15 Mart 2017 Çarşamba

Sezen Aksu / Biraz Pop Biraz Sezen


Hayatını iflah olmaz bir romantik olarak geçiren birinin ergenliğinin öyle olması kaçınılmazdır sanırım.
Ergenliğim, Sezen Aksu dinleyerek geçti. Bilirim yani Sezen şarkılarını. Hatta geçenlerde "Kaçın Kurası" şarkısını yeni duyduğunu söyledi bir arkadaşım. Gerçekten uzaylıya bakıyormuş gibi baktım ona. "Yavrum baban nereli, nereden bu kaşın gözün temeli" lafını da mı duymadın? Bir laf var, dedem sık söyler, at görmediysen bokuna da mı basmadın? O hesap.

Biraz Pop Biraz Sezen albümünü çok beğendim. Tam bir  Sezen albümü. Sanıyorum ki herkesten geçer not aldı. Bu kadın yazıyor hocam. Böyle işte. Bazısı çok güzel roman yazar, bazısı deneme, şair olur biri, biri öykücü. Bazısı böyle şarkı yazar, insanın bam teline dokunur.

Şuracığa albümü ekliyorum ama benim tartışmasız favorim "ihanetten geri kalan" oldu.
Sizin kisi ?




13 Mart 2017 Pazartesi

Muzikal Filmler #Filmsepetim5


Asla muzikal insani degilim.
Bir anda sarki soyleyip oynayan insanlar hic cazip gelmiyor. Sirf bu yuzden Hint sinemasiyla aram iyi degil zaten.

Buna ragmen bir cok muzikali izlemisim. Girisi La La Land`le yapmak istiyorum. 




Malum bu sene akademi cok olayli verdi odulu La La Land`e :) Skandal! :) Boyle bir hatanin `hata` olabilitesi bence yok. Ne derler bilirsiniz' `Bunlar hep Amerika`nin oyunu` :)


Film bana kalirsa Oskarlik degildi zaten. Emma`yi severim, ailemizin kizi tadinda bir hatun. Oyunculugu da guzeldi filmde ama oskarlik miydi yani? Ryan`la kimyalari inanilmaz guzel tutuyor. Sirf bu yuzden sikilmadan eglenerek izledim filmi. Sonu da boyle hafiften huzne garketmedi degil ama ben nedense aradigimi bulamadim sanki. 
imdb 8.4






Les Miserables, Sefiller.. Bir klasigi muzikal tadinda yapmak zor is. 2012 yapimi film.Oyuncu kadrosu saglamdi. Sanirim Hollywood`da iyi bir muzikal yapmak onemli bir mevzu.Izleyeli epey oldu ama hayli uzun bir film oldugu aklimda kalmis. Keyifle izlemistim. Jan valjan rolunde Hugh Jackman. Filmden aklimda kalan birde onun oyunculugu.

imdb 7.6



Neseli gunler; eski bir muzikal.65 yapimi bol odullu hemde. Bas karakter Maria, yanlis hatirlamiyorsam bes cocuklu bir eve dadi olarak gidiyordu, sonrasinda gelisen olaylarsa filmin konusu. Sirf muazzam doga goruntuleri icin bile olsa izleyin derim. Tabi bir de pozitif bir film. Ismine yarasir.

imdb 8.0



Sweeneytodd, tam bir Tim Burton- Jonny deep isi. Bir de yaninda Helena var daha nolsun? Severek izlemistim. Zaten bu ikiliyi takip edenlerin izledigini dusunuyorum zira film 2007 yapimi. Vay be on sene olmus. Cikisi dun gibi aklimda halbuki.
imdb 7.4



Ve grease. Aslinda listeme dahil etmeyecektim ama o bir klasik. O yuzden listemde olsun bari dedim. Genclik muzikali. Meshur dans sahneleri, john travolta.. 78 yapimi. 

imdb 7.2  

10 Mart 2017 Cuma

Güray Süngü - Pencere'den


 Güray Süngü'yle sonunda tanıştım. Kitap tavsiyesi adına takip ettiğim kişilerin listelerindeydi hep.

Pencere'den  pskolojik bir roman. Kendi dünyasında yaşayan Ayhan'ı okuyoruz. İç seslerini, muhakemelerini, duygu durumlarını. Ayhan'nın dış dünyaya bakışını. Seken ayağını, titizliğini ve acılarını.

