları, pislik olsun diye, parttime işlerin efendisinden cadıyı keklemesini isterler.Bunun üzerine dong ha'nın kankası cadıya kur yapar ve bir barda herkesin önünde öpecekken, güler ve "ayy senin neyini öpüüm pis karı" der. Bunu gören süperman, robinhood, spiderman ve batman gücündeki donghamız sahneye çıkıp cadıyı şakkadanak öper! Hayrına...

Tabi ofis arkadaşları kala kalır cadının. Sinir olurlar, rezil edemedikleri için cadıyı. Onlarda dergilerinin sitesinde parttime siteyi kötülerler. Bunun üzerine de dong ha gidip patronlarına onları şikayet eder çünkü olumsuz yorumlar işlerini kötü etkilemiştir. Patronda " e ozaman gel sen cadının asistanı ol, bir ay çalış der" çalışmazsanız nasıl aşık olcaksınız yoksa :))



Cadıcım kendi kendine şarkılar söyleyen, evde kop kop yapan bir ablamızdır aslında.Ki bu sahneler çok şekerdi bence. Bunun hayat enerjisini bir çok kadında olduğu gibi bir erkek sömürmüştür. Shi hoon sunbaesi tam düğün günü onu kilisede yüce isa'nın karşısında öylece rezil etmiştir. Bunun üzerine cadı kendini cadılığa vermiş, evlenmemiş, sevmemiş, karalar bağlamış, işkolik olmuştur.

Şuanda terkediliyor :)



Altında klas bir vespası olan bu asistanla, istemem yancebime koy modunda çalışmaya başlar cadımız. Dizi boyunca çocuğun motoruna öldüm, çok kıskandım. Bir motor alıp süresim geldi. 


Beraber büyük haberler vurmaya başlarlar, bunun yanı sıra içip içip sarhoş olduğu bir akşam dong hayla baya yakınlaşır. Böyle işi pişirdiği sırada -ki bir de sarhoştu- nasıl olduysa gözler Allah tarafından çocuğun yaşına zoomlandı :) kendinden 14 yaş küçük olduğunu görünce çocuğu nasıl tekmeledi belli değil :) 



Dizi boyunca çocuk saydığım tüm süper kahramanlar oldu ve kadını her türlü kötü durumdan korudu, kolladı filan. Bir de inanılmaz doğal bir oyunculuğu olduğu için, sanki kendimi koreli birini değilde Türk birini izliyormuş gibi hissettim.Çok tatlıydı ayrıca aralarındaki diyaloglarda çok şekerdi. Bi durum olduğunda çocuğun gülerek "bo bo wee" diyiş filan.. -gözlerimden çıkan kalpler-


Aralarındaki enerji böyle doğal ve tatlı olmasa bu diziden bir cacık olmazdı diyim ben size.. Kadın iyi oyuncu, rollerinin hakkını veriyor kadınıda seviyorum ben ^^


Bir durum olduğunda "kuul" diyişini pek sevdim. Bu hareketi bende yapcam ama benimki havalı olmuyo :)

Bu sahnede yaş farkından dolayı çocuğun şarkıların coverlarını bilmesi filan acayip hoş ve geyikti. B to the I to bang bang :)


Gelelim Shi hoon sunbae ye.. Adam meğer düğün zamanı vurulmuş gelememiş, bir de yardımcısı kızı arayıp seni terkediyor demiş kıza. O da yüzükleri göndermiş doğal olarak.Ama yedi sene boyunca bir kere bile  aramamış hiç. Dememiş yani bi vurulduk hemen terket zaten diye. İnsan tepki göstermek için bile olsa arar yani. O kısmı saçmaydı. E hadi aramadı ama sonra yardımcısının yediği haltları öğrendi, kıza hala bi iyi bi iyi. Ay benim dalasım geldi burdan, onlar bir sakin.
O kısım da saçmaydı. Birisi öyle bir şey yapcak, illa ben bi o saçları dolarım elime :)))

Ama her şeye rağmen sunbae çok tatlıydı, gerçekte olsa cadı bin kere evlenirdi, çoluk cocuğa karışırdı sunbaeyle ama dizi olduğu için sunbaeyi bir kenara bırakmak zorunda :)




Bu şapşalların diyalogu süper, özellikle ilk resimdeki sahneye bitmiştim :)




 Cadının kankası. Onunla tek geçinebilen hatun & kocası da komikti :)


ama en bombası bu çiftti :) Anneye bayıldım ^^^









Vee mutlu son. davullu zurnalı değil ama olsun konu itibariyle sonda gayet güzeldi..

