26 Haziran 2016 Pazar

Mustafa Kutlu - Hesap Günü



 Bu kitaptan sonra iyice anladım ki ben Mustafa Kutlu öykülerini seviyorum.

Uzun zaman olmasına rağmen tadı damağımda kalan, bir solukta okuduğum, okurken altını çizmelik satırlar bulduğum, etkileyici bir hikayeydi.

Kundakla musalla taşında bir hayat öyküsü. İki ezan arası insan.

Hikaye, kahramanımızın cenaze töreninde başlıyor. İnsan nasıl yaşarsa öyle ölüyor.

Her şeyini tadıyor diyebilirim şu hayatın. En etkileyici kısmıysa ölmesi.

Başarı, güç, şan, şöhret,aşk, kadınlar, yuva, evlat,başarısızlık, aldatılma, hayal kırıklığı... ve sonunda ölüm.


Gerçekten çok güzeldi ve böyle silkeleyici bir yanı da vardı.

Buracığa  Suavi ağabey'in kitapla alakalı yazısını da iliştiriyorum. O daha güzel anlatmış tabiyki.

Alınacaklar listenize ekleyin, benden tavsiye.


 HESAP GÜNÜ 
MUSTAFA KUTLU






-TANITIM YAZISI-
“Musallada bir tabut, yeşil örtü üstünde, yapayalnız…

İkindi  okunmuş,  namaz  kılanlar  camiye  girmiş,  kılmayan  kalabalık  cami  duvarına  yanaşıp  saçak  altına
sığınmış.  Alafranga bir muhit;  ama gelin durumu izah edin. Erkekler cami duvarında, kadınlar şadırvan
altında. Haliyle haremlik selâmlık olmuş. Böyledir…

Önce  bir  büyücek  naylon  top,  pat-pat  zıplayarak  müezzinin  bahçesine  kadar  gitti,  mısırların  arasında
kayboldu.  Topun  ardından  bir  oğlan  çocuğu  altı,  yedi  yaşlarda; onun  ardından  aynı yaşta  bir kız,  mısır
püskülü sarı saçlarını savurarak koştular.

Hem koşuyor, hem gülüyor, hem cıvıl cıvıl konuşuyorlar. Mısırların arasında kayboldular. Çocuklar böyle
bir rüzgâr estirdiler işte. Gökyüzünün karanlık çarşafı keskin  bir bıçakla yırtıldı. Arasından güneş çıktı,
beyaz bulutlar. Kuşlar ötmeye, çiçekler açmaya başladı. Şadırvan havuzundan su sesi geldi.
Hayat olanca parıltısıyla cami avlusunu ışığa boğdu…






Baskı Sayısı1. Baskı
DilTÜRKÇE
Sayfa Sayısı158
Cilt TipiKarton Kapak
Kağıt CinsiKitap Kağıdı
Boyut13.5 x 19.5 cm


21 Haziran 2016 Salı

Oh My Venüs (2015)




Oh My Venüs, 2015'in favori dizilerindendi benim için. Konu çok kötü bile olsaydı Min ah & Ji sub ikilisinin tatlışkolukları için izlerdim sanırım. Beraber oynadıkları reklamlarda öyle güzel enerjileri vardı ki gerçekten bir dizi yapmalarını bekleyen çok insan vardı.





Konuya gelirsek,  Kang joo eun (Min ah), vakti zamanında Daegu Venüs lakabıyla bilinen, herkesin yoluna güller serdiği güzellikte ve başarılı  yüzücü   bir sevgilisi olan  bir genç iken, 33 yaşında hayli kilo alıp o güzelliğini kaybetmiş ama avukat olmuş bir kadına evrilmiştir.
Liseden beri devam eden o efsanevi aşkı da kaybolan güzelliği gibi kaybolmuş, sevgilisine eskiden şişman ama şimdi taşa dönüşmüş olan joo eun'nın eski bir arkadaşıyla beraber olup boynuzu takarak terketmiştir.

 John Kim yada Kore ismiyle Kim Young Ho ( So ji Sub) , yurt dışında çok ünlü bir kişisel koçtur. Fakat aynı zamanda Kore'nin zengin ailelerinden birinin oğludur. Çocukluğunda bir takım travmatik olaylar yaşadığından yurtdışında John Kim olarak yaşamayı tercih etmiş fakat  ailesi  Kore'ye dönüp şirketin başına geçmesini istediği ve John Kim olarak bir takım skandallarından kaçtığı için bir süreliğine Kore'ye dönmüştür.