Okuması zor bir kitaptı ya da ben dönemimde değildim ama kısa bir kitap olmasına rağmen çabucak bitiremedim. Buna rağmen beni sıkmadı, Ayhan'ı sevdim. Doğrusu nedense biraz "Aylak Adam" vari bir tat aldım. Onunda kolay bir dili yoktu ama okunup seviliyordu. O hesap.

Güray Süngü'yle tanışmak adına doğru bir kitap değildir belkide. Diğer kitaplarına henüz geçemedim. Şubat ayı okuma açısından çok bereketsizdi, görünüşe göre martta böyle olacak. Çünkü bir yine bana kal geldi :)

Fakat Güray Süngü'nün piyasada ki tüm kitaplarını okumak gibi bir niyetim var. Sebebini bilmiyorum. Ayhan'a bayıldığımdan değil :) İsimleri güzel. "Düş kesiği, Kış bahçesi, Dördüncü Tekil Şahıs" .. Sizce de güzel değiller mi?

Aranızda Güray Süngü okuyan var mı peki?

25 Şubat 2017 Cumartesi

Mülteci

Hayatımın bitse de gitsek bölümünden merhabalar efendim.

Her günüm, sanki yağlı ellerimle kafamı kaşımışım, yanlışlıkla köpek bokuna basmışım da onunla yeni paspas yapan teyzenin gözü önünde paspasladığı yeri pislemişim gibi geçiyor.

Hayat, muhakkak bir imtihan alanı. Tek tesellim budur. Bir de efendimiz (sav) yaşadıklarını düşünüyorum. Çünkü düşünmek zorundayım. Düşünmezsem yaşadıklarıma sabredemem, ders çıkaramam ve dolayısıyla bu imtihanların hepsi boşa gider. Ne fena...
Benimkiler dert değil. Sizinkiler de değil.
Çok yaşayamadığımız bu dünyayı çok takan beyinlerimize gelsin.



22 Şubat 2017 Çarşamba

Yandım


 Bir kaç gündür aklımdaydı  bu şarkı.

Şarkı o kadar güzel ki! Dinlerken hep şunları  diyordum içimden:
- "Sen nasıl bir kadınsın da böyle sözler yazdırdın adama??"

Sonra Mazhar'cığımın sesine kapılıp replay'i ağlatıyordum. Şarkı piyasaya çıktığından beri dönem dönem bu şekilde müptelası olurum.

En son dinlediğimde içimdeki bu "kimmiş o kadın?" merakı galip geldi ve  oturup araştırdım.
Meğer şarkıyı efendimize (sav) yazmış ya  Mazhar. ???!!! Ben şok.
2002'de Umre'ye gittiğinde ilk akşam "yandım" yazmış, sonrasında yandım yandım çıkmış.
Fakat piyasaya sürerken sözlerini bir kadına uyarlamış.
Katıldığı bir programda anlatmış bunları.

Bu şarkının Efendimize (sav) yazıldığına ikna oldum ben şahsen :) Bambaşka hisler uyandırıyordu hep çünkü. Sözleri de çok anlamlıydı.

Bence artık sizde ikna oldunuz <3 p="">


20 Şubat 2017 Pazartesi

Mutluluk Filmleri #filmsepetim4


Mutluluk nedir?
İnsanın yaşamı boyunca en fazla aradığı şeyin adı mutluluk.
Nasıl, kimle veya neyle elde edildiğinin yanıtları herkeste farklı.
Bu filmler mutluluk arayışında olan karakterlerle bezeli.
Sizinde tavsiyeleriniz olursa beklerim.



Normal insan olma yolları, 30'undaki Maria'nın normal olarak mutlu olmaya çalışmasının hikayesi.
Normal insanların sahip oldukları şeyler nelerdir? Önce bunu listeler.
Sonra ikea'da tanıştığı Borja'yla anlaşma yaparlar, Maria onun kilo vermesine yardımcı olacaktır o da normal bir insan olarak yaşamaya çalışmasına...
Film, tatlış ve sakin bir ispanyol filmi. Çok fazla olayı yok ama ben izlerken keyif aldım. Sanırım bende çoğu zaman Maria gibi kendimi normal bulmuyorum :)