Ayy ne yazdım be! :) Hadi bakalım izleyenler, beğenenler yorum bıraksın!

Ciao!

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Miikemmel Kadın!

Gün geçmiyor ki aklımda yeni ve keskin konular belirmesin.

Şimdi bahsedeceğim konu, bence bir çoğunuzun kafanızı sallayarak "evet evet çok doğru" diyerek okuyacağınız bana hakvereceğiniz bir konu.

Geçen kıymetli bir arkadaşımla sohbet ederken günümüzde artık toplumun kadından mükemmelliyet beklediğini 10 parmağında 289 maharet bulunduran süper womanlar istediklerinden bahsettik.

Mesela, adam evlenecek, istiyor ki aradığı eş çalışsın,iyi bir işi maaşı olsun,güzel olsun,şık giyinsin,mümkünse zengin olsun, hamile kalınca kilo almasın, huyu güzel olsun, iyi bir anne olabilsin, kandillerde dindar, mandillerde mindar olsun. Armut olsun, sapsız olsun, ağzına düşsün.
Ne kaaa güzel değil mi? İnsanın erkek olası geliyor!
Böyle bir kadın yada insan profili olamaz. Ama bunlar ciddi ciddi isteniyor. Ve artık bunu sadece erkeklerde istemiyor. Herkes istiyor. O erkeğin annesi de istiyor, halası da istiyor. O kızın ablası da istiyor kankasıda istiyor.
Nedir bu mükemmelliyet isteği?
Nedir bu bitmek tükenmek bilmeyen, manasız istekler?

Sosyal ağlar, özellikle instagram, hepimizin hayatını gözler önüne seriyor. Bende şimdi ay kullanmıyorum çok gereksiz yha diye açıkcası artizlik yapmak isterdim ama deliler gibi kullanıyorum bende. Foto çekmeyi sevince bir bakıyorsunuz ister istemez hayatınız göz önünde öyle yada böyle.
Bakıyorum instagramdaki hayatlara.. Çok çeşitli. Aman Allahım...
Herkes neyse de...
Bir tayfa var. Mükemmel anneler tayfası.
36 bedenler 3 ay önce doğum yapmışlar. Sanki ben doğurdum onun çocuğunu, bir gram kalmamış ne popo da ne göbekte. Ebru şallı hepsi.
Çok iyi anneler. Çocukları çok zeki. 3 aylıkken herkesten önce agu diyo bugu diyo onun çocuğu nasıl zeki olmasın!!!! litfen...
En çok onlar biliyor en iyi bakım ürünlerini ,kremlerini, bebe mamalarını, doğal ürünleri... Hepsi birer doktor, diyetisyen, otçu, pskolog, pediatrist.
Ayrıca acayip güzel yemek yapıyolar. Döktürüyolar maaşşallahhh...
Kocalarıda nasıl aşık. Hep bebeleriyle kucak kucağa uyuyakalıyolar, uyyy aşklarıııı
Daha benim aklıma gelmeyen tüm mükemmelikler bu kadınlarda. Bir görseniz.
Böyle bir şey yok. Gerçekten yok. Yapmayın yani bunları. Nedir bu mükemmeliyet havaları. İnsansın sen, mükemmel olamazsın fıtratına ters.
Bir anne, hem çocuğuna vakit ayırıp, onunla ilgilenip, hem kendine çok bakıp hem mutfağına acayip ilgi gösterip aynı zamanda kocasıyla romantizm yaşayamaz.
Biri olur kassın ikisi olur hepsi olamaz.
Ama öyle bir lense ediyorlar ki , " aaa sen böylemisinnn nolamazz" havası. Sanki normal olanlar onlar. Böyle bir algı oluşturuyorlar. Nasıl da takipçileri var, eminim onları takip edipte bunalıma giren çok anne oluyordur.
Fake onlar fake. cidden. Siz takip edin diye bariz kasıyolar. Çok zenginlerdir kocaları, yemeğini yapan, bebeğe bakan vardır, makyajını o uyurken makyözü yapıyordur. Falan filan. Öbür türlü normal insanlar öyle olamaz.
Zaten o kadar lüks varsa, kocasınında metresi vardır. Erkek bu. Para en çok onu bozar.

Neyse aldınız siz mesajı. Takip etmeyin öylelerini. Basın unfollowu. hadi by