10 Ocak 2015 Cumartesi

Jagten /The Hunt / Onur Savaşı - 2012


 2014 te izlediğim en iyi film  Jagten yani Onur Savaşı oldu. Danimarka yapımı film, şüphesiz Mads Mikkelsen'nin oyunculuğuyla en üst seviyeye çıkmış ama gerek kurgu, gerek özgün senaryosu, iyi oyuncularıyla da taktire şayan.

Film, bazılarına durağan gelebilir ama şahsen ben çok heyecanla ve gerilerek izledim.

Anasınıfı öğretmeni olan Lucas'ın minik öğrencisi bir gün başka bir öğretmene Lucas'ın onu taciz ettiğini söyler ve olaylar başlar...

Küçük bir çocuğun ağzından dökülen "taciz" gibi toplumsal tepkinin tavan yapacağı bir konuda insanların nasıl yargısız infaz yapabileceklerini ve aslında bu infazın nasıl doğal olduğunu öte yandan bir insanın hayatının ne derece mahvolabileceğini görüyoruz.

Çok gerçekçi ve çok doğal işlenmiş film aslında bu yüzden çok başarılı.

Yani bir gün küçük kızınız size cinsel tacize uğradığını söylese, onun yalan söyleyebileceğini düşünmezsiniz bile. Nitekim çocuk kafası bu yalan da söyleyebilir.

Devamında çığ gibi büyüyen kitlesel nefret var, toplumsal baskı ve linç. Taciz söz konusu olduğunda bunların hepsi anlaşılabilir ama anlaşılmaz olan iki yakın dost ilişkisinin sakatlığı.
Yani dostunu küçük kızın bir sözüyle silip atan ve onu hiç tanımamış olan, ona hiç güvenmemiş olan baba ve bu dostluk ilişkisi. Yani durup bir an bile "ya yapmadıysa?" diye düşünmüyor.. Küçük kız itiraf ettiğinde bile susturuluyor.. "Tanrılar kan istiyor" sa toplumda kurban istiyor. Kurbanlara aç ve bu dünyanın her yerinde böyleymiş.

Aklanıp gerçekler ortaya çıktığında bile temizlenmeyen lekesiyle başbaşa kalan Lucas'ın savaşı var bir de. Çoğu zaman "terket orayı" diye söylendiğimi hatırlıyorum. Ama inatla hayatını geri kazanmaya çalışan Lucas'a cevabı filmin sonunda veriyorlar. Çok net ve ne yazık ki doğru... Çamur at izi kalsın böyle bir şey işte.

Lucas'ın oğlunun bir an bile ondan şüphe etmemesini de çok sevdim. Bu kan ilişkisi böyle bir şey galiba :) Öyle ki filmde bir an geliyor, sizde Lucas'tan şüpheleniyorsunuz. Film boyunca nefret ettiğiniz o linç toplumunun insanlarından birine dönüşüyorsunuz, filmin güzelliğinden birisi de burasıydı.

Bir de Noel gecesi gran tuvalet giyinip kiliseye giden Lucas vardı, dinin birleştirici özelliğinin vurgulandığı, bir sapık bile olsa onun ordan kimsenin kovmadığı ve Lucas'ın delici bakışlarıyla masumiyetini arkadaşına kanıtladığı sahneler... Etkileyiciydi..

Film üzerine daha çok konuşulabilir sanırım. Uzun zaman oldu izleyeli taze taze yazmayınca böyle oluyor :) Sonuç olarak ben baya beğendim.

Baya iyiydi.

İzleyenlerden yorum alayım?


6 Ocak 2015 Salı

Mustafa İslamoğlu / Hac Risalesi


(yeni yıl yeni kararlar için ben :))

  Yeni yılda yeni kararlar olayına bende kendimi kaptırmışken asıl köklü reformu okuma hayatım için yapmak zorunda olduğum gerçeğiyle karşı karşıya kalınca direnemedim.

İtiraf etmem gerekirse evlendiğimden beri doğru dürüst kitap okuyamıyorum. İtiraf ettim şuanda :) Yani düşününce çok saçma ama evdeyken kitap okuyamıyorum ve "ben hep evdeyim çocuklar"

Bir işim çıktığında, bir şeyler yapmak zorunda olduğumda ancak elimde aylardır sürünen kitabı bitiriyorum. Öbür türlü kitabı okurken bir bakıyorum hatice teyzenin sağ gözünü düşünürken buluyorum kendimi. Hatice teyzenin sağ gözünde ne var ki dediğinizi duyar gibiyim, bir şey yok işte. Ulaştığım kafa bu oluyor.

Bu olayı çözmem gerektiğinden, sizden yardım istiyorum. Sizler okuma düzeninizi/alışkanlığınızı nasıl oturttunuz?

Fikir kitapları okurken uçmayan beyinden istiyorum yetkililerin dikkatine!



İşte bende İslamoğlu'nun Hac Risalesi'yle bir girizgah yaptım. Ben İslamoğlu'nu severim, aykırı fikirleri olduğu vs söylense de bilemiyorum. Dinlerken mantıklı geliyor, hoş oturup tüm derslerini dinlemedim ve de doğru mu yanlış mı söylüyoru tartışabilecek bilgiye de sahip değilim ya. Neyse.

Yakın zamanda nasipse bir umre niyetimiz var. Rabbim nasip ederse inşallah fani ömrümde ikinci kez o mübarek beldelere ziyaret edebileceğim. Tabi insan yaptığı ibadetin idrakinde olmadığında, arapların pisliğinden, feracelerin güzelliğinden öteye gitmeyen bir bakış açısıyla dönmüş oluyor. Ben böyle olmak istemiyorum. İlk gittiğimde pek idrakinde değildim olayların, rüya gibi geldi geçti. Şimdi öyle olsun istemiyorum. O yüzden bu hac risalesi, Say, tavaf, ihram gibi umrenin mihenklerine farklı bir gözle baktırırken Hac ibadetini de öğretiyor. İnşallah hacı da olurum. Genç bir hacı olmak en çok istediğim şeylerden biri. Çünkü Hac kesinlikle genç ibadeti...

Velhasıl kelam ben sevdim ve Umre/ Hac ibadetleri hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlere, farklı bakış açısıyla görmek isteyenlere göre. Kuru kuru şunu şöyle yap bunu böyle yap tarzında değil.

Böyle işte, yorumlarınızı bekliyorum.