27 Ocak 2016 Çarşamba

Rüyalar gerçek olsa


Rüyamda bebeği bir hayvana dönüşüp kaybolan anne için seferber oluyorduk bir grup insanla. Bebeğin neye dönüştüğünü bilmiyoruz ama böyle bir yeteneği varmış. Bu yüzden sokaklarda bağıra çağıra dolanıp dikkatini çekmeye çalışıyorduk ki annesini görsün tanısın gelsin diye.

Böyle bir şeye şaşkında değildik. Annesinin umudu yoktu hiç, gitti bebeğim bulamayız artık diyordu.

Gerçekte de böyle bir tür olsa ne tuhaf olurdu değil mi?
Hayvana dönüşen insanlar.
Bir gün kelebeksin ertesi gün insan. Bir gün bir hayvandan kaçıyorsun, bir gün patronundan.



Ben kedi almak istiyorum ama cesaretim yok. Cesaret keşke marketlerde satılan bir şey olsaydı.

" Bir kilo cesaret, üç kilo irade yok sen iradeyi beş yap bana çok lazım oluyor, iki kilo sabır vee beş kilo huzur alabilir miyim? "


Bazen oturup hakkımda dedikodu yapanları düşünüyorum.
Sonra arkamdan küfür etmiş insanları.
Bir canım sıkılıyor görseniz karadenizde gemileri batmış armatörün canı böyle sıkılmamıştır.
Bir bozuluyorum kendi kendime.
"Ya ben o kadar da kötü bir insan değildim neden yedim ki şu küfürleri" diye.

Ahirette dev ekranda bunları görücez ya, çok korkunç değil mi?
Peki ya bizim ettiğimiz küfürler? omg.


Her gün "ne yemek yapıcam?" sorusuyla dolaşıyorum.
Afrika da açlıktan ölenlere inat ben çeşit fazlalığından yakınıyorum.
Moritanyalı hafız özür dilerim. Hiç bir şeyi çözmez ama.


Bir özür de öldürdüğüm tüm zamanlara gelsin. Ellerimde sizin kanınız var.
Elimi çok kere kana buladım, kanınız yerde kalmaz biliyorum.
Özür dilerim kendim. tüm yitip giden zamanlar için...












22 Ocak 2016 Cuma

İstiklal Cd



Bu gün İstiklal caddesindeki Tramvayın Abdülhamit döneminde yapıldığını öğrendim ve hatta bilmiyorduysanız sizde öğrendiniz.

Buradan yola çıkarak ilk istiklale gidişim geldi aklıma. Lise ikideyim. Beynim var ama kullanmıyorum o dönemlerde. İtü, Sabancı ve Boğaziçi'ne üniversite gezisine götürdüler bizi. Bir otobüs liseli heyecanlı mutlu mesut gittik. İlk durak sabancıydı. Tabi ben öyle zenginliği anca filmlerde görmüşüm. Ağzımız açık dolandık.

Derken İtü'ye geldi sıra. Eh Sabancı zengin ve modern şekerim. Bizi başörtülerimizle almıştı ama itü öyle mi ya? O almadı. Bizde iki arkadaş, almassanız biz de kıçı kıytırık üniversiteniz için başımızı açmayız diyerek otobüste oturduk iki üç saat. Şarkılar dinleye söyleye, gelen geçeni izleye bekleye.
28 şubat neydi ki? diye soran olursa, bu anımı anlatın. 28 şubat buydu işte.

Sonrasında Boğaziçi. Aldılar bizi boğaziçine.Gün görmüş üniversite tabi tabi. Mekan çok güzeldi, ortam şahaneydi. Ben ürkmüştüm yalnız biraz. Tuhaf tuhaf absürd tipler de vardı çünkü. Muhtemelen ortamın iki absürtüğü bizdik de ama ben farkında değilim tabi. Üniversitelerde öğrencilerin "çimenlere yayılma" ritüelini ilk orada gerçekleştirdik. Kazanabilseymişimdi, olurmuştu.

Sonrasında bizi İstiklal'e bıraktılar. İki saat takılın sonra şuraya gelin dediler. Bizde üç dört kız aktık istiklale. Nasıl yağmur var ama biz mutluyuz.

Benim şapşal romantikliğim o zamanlardan geliyor. Papatyalara aşığım ya, kendime hemen bir demet papatya alıyorum. Orjinal ben, tüm istiklali elimde papatyayla dolaşıyorum. Yağmur şakır şakır, tramvay gidip geliyor. Galatasaray Lisesi'nin karşısına denk düşen bir kafeye giriyoruz, üst kata çıkıyoruz. Hem ısınmak hem kurumak hem vakit geçirmek niyetimiz. Benim elimde koca buket papatya.

Hepimiz köyden indim şehire modundayız biraz, çok fazla uzaklaşmak kaybolmak atraksiyonda istemiyoruz. Vakti öyle böyle doldurduk, tam kalkıyoruz, ben elimdeki çiçeklere baktım. Bunlarla taa Bursa'ya mı dönücem dedim kendime. Karşı masada bir çift var, sevimli sevimli oturuyorlar. Edepliler yani.

Elimde buketle gittim yanlarına
"Afedersiniz, bu buketi ben kendime aldım ama yola gidiyorum size vereyim pek tatlı gözüküyorsunuz"
Çift şok. Aldı kız tabi. Sevgilisinden belki hiç almadığı çiçeği benden aldı :D
Çocuğun yolda fiyakası olmuştur bir yandan,kıza çiçek almış, hemde papatya. Boru mu?
Ayrılmışlar mıdır acaba? Ayrılmadıysalar, evlendiyseler, çoluk çocuğa karıştıysalar..
Ne tatlı!
Anılarında bende varım! :)
"Bir gün babanla istiklalde bir kafe de oturuyoruz, o zamanlar daha nişan söz yok, baban peşimden koşuyorda ben yüz vermiyorum.Sonra kızın teki gelip siz ne tatlı bir çiftsiniz  diyip  bana çiçek vermesin mi!"

Sonra şarkılar türküler eşliğinde eve dönmüştük. Yolda giderken herkes mikrafonu alıp bir şeyler yapıyordu, ne biliyim şarkıdır, bilmecedir.

Bana sıra geldi, ben şarkı söyledim.

Ben neden şarkı söyledim,ben söyledim,şarkı ..ben..
Dedim ya o sıralar beyinsiz takılıyordum. Sanırım ondan.
Yazarken yanaklarımdan alev çıkıyor ama ben şarkı söyledim.
Hem de kocaman bir otobüs dolusu ergene!

İyi ki o zamanlar akıllı telefonlar yokmuş. Olsaydı
 youtube da "detoneli kız" ismiyle benim videomu bulabilirdiniz.

İyi ki...