30 Mart 2016 Çarşamba

Mutsuzluk yazısı


 Çok mutsuzum.

Yeryüzündeki acıları düşününce mutsuzluklarım basit kalıyor..

Fakat bu hayat benim.

Bu mutsuzluklarda.

Ve ben mutsuzum.

Ve ben yine mutsuzum....




11 Mart 2016 Cuma

Özgürlerin toprağı "liberya"


Onlar “özgürlerin toprağı” nı buldular ve “özgürlük aşkı bizi buraya getirdi” diyerek bundan tam 162 yıl önce bağımsızlıklarını ilan ettiler.Liberya… Şimdilerde insanların ne kadar “özgür” olduklarını düşündüren ülke… Fakirliğin,hastalığın,hırsızlıkların,tecavüzlerin,savaşların,yoklukların,yolsuzlukların,sömürgenin ülkesi. Nüfusun çok, paranın yok olduğu ülke…
Yirmi birinci yüzyılda yirmi birinci yüzyılın çok gerilerinde bırakılan ülke…
Liberya.
Liberya’nın altıda üstüde bu kadar değerliyken, işsizlik hat safhada.Fildişi sahiline kıyısı bulunan, başkent Monrovia’da Cavalla nehri bulunan bir ülke… Bu nehirde ulaşımda yapılabilmekte .Ayrıca burada kurulan baraj önemli bir hidroelektrik kaynağı… Tabii ki tamir edilse. Liberya, elektriği olmayan ülke. İnsanlar jeneratörlerle sokaklarda dolaşmakta.Evlerde,işyerlerin de elektrik yok.Elektrik olmadığından Çin yapımı jeneratörler baş tacı.Elektriğin yokluğu,evlerdeki beyaz eşyanın yokluğuna sebep.Telekom denilen alt yapıyı sormayın.Oraya hiç el sürülmemiş.İletişim cep telefonlarıyla yapılmakta. Cep telefonlarını şarj eden dükkânlar mevcut. Belli bir miktar para karşılığı sizin için cep telefonunuz itinayla şarj edilir.
Liberya’da derme çatma barakalar var. Yağmur geçirmesin diyerek örtülen naylonlar ve naylonlar uçmasın diyerek üzerine konan taşlar var bu barakaların üstlerinde.
Liberya’da bebek ölümleri fazla. Doğan çocuklar yarı yarıya ölmekte… Liberya’da su olmayan yer çok,hem de suyun yanı başındayken.Bidonlara doldurulan sular,su olmayan semtlere götürülür bir arabada,arabanın tekerlekleriyse bir insanın ayakları maalesef.
Liberya,Liberya doları kullanmakta.Yüz dolarınızla bir “Money Exchange” nin elindeki tüm Liberya dolarlarını alabilirsiniz.“Money Exchange” sizin bildiğiniz o yanıp sönen şerit halinde “Money Exchange” yazıları geçen pırıltılı dükkanlara hiç benzemiyor.Küçük bir sandık üzerinde tomar halinde paket lastiğiyle paketlenmiş Liberya dolarları,size göz kırpıyor,gsm kontürleriyle birlikte.Başındaysa “Money Exchange” abi.
Liberya, iç savaşlarından sonra çok göç vermiş ve ekonomik çöküntü yaşamış.Kişi başı milli gelir yıllık 300 dolar.Fakirlikte birlikte,hırsızlık,gasp,kapkaç alışılagelmiş olaylar.Tecavüz ise Liberya’nın acı gerçeği.BM tarafından konulan “ rape is a crime” tabelaları her tarafta. Halkı bilinçlendirme çabaları tabelalarda…
Edward Zwick’in yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği başrollerinde Leonardo Dicaprio, Djimon Hounsou ve Jennifer Connelly’nin bulunduğu “Blood Diamond” ( Kanlı Elmas) filmini hatırlarsınız.Bu filmden sonra, bir çok kadının elmas istemeyeceği bile söylendi.Film,1990’larda Sierra Leone’yi kuşatan iç savaşla birlikte, siyahların nasıl sömürüldüğü,elmas için insanlara neler yapıldığını,küçük çocukların ölüm makinelerine nasıl dönüştürüldüğünü anlatıyor. Kuzeybatısında Sierra Leone’ye sınırı bulunan Liberya’nın elmasları içinse bebek katili İsrail’in gelip elmasları çıkartması isteniyor ve bu siyahlar için umut oluyor…