imdb: 6.5





Hector and the search for happiness, daha önce blogumda bahsettiğim bir film.
Onun yazısı burada. 
Simon Pegg sever biri olarak filmi bir kezde bu başlıkta anıyorum. Hem zaten direk "mutluluk" filmi :)

imdb: 6,9



Love me no more, 2008 yapımı Fransız filmi.  Her şeyi, işi, ailesi, hayatı mükemmel olan Antoine, birden hayatını "altüst" etmeye başlar. İşini bırakır, ailesini terketmeye niyetlenir.
Bu süreçte aile dostlarıyla yemek yedikleri bir sofra sahnesi vardı ki, çok iyiydi!. Mutluluğa cevap aradığı sahneler...
Son sahnedeki şiir, ayrı bir güzellik katmıştı filme.

imdb: 7.1




Bu yazıyı ,beni en mutlu eden çizgi diziyle bitirmek istiyorum.
Akage no anne yada anne the green the green gable, yada yeşilin kızı anne, bir miyazaki dokunuşlu çizgidizi. Eski ama bir o kadar güzel, bir o kadar taze.
Canım sıkıldıkça izlerim, 50 bölüm kadar olan dizi, yetimhaneden evlatlık alınan kızıl saçlı anne'nin hayatını anlatıyor. Çokça hayalperest olan anne, kolaylıkla bunalıma girse de ufacık şeylerle mutlu olabiliyor.
Tıpkı ben :)
Anne'nin büyüyüşünü izleyip öğretmen olduğunu görmek çok keyifli.

imdb: 7.9



Film önerilerinizi bekliyorum.











17 Şubat 2017 Cuma

Neşet Ertaş


 Müzik zevkim eşsiz (!) Şunu dinlemem diyebileceğim hiç bir tarz yok. Ruh halime göre her türlü müziği dinlerim. Dahası farklı tarzlarda güzel müzikleri bulunca sevinirim.

Her kıskanç müziksever gibi duyulmadık güzel bir şarkıyı keşfettiğimde kimseye duyurmayı sevmem. Bana özel kalsın, popülizme kurban gitmesin diye.

Neşet Ertaş dinlemek, biraz dert sahibi olmayı gerektiriyor. Her zaman dinlenmiyor, herkesin dinleyebileceği biri değil bana kalırsa.

Allah rahmet eylesin, her zaman sevilen bir ozandı, bozkırın tezenesiydi. Şimdilerde kör öldü badem gözlü oldu hesabı, popülizmi yapılmıyor değil. Varsın yapılsın, yeni nesilin kulağına gider belki.

Bir "Gönül Dağı" nı yazmak ve söylemek mesele.

"Havadaki turnalardan, su içtiğin kurnalardan, giyindiğin urbalardan, sakınırım kıskanırım"

Heyt be! Kaldı mı böyle sevdalar :) çok severim Mühür gözlümü..

Yinede herhalde en sevdiğim türküsü her daim bu türkü olacak.

Ne demişler, Neşet Ertaş diye yazılır Neşet Dertaşk diye okunur.






16 Şubat 2017 Perşembe

Olsun


 Bu gece sosyal medyayı arşınlarken karşıma bir kocanın karısının doğum gününü kutlayışı çıktı karşıma. "Prensesim, bitanem,canım karıcım" larla süslü, "kokun yorgunlugumu alıyor" larla bezeli bir doğum günü mesajıydı.

İlk etapta kıskandım sonra hemen kızlara gösterdim sonrasında bunun üzerinden bu muhabbetlerin geyiğini yaptık. Kocalarımız bize "prenses" dememeliydi ama çiçek alsalar olurdu.
Ardından oturup mesajınız var filmini binbeşyüzsekinci kere izledim.
Filmin her karesini seviyorum. O yılları özlüyorum. Özlediğim o yıllar mı yoksa sadece yaşlandığım için triplere mi giriyorum bilmiyorum. Sadece o zamanlar dünya daha mutlu bir yerdi sanki.
Bu da beynimin bir oyunu mu? Bilmiyorum.

Tanımadığınız biriyle uzun uzun mailleştiniz mi?
Ben yaptım. Şimdi onunla samimiyiz hala yüzyüze gelmedik ama geldiğimizde çok eğleneceğiz biliyorum. Şuan umre'de, mesajıma hala dönmedi. Büşra bu yazımı okur musun acaba? Seninle mailleştiğimiz zaman dilimleri çok güzeldi. Gene uzun uzun yazışsak keşke.