Bu süre zarfında kaderin cilvesi olarak Kang joo eun'la yolları kesişir, Joo eun onun John Kim olduğunu keşfeder, zaten boynuzu yemiş olmanın verdiği gazla, john kim'i kendisine koç olması için ikna eder. ( Biraz tehditle :) ) ve böylelikle dizi başlar.


Bundan sonra spoiler,

Bir kere konu beni benden aldı :) Şişman kızların zayıflayıp intikam aldığı filmleri, dizileri çok severim. Hayatı boyunca kilo sorunu yaşamış biri olarak diyebilirim ki bu dizi benim dizim :)

Dizi boyunca kang joo eun'dan 300 kilo gibi bahsedip durdular.


Ki bence kadının bu hali bile çok güzeldi, tatlıydı :)
Konu klasik olsa da işin içinde ji sub olunca o iş tatlılaşıyor. Adamın donuk ama iç ısıtan bir yanı var kesinlikle. 
Rolünü çok yakıştırdım, vucüd yapısı, bakışları, mimikleri sanki gerçekten koçluk yapıyormuş gibiydi. Hoş eminim günde en az iki saat spor salonundan çıkmıyordur :)

Çok sevimli ve komik sahneler vardı.
Favori sahnelerim: 
İlk bölümdeki korse sahnesi ne utanç vericiydi! :) 


İkinci bölümdeki kızı düştüğü yerden şovalye gibi kurtarıp durumu kotarışı kalp ben.



Minah gamzesi diye bir şey var :) Gamzeyi fark ettiği an 


Ben karbonhidrat yemem diye diye dolandığı bu sahneler


Asansör sahnesi!.. Burda ji sub'mın " kızım ne abartıyosun yaa sana evlenme mi teklif ettim sanki" tadında ayar verişi :)


Ji sub tatlılığı kalp ben . İki de bir kollarını açıp sarılmayı beklemesi 



Kang eun joo'mın bir zaman sonra young ho'yu sürekli bu modda görmesi :)




Beraber plank duran çift sevimliliği.


Bu arada bu hareketin kalp yapmak olduğunu yeni anladım! :o Bu nedir arkadaş ya deyip duruyordum kendi kendime :)


Yan karakterlerin şapşikliği!


Bu sahne!



Ve tabii ki efsane evlilik teklifi! Vay be demiştim izlerken!


Aileyi ziyarete gidişleri. Onun öncesinde Venüs'ümüzün halmoni'yle görüşmesine kopmuştum. Hele para hazırlayışı! ahaha..


                                                   

                                           Ve tabi ki son! Eun'nın eski haline dönüşü :)










Mutlu sonları kim sevmez?







17 Haziran 2016 Cuma

İki yabancı olmadan önce - Renee Carlino


Yaz geldi!

Yazlık kitaplara meraba ozaman.

Bunlardan ilki  "İki yabancı olmadan önce" .






Bu kitap Seyhan'cığımın hediyesi. Kitabı elime  aldığım gibi bitirdim diyebilirim. Gerçekten çok akıcı bir hikayeydi. Kitabı kapattığımda ise mutluydum.

Böyle kitaplar bir solukta okunur okunmaları kolaydır ama her zaman hikaye içine almayabilir. Meraktan elimden bırakamayıp ne olucak diye diye iki gecede bitirdim kitabı.
(Uykudan önce kitap okuyanlar klubu var mı?)

Pulitzer ödüllü Matt otuzlu yaşlarında, eşinden yeni boşanmış, hayatının kötü zamanlarını yaşarken metroda üniversite aşkıyla karşılaşıyor. Zamanında kötü ayrıldıkları içinde ona ulaşıp "bir kahve içip anıları yadedelim" diyerek aramaya başlıyor. Sonra görüntü fulu laşıyor ve biz geçmişe gidip Matt -Grace ilişkisini okuyoruz. Geçmişten günümüze doğru gelip hikaye sonlanıyor.