Liberya’ya dair söylenecek o kadar çok ve bir o kadar da az şey var.Yirmi birinci yüz yılda İnsanlığın muhtaç oldukları şeyleri görünce, birilerinin keyfine şaşmadan edemiyorsunuz.
Liberya aslında bazı şeyleri anlamada, görmede bir örnek sadece…

8 Mart 2016 Salı

Madame Coco





Evimin karşısında üç katlı kocaman bir Coco mağazası var.

Coco'yu seviyorum. Fiyatları uygun ve çeşit fazla. Melek ve kadın figürlerini ayıklamak zor olsa da arada uygun ve kullanışlı şeyler bulabiliyor, hediye konusunda  sıkıntı çekmiyorum.
Bir dönem Çin'de yaptırılıyor her şeyi, Çin malı Coco yu almayın diye tepkiler görsem de sıkıntı etmedim.
Milletin elindeki iphone larda Çin de yapılıyor ama kimse bu Çin de yapılmış almayayım demiyor :) Bakarsanız "designed by california  assembled in China" yazar telefonlarda. Made in China nın çevir kazı yanmasın versiyonu. Apple cası.  Günümüzde her şeyin fabrikası Çin de. Maalesef. Bu konu başka bir konu buraya girmeyelim hiç.

Neyse efenim, bazen bir Coco ziyareti yapar, bakınırım, bir şeyi uyguna bulur almaya niyet eder ve çoğunlukla o şeyi almadan çıkarım. Neden?

Çünkü üç katlı Coco'nun iki kasası vardır, önünde abartısız yirmi kadın sıra bekler. O iki kasanın teki de yoğunluktan çalışmaz ve sadece 1 (yazıyla bir) kasa çalışır.

Normalde çocuğuna iki dk sabredemeyen o kadınların yarım saatlik kasa sabrını görseniz hayretiniz şaşar.Hiç birinin gıkı çıkmıyor.
Üstüne üstlük üç katlı mağazanın toplasan beş tane elemanı yok. Outlet kısmı var ve çingen çadırından kötü vaziyette. Bu beş elemanın beyni yanıyor ve sürekli eleman değişiyor ne zaman gitsem doğal olarak.
İnsan olan öyle bir işte yapamaz çünkü.
O kadar fazla ürün var ve  kadınlar o kadar fazlalar ki.. Hepsi tek bir elemana sürekli bir şeyler soruyor, onu çekiştiriyor,ondan istiyorlar.
Ne zaman gitsem bu görüntülere üzülüyorum. Bu insanlar bir de akşam 9'a 10 a kadar çalışıyorlar ya. El insaf!
Dün yarım saatlik kasa serüvenimin ardından artık dayanamadım, bu hal nedir, patronlarınızın kasa açmaya eleman almaya niyeti yok mu diyerek sitem ettim. Bir dokun bin ah işit! Elemanlar doğal olarak benden dertli. Kasayı bırak, bir fazla eleman almıyorlar diye bana dert yandılar.
Genel merkezinize şikayet etsem? Talepte bulunsam dedim.
Sallamazlar maalesef dediler.
Üzüldüm.
Koskoca mağazalar zinciri, her avm de şubeleri bir de böyle ekstra koca koca şubeleri var ama hizmet sıfır. Sen bu insanları zaten askeri ücretle çalıştırıyorsun, günlük cironu tahmin bile edemiyorum. İki fazla eleman alamıyorsun. Pes!
Bu kadarda insan sömürülür mü ya? Sömürülüyor işte.
Ama hata bizde. Bende. Ucuz diye güzel diye gidiyor oralardan alışveriş yapıyoruz. Kendi derdimizden oradaki elemanların ne yaşadığını görmüyoruz ve böyle insan sömüren mağazaları
zengin ediyoruz.
Ben yine de online sitelerinden şikayette bulundum.
Blogumda bunu da yazıcam dedim.
Bir şey farketmez herhalde ama olsun safımız belli olsun :)

6 Mart 2016 Pazar

Belgeseller : Everyday Rebellion / The kingdom of hapiness and madness




Bu pazarı ya da bir pazarı belgesel izleyerek geçirirsiniz belki diyerek size tavsiyelerde bulunmaya geldim.