Bazen çok konuşuyorum. Dilimi baltalamak istiyorum. Sürekli bir şeyler düşünüp bir şeyler istiyorum. Hiç bir şey olmuyor. Olan şeyse genelde beni üzüyor.

İmla kurallarını hala bilmiyorum. Ki olan bağlaç mıydı zamir miydi? O nasıl yazılıyordu.? Çok ayıp, çok utanıyorum. Ama öğrenemiyorum.

Kışın çok rüya görürüm. Her gece farklı rüyalar görüyorum. Sabah kalktığımda hayır olsun diyerek rüya tabirleri sayfalarına hucüm ediyorum. Hep güzele yoruyorum, anlam kötüyse başka bir site açıp iyisini bulup ona yoruyorum. Çünkü iyi şeylerin olacağına inanmak istiyorum. Rüyayı hep hayra yormak lazım.

Kedim hamile olabilir, kedim hamile olmasın. Lütfen Allahım, nolur, lütfen...

Son günlerde bu şarkıyı dinliyorum. Sanki eski bir şarkıymış, Sertapcığım yeniden söylemiş gibi bir his bırakıyor. Sözleri güzel.

Sözleri güzel şarkı yapmayı neden bıraktılar :(









"Kestirir saçımı kendimi avuturum, bir gülü kurutur, kurursa unuturum"

7 Şubat 2017 Salı

Yalnızlık filmleri #filmsepetim3


 Yalnızlık, şüphesiz insanın en yoğun yaşadığı duygulardan biri.
Doğumumuz ve ölümümüzde ki yalnızlığa inat, sosyal bir varlık olarak yaratılmışız, tüm hayatımız, gelecek planlarımız, hayallerimiz hep kalabalıklar üzerine.
Bir çok adımı yalnız kalmamak adına atıyoruz hayatımızda. "Yalnızlık Allah'a mahsus" diyoruz.
Bu filmlerse yalnızlığa güzellemeler.





Her, konusuyla ilginç ve olabilitesi yüksek bir film. 14 Şubat yaklaşırken izlenebilecek bir film yanılmıyorsam 14 şubatta vizyona girmişti? :) Bu filmi izlerken aşkın ne kadar çok kendimizle alakalı olduğunu iyice  anladım.Theodore, yalnız bir adamdır ve bir yazılım programıyla aşk yaşamaya başlar.Telefonun ekranından ona gezdiği yerleri gösterir, dinlediği müzikleri  dinletir, dünyasını açar. Program sadece sesten ibarettir, fakat zekidir ve  karşılık verir. Ses, Scarlett Johansson'nın sesi.Son derece çekici ve aşık olunabilesi. Gerisi Theodore'un hayal dünyası işte.
Oyunculuk ve konu güzel, buram buram yalnızlık kokan bir film.




The Hedgehog, en sakin, en mutlu ve en üzücü yalnızlık filmlerinden biri.
Belki herkese bunları hissettirmeyebilir fakat ben izlerken bir yandan mutlu olurken bir yandan çok hüzünlendim. Fransız- İtalyan ortak yapımı film, bir apartmanda geçiyor. 11 yaşında elinde kamerasıyla hayata farklı bir yerden bakıp onu anlamsız bulup 12. yaş gününde intihar kararı almış olan Paloma, apartman görevlisi Reneé ve apartmana yeni taşınan aşırı hoş ötesi Japon beyfendi arasında seyrediyor film. Sırf şu Japon asaleti için izlenir film. Adama aşık olduğumu söylersem abartmış olmam. Ben sevdim filmi, şaşırtıcı sonlu. Sıkılır mısınız bilmem ama izleyin bence :)




The Lunchbox, nadir sevdiğim Hint filmlerinden. Çünkü içinde inanmazsınız ama oynama sahneleri/ abartı kareografileri  yok. (buraya alkış efekti alayım lütfen). Konu şöyle, Hindistan'da sefertası sistemi varmış, herkes şirketinde öğlen, evinden gelen sefertasını yiyormuş. Evliliğinde deli gibi yalnız olan, ilgisiz kocasının ilgisini çekmek için güzel yemekler yapmayı hedeflemiş İla'nın sefertası bir gün yanlış adrese, emekliliğine çok az kalmış, yalnızlığında kavrulan memur Sajaan'a gider. Akşam sefertası boş gelir ama yemekleri yiyen kocası değildir. Bunun üzerine yemekleri yiyene not gönderir İla. Mektuplaşmalar, yalnızlığı paylaşmalar.. Hem üç saat değildi hemde böyle altını çizmelik replikleri olan bir filmdi. Güzeldi. Ki ben bu cümleyi Hint sinemasına kurmam :)




Swiss army man, deli absürd bir film. Ya sevilen ya nefret edilenlerden. O yüzden muhtemelen filmin ilk on dakikasında sevip sevmeyeceğinizi anlarsınız. Çünkü film aynı absürdlükle başlayıp aynı absürdlükle bitiyor.
Hank ıssız bir adada intihar etmek üzereyken karaya vuran Manny'nin gelişiyle bu kararından vazgeçer. Sonrasınra Hank ve Manny, ölümüne kanka olurlar. Çünkü Manny, isveç çakısı gibi bir adamdır.
Manny'nin sorularıyla her kavramı birbir  tanımlamış, metaforlarla anlatmış senarist. Hank'in yalnızlığından deli dehşet sahneler çıkmış ortaya. Absürdlüğünü, yalnızlığını sevdim ben filmin.
Fakat filmi iyileştirenlerin yine de sadece oyuncuları olduğunu düşünüyorum. Çünkü eminim ki kötü oyunculuklarla bu film sadece bir "osuruk" hikayesinden öteye geçmezdi.
Paul Dano ve Daniel radcliffe'e tebrik ediyorum, okurlarsa ayıp olmasın :)


Paul Dano demişken, kendisinin ne kadar efsane olduğunu konuşmama gerek yok bence. Çok beğeniyoruz ailecek. Bana kalırsa bu çocuğa akademi ödül verir. Bakın melike demişti dersiniz.
Ne demiştim, heh Paul Dano dedik o zaman onun Ruby Sparks'tan bahsetmeliyim.




Calvin, zamanında çok büyük başarı elde etmiş şimdilerde yazma sıkıntısı yaşayan "tıkanmış" bir arkadaş. Bir de fazlasıyla asosyal, yalnız. Yalnızlığı tercih ediyor. Sonra bir gün oturup bir kitap yazmaya başlıyor, hayallerindeki kızı yazıyor. Sonra bir sabah, o kızı yanında buluyor. Wuhu. Düşünce harika. İşlenişe bayılmasam da Paul Dano izlettiriyor kendini. Hala izlemediyseniz izleyin efem.


İnşallah yalnız kalmazsınız ama yalnız gideceksiniz öte aleme. Unutmayın.






9 Ocak 2017 Pazartesi

Hasan Ali Toptaş / Kuşlar Yasına Gider







İkibinonyedi'nin ilk yazısı, bir kitap yazısı olsun istedim. Zira niyetim bu yıl geçen sene yaptığım tembelliği yapmamak. Ve fakat insanım da. Sağım solum belli olmaz :)

İkibinonaltı'nın son kitabı, kendisi gibi hüzünlü bir kitap oldu.

Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş'ın son, benimse onunla tanıştığım ilk kitabı.

Kitap, köyümüze gittiğimiz uzun kış akşamlarında, bizim gelişimizle anneannemlere doluşan, teyzelerim, dayılarım, yengelerim ve kuzenlerimle geçirdiğim çocukluk anılarımdan kopup gelmiş gibiydi.
Zannediyorum ki okuyan herkesin bir anısına, bir yarasına dokunuyor.
Sıradan diyebileceğim bir konuyu, basit bir dille anlatıyor yazar. Burada insanı hayrete düşüren şey, o basit dilin böylesine ustalıkla kullanılması. Böyle insanı savunmasız bırakması.

O kadar ağladım ki.
Soba başında kestane yediğim, babanemin yardımıyla kümesten yumurta topladığım, annemlerin ötekarşılardan ekin biçmekten dönmesini beklediğim, lastik pabuç giydiğim, şalvarlara özendiğim, dedemin helvası için iki saat tepine tepine ağladığım o köy günlerinden bir kitaptı bu.

Naifti. Hüzünlüydü. Özlem doluydu. Güzel kurgulanmıştı.

Okunsundu.