Çok ekstrem bir hikaye olmasa da sıcaktı ve merakla okutuyor kendini.
Yazlık alışveriş yapacaklara tavsiyemdir :)


İKİ YABANCI OLMADAN ÖNCE

Renée  Carlino

Sayfa Sayısı: 368

Baskı Yılı: 2015


Dili: Türkçe
Yayınevi: İndigo Kitap


Aşkın ikinci şansı olur mu? İki Yabancı Olmadan Önce - Renée Carlino 15 Yıl 5478 gün Karşılığında ise birkaç dakika…

Ayrılık zordu ama kavuşmak da bir o kadar imkânsızdı bizim için. Aradan geçen onca yıl, yaşanmışlıklarımız, yitirdiğimiz heveslerimiz vardı…

Hayatın bilinmeyen denklemleri, tesadüfleri derken Matt'in çocukluk aşkını görmeyeli on beş yıl olmuştu, tam 5478 gün. Sonra bir çarşamba akşamı, sayısız günlerin içinden bir çarşamba akşamı, yeşil gözlerini hiç unutamadığı ilk göz ağrısıyla karşılaştı. Hayat adil değildi, "On beş yıla karşılık en azından bir selam verebilseydim," diye isyan etti. Ve dünyaya, dünyayı da aşıp evrene bir mektup yazdı:

"Seni gördükten sonra tüm hayallerim, çocukluk anılarım geldi gözümün önüne. Biliyorum, çılgınca gelecek sana, belki de mektubumu okumayacaksın. Yine de her zaman ikinci bir şans vardır, bunu sen de biliyorsun. Haydi bir çılgınlık yapıp on beş yıllık kaybımızı arayalım…"
-Matt-

"İki Yabancı Olmadan Önce duygularınızı canlandıracak, güzel bir hikâye, daha da ileri gidip 'en iyi ikinci şanslar romanım' diyeceğim. Tesadüf aşklar, tutkulu anlar, ruh eşleri… Bu kitap 5 yıldızla dolu!" 
-A Bookish Escape-

"Güçlü ve dokunaklı bir hikâye… İki Yabancı Olmadan Önce büyüsüyle sizi ilk sayfada dünyasına alıp ilk aşkların acısını yeniden hissetmenize sebep oluyor, kitabın sonuna ulaşmak için sayfaları ne kadar hızlı okuduğumu hatırlamıyorum bile!"
-Tracey Garvis-Graves-
(Tanıtım Bülteninden)




8 Haziran 2016 Çarşamba

Meg Ryan Filmleri


 Meg Ryan'ı seviyorum.

Çünkü onun filmleri çocukluğum demek. Uslanmaz romantikliğimi oluşturan filmlerin başrolü olmuş hep. Bir de  ona has tavırları, o kısacık saçları,  giyimi  filan...

Ne bileyim tatlı kadın.

Bir çok filmi var ama ben favorilerimi paylaşacağım. İzlemeyenleriniz varsa, çok ayıp. İzleyin.


                                                      You have got a mail (1998)






  Bu en en en favori Meg Ryan filmim. Neden mi? Çünkü içinde Tom Hanks gibi güçlü bir etken var. Yanında da bonus olarak konusu. Megi cim ve Tomcuğum birer kitapçılar filmde. Meginin çocuk kitapları dükkanına aşık olarak izleyen tek ben değilimdir herhalde. Bu günlerde herkesin kitap kafe gibi hayalleri varken hemde ... Ah! O kadar güzel ki, Kathleen'in kisi gibi bir dükkan istiyorum Allahım! The shop around the corner istiyorum bi tanee! .. Lütfen benimde bir gün bir dükkanım olsun :( Lütfen.



Ps. Ben bir kitapçı- kırtasiyeci kızıydım aynı zamanda. Benimde çocukluğum kitaplar ve kalemler arasında geçti. Bu yüzden sanırım, bu filmi daha bir seviyorum.



When Harry met Sally (1989) 



Megicim burada körpecik bir genç kız. Film çok eğlenceliydi. Hele ki bir cafe sahnesi vardı ki! Efsane :) Böyle akıp giden bir film.  Kadın- erkek ilişkileri üzerine bolca diyalogun olduğu, güzel repliklerin olduğu.. Güzel işte ya.











French Kiss (1995)

Jönü pek beğenmesemde Megiciğime çok gülerek izlediğim film. Bonusu ise Paris! Paris'i hep çok sevdim,Fransızcaya aşığım, atalarımdan Paris'te yaşayanda olmamış ama nerden geliyor bu sevgi bilmem :) Balayımı Pariste geçirmiştim malumunuz ( burda yazar hava atıyor) beş gün dolu dolu gezmiş , bir çok yerini görmüştük ama ben doyamadım :) Ölmeden bir kere daha bu sefer baharda gitmek istiyorum. Konuyu dağıttım ama 95 'in Paris'ini izledim ben filmi izlerken.. Bağlar, bahçelerde cabası.
















City of Angels (1998)




Çok uzun zaman oldu filmi izleyeli ama ne kadar üzüldüğümü, kalbimin hüzünlere gark olduğunu dün gibi hatırlıyorum. Ah!.. Çocuktum o zamanlar ben :) Bu kadar hüzün fazla :)
Nicolas'ın Nicolas olduğu zamanlar, Meginin tatlı halleri. Dibine kadar romantizm, fedakarlık ve hüzün. Bir meleğin insana olan aşkı. İzlemediyseniz muhakak izleyin.















Kate & Leopold (2001)

Hugh Jackman ve Megi.. Zamanda yolculuk yapan bir asilin günümüze gelip Megi yle aşk yaşayışı. Günümüz dediysem de 2001 e. Zamanda yolculuk yapabilsem sanırım bende o tarihe dönerdim :) x men hallerindense bu soylu hallerin kendisine daha çok yakıştığını düşündüğüm jackman la da megiciğim tatlı bir çift olmuş. Bu da çok eğlenceliydi ya.









Addicted To Love ( 1997)

Kendilerini terkedip büyük bir aşka yelken açan x sevgililerinden intikam almaya çalışan meggie ve Sam in hikayesi. Sonu malum onlar intikam alalım derken aşık olurlar. Yine meginin en güzel zamanları, yanında Sarah jessica parkerın kocası  matheww Broderick. Eğlenceli, komik bir filmdi yine.















İşte ben böyle sevimli, sıcak romantik filmleri çok seviyorum. Maalesef bu günlerde Megicim gibi tatlı romantik komedilerin kadını da yok. Romantik filmlerin çoğu zaten saçma :( O zamanlar daha mı güzeldi yoksa ben yaşlandığım için bu zamanki romantizmi mi beğenmiyorum acaba?

Maalesef Meg ryan.. Zamanı durduramıyorum bebeğim. Yaptırdığın o botokslarla bir yaratığa dönmüş olsan da seni ve filmlerini seviyorum.





4 Haziran 2016 Cumartesi

Hala kendini çocuk sananlar.


Yine bir "hayatımda her şey ne kadarda yolunda gitmiyor" adlı yazıma hoş geldiniz.

Sabahları namaza kalkabildiğim zamanlar güneşin doğuşunu izliyorum. Kuşların uçuşu, şehrin uyuyuşu. Geceleri uyandığımda bazen kalkıp perdeyi aralıyorum, ışıklar, lambalar, sessizlik...
Bir yerlerde güzel bir şeyler oluyormuş ve ben bunu kaçırıyormuşum hissine kapılıyorum.

Tıpkı oradayken burada olmak, buradayken orada olmayı istemek gibi bir his.

Hiç bir türlü mutlu olamayacağım sanki.

İnsanlardan bir şeyler beklemeyi bırakalı çok oldu.

Kalp kırıklıklarını takmamaya başladığınızda büyümüş oluyorsunuz ayrıca.

Bir de böyle ağlamak istediğiniz ama ağlarsanız çok saçma olacak olan ortamlar ve  konular olur, boğazınıza bir şey takılır, gökyüzüne bakarsınız, konu değişsin, alaka üzerinizden çekilsin istersiniz. Yutulan koca yumruların ne olduğunu öğrendiğiniz anlardır bunlar. Ağlamazsınız, konular değişir. Kimse sizin bağıra çağıra ağlamak istediğinizin içinizde kopan fırtınaların farkında olmaz. O akşamı da her akşam gibi bir akşam sanırlar. Hatta gülersiniz bile.

Bunları biliyorsanız siz de büyümüşsünüz. Benim gibi.

Kendimi çoğu zaman onaltımda hissederdim, kalbim o kadar acıyor ki hissedemiyorum artık. Onaltı yaşımdaki heyecanım sevincim kalmadı. Bende artık otuzuma yaklaştım zaten.

Otuz.. Hiç bana uğramayacak bir yaştı sanki. O da geliyor, Allah ömür verirse.

Bakalım daha neler görücez? Neler yaşayacağız..

Güldüğümüzden çok mu ağlayacağız? Az mı şükredeceğiz.

Hayırlısı.