Everyday rebellion, dünya üzerindeki sivil itaatsizliği, aktivistleri, aktivist grupları onların gösterilerini ve direnişlerini konu alan bir belgesel. İspanya, Abd, İsveç, Ukrayna, Mısır, Suriye, İran ve hatta gezinin gösterildiği Türkiye gibi ülkelerde ki gösterileri, direnişleri aynı zamanda akademisyenler, gazetecilerin fikirleriyle süslemişler belgeseli.

Ben belgeseli insanların inandıkları şeyler uğruna savaş vermeleri, davalarında nasıl ısrarcı olduklarını göstermesi açısından sevdim. Bu gün bir yerlerde hala idealist olan ( ideallerimiz çatışsada) bu yönde yaşayan insanların olduğunu bilmek güzel. Bu günlerde hepimizin derdi, lüks yaşam, biraz daha parayken...

Zemini barış üzerine kurulan bir direnişin toplum tarafından desteklenip büyütüldüğünü ve bunun ses getirdiğini, şiddetle beraber var olan bir gösterinin yada hareketin karşılık bulamadığını, karşılıksız kaldığına dikkat çekmek istemişler. Barışçıl gösteri formları, organize hareketleri ele almışlar.
Çok zekice olan, kimseye zarar vermeyen ama dertlerini de anlattıkları gösteriler. Bir sürü pinpon topuna bir şeyler yazıp önemli sokaklardaki merdivenlerden aşağıya atmak, duvarlara sanatsal grafitiler yapmak, bizdeki olan merdivenleri boyamak gibi..

Femen gibi sapıtık kadınları bile taktir ettim :) . Şöyle ki kadınlar organize olup meme açıyorlar, "çıplaklık özgürlüktür" diyip deli danalar gibi koşturuyorlar  :) Böyle komik ideallerin ve hallerin sonunda sürgündeki hayatları aldıkları ölüm tehditleri onları kamçılıyor ve daha iyisini yapacağız diye yaşıyorlar.. Kendi kendime diyorum "dostum kadının çıplaklık ideali ona sürgünde yaşama gücü veriyor, bizler afedersin kıçımızın korkusuna bir şeye sadece hayır demeye bile çekiniyoruz"



The kingdom of hapiness and madness, yani Mutluluğun ve deliliğin krallığı, efsane adam hayao miyazakinin hayatının belgeseli. Ben çook keyif alarak izledim çünkü kendisine ve animelerine olan hayranlığım malum. Onun mütevazi yaşamı, doğa sevgisi,uçma tutkusu, studyo ghibli,  jübile filmi wind rises in yapımı, suluboya ve çizgilerin dünyası... Öte yandan film yetiştirme telaşı, sunumlar, tanıtımlar, yapımcılar... Hepsine kısa kısa değinmişler. Bir animenin yapılışının bu kadar zor olduğunu asla tahmin etmezdim. Kare kare tüm filmi 400 kişi ellerinde çizmişler ya, tam delilik! Tam bir sanat.. Hayran olmamak elde değil.




Geceleri gündüzlerine karışarak bir film yapıyorlar ama geri dönüşümü muhteşem tabi. Müziklerden ses sanatçılarına her şeyine acayip özen gösteriyor miyazakicim. Ama şöyle bir düşünürsek benle yaşıt totoro'nun ekmeğini  yaklaşık 30 senedir  yiyorlar ve bence bir 30 sene daha yerler :)
Burada aklıma hemen "insanın ancak çalıştığının karşılığı vardır " necm 39. ayeti geliyor. Ne kadar da doğru!!..

Sizde Miyazaki severseniz izlerken benim gibi eğlenirsiniz sanıyorum ki. Studyo Ghibli yi görmek bile çok mutluluk vericiydi.Miyazaki kim ola ki diye soru soranlara pek tavsiye etmem :) Çünkü doğal olarak bolca studyo ghibli yapımlarından bahsediyorlar, fransız kalıp sıkılabilirsiniz.

Herkese keyifli seyirler